GeriUğur MELEKE Şenol Güneş, Ümraniye’den mağlup gelmiş
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şenol Güneş, Ümraniye’den mağlup gelmiş

Dün Telekom Stadı’nda oynanan maçın önemini kavrayabilmek için sanırım biraz geriye çekilip dışarıdan bakmak gerekiyor hadiseye.

Avrupa’nın top 10 liginde Mayıs’a üçlü şampiyonluk yarışıyla giren tek turnuva bizimkisi. Kalitemiz tartışılır ancak olağanüstü rekabetçi bir sezon yaşıyoruz. Üstelik bu üçlü yarışın içindeki iki takım ligin 31’inci haftasında karşı karşıya gelince, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da dünün en ilgi çekici maçı buydu belki de. 

Ancak maçın büyüklüğü sanırım Şenol Güneş’i de fena halde etkilemiş. Beşiktaş, bu maça gelirken ligin ikinci yarısının en çok puan toplayan, en çok galip gelen, açık ara en fazla gol atan takımıydı. Ritmi Galatasaray’dan bir tık yüksekti, formda oyuncu sayısı açısından da ezeli rakibinin önündeydi. Ancak Şenol Güneş’in sahaya çıkardığı 11 ve oyun anlayışı, bu gerçeklerle örtüşmüyordu bence. Güneş belli ki Rize ve Ankaragücü karşısında yaşadığı 30-40 dakikalık kâbuslardan çok etkilenmiş. Bunları gözünde fena halde büyütüp, Galatasaray maçına bu korkular ışığında bir 11 yapmış.

İzleyemeyenler için özetleyeyim: Beşiktaş Rize’yi 7-2 yendi ama özellikle 25-65 arası rakibinin hızlı çıkışlarına engel olamadı. Rize’de dakikalar 65’i gösterdiğinde ev sahibi ekip şut departmanında 16-6 öndeydi. Benzer bir tablo Ankaragücü önünde de yaşandı, Beşiktaş golü bulduktan sonraki yarım saatte çok fazla pozisyon fırsatı tanıdı rakibine. Şenol Güneş de belli ki, Rize ve Ankaragücü’nü farklı yenmelerine rağmen yaşanan o defansif arızalara fazla takılmış. Galatasaray’a karşı korkunç bir tercihle, üç defansif orta saha ile çıktı sahaya.

Güneş’in bu 11 tercihinin neden olduğu birden fazla arıza hissedildi siyah-beyazlılar cephesinde: Orta sahadaki o kaliteli pas trafiğini 45 dakika boyunca hiç yakalayamadılar. Ljajic solda adeta kayboldu, tribünlerden sahaya atılan o renkli kağıtların içinde gezinerek geçirdi 45 dakikayı. İlk 40’ta Ljajic’in topla buluşma sayısı sadece 4’tü! Ljajic yok olunca Beşiktaş ofansı da son derece sıradanlaştı. Burak son bir aydaki gibi beslenemedi, aşırı agresif davranışlar ve 4 faulle tamamladı ilk yarıyı.

Maça başlayan 11 ne kadar büyük bir hayal kırıklığı ise, 46’da sahaya çıkan takım bir başka büyük fiyaskoydu bence Şenol Güneş adına. Necip’i sol beke, Caner’i sol öne alarak denenen, bir palyatif teselliydi sadece. Kalıcı sonuç vermesi imkansızdı. Oysa Telekom Stadı’na galibiyet hedefiyle gelen Beşiktaş’ın ikinci yarıya çıkarken hem oyun, hem oyuncu değişikliği yapması şarttı. Necip yanlışından dönülüp, bir kenar oyuncusuyla klasik 4-2-3-1’le girilmeliydi ikinci yarıya. Olmadı... Şenol Güneş bu maçı Seyrantepe’de değil, Ümraniye’de bu ilk 11 kararını verdiğinde kaybetmişti bence.

Büyük maç ustası Fatih Terim’i de bir kader gününden daha zaferle çıktığı için tebrik etmek gerek elbette. Büyük bir maça çıkıyorum diye fantastik bir kadro tercihi yapıp rakibini şaşırtmaya kalkmadı. Zaten bu tarz büyük maçlarda yapılan “rakibi şaşırtma” denemeleri genelde kendi takımınızın şaşırması olarak döner size. Terim, ligin ikinci yarısında 13 maçlık namağlup seriyi yapan taktiği ve oyuncularıyla, daha önce Antalya’ya-Malatya’ya karşı ne oynuyorsa, onu uygulamak için çıktı Telekom Stadı’na. Bu cesur düşüncesinin karşılığını da aldı kesinlikle.

Maçın yıldızı Fernando’ydu ama Diagne’nin de Galatasaray’a geldiğinden beri en canlı oyununu oynadığını not etmek gerek. Sağ açık Feghouli-sağ iç Belhanda bağlantısı, galibiyetin bir başka anahtarıydı. Sırası geldiğinde görevini yapan Muslera’yı da, 24 yaş ortalamalı Marcao-Luyindama ikilisini de, 30’dan sonra oyuna ekstra enerji enjekte eden Onyekuru’yu da ekleyebiliriz rahatlıkla kürsüye.      

******

Maçın sorusu

Beşiktaş’ın yediği iki golde de donup kalması, oyuncuların önemli bölümünün bir önceki pozisyonun kararına takılmaları enteresan. Galatasaray iki golü de atarken, Atiba’nın kolları iki yana açıktı. Ki bu Atiba belki de bu ligin en uyanık futbolcusu. 

******

Maçın kader anı

Bence maçın kader anı, Şenol Güneş’in ligin ikinci yarısının en iyi ikilisi Ljajic-Burak’ı bozma kararı aldığı an... Ljajic’i sola hapsetmek, onu da, onunla harika bir uyum yakalayan Burak’ı da, alıştığı oyununun dışına çıkmak zorunda kalan Dorukhan’ı da geriye çekti.

******

Maçın adamı

Bu maçın büyük bir orta saha savaşıyla geçeceği, iki ekibin merkez oyuncuları Fernando-Atiba arasındaki kapışmanın netice belirleyici olacağını tahmin etmek güç değildi. Kazanan Fernando oldu. Bir büyük maç oyuncusu olduğunu bir kez daha ispat etti Fernando.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle