3 tv 2 de playstation kumandası...

SON dünya şampiyonu Almanya’nın şu anda orta sahada Draxler, Mesut, Kramer, İlkay, Kroos, Schweinsteiger, Goretzka, Geis, Meyer gibi sayısız seçeneği var.

Haberin Devamı

Santrfordaysa Gomez’in yanına net bir adam daha yazamıyorlar yıllardır. Santrfor bulamama durumu Almanya’ya da özgü değil üstelik: İngiltere Rooney’nin yanına ancak Kane’i yazabildi; İtalya Eder’i, İspanya Costa’yı devşirdi. Benzema’yı kadro dışı bırakan Fransa’nın Giroud’dan başka gözü kapalı güvenebileceği bir alternatifi yok gibi.

 

Benzer bir durum global antrenör havuzunda da dikkat çekiyor: Real Madrid, M.United, Liverpool, M.City, Chelsea, Bayern Münih, PSG gibi devlerin neredeyse hepsi antrenör arayışında oldular ya da olacaklar bu sezon. Bir ara Guardiola paylaşılamadı, Ancelotti paylaşılamadı; Mourinho seçilen değil, seçen olma noktasında neredeyse! Peki ne oldu da dünya antrenör yetiştiremez, santrfor yetiştiremez noktaya geldi? Neden lider çıkmıyor aramızdan? Birinci adam çıkmıyor, risk alan ve başaran çıkmıyor?

Haberin Devamı


Aslında şu sıralar santrfor ve antrenör yetişmemesiyle siyasetçi yetişmemesi, gazeteci yetişmemesi ya da büyük şirket yönetimlerinin yeni nesile gönülsüz geçmesi aynı temel probleme dayanıyor: Sokaklar yok oluyor. Siteler yapılıyor, yeşil alanlar tükeniyor. Bilgisayar ve cep telefonu kullanım yaşı 4-5’lere düşüyor... Gençler gitgide bireyselleşiyor, kavgayı, kazanmayı ve daha önemlisi kaybetmeyi öğrenmeden büyüyor. Çocuk gelişiminde sokak faktörü tarihe karışıyor.


Arsenal’in filozofu Arsene Wenger, takımının Şilili Alexis Sanchez’e bağımlılığını Avrupa’da sokak futbolunun yok oluşuna bağlıyor mesela: “İngiltere’de 30-40 yıl önceye giderseniz sokakların daha sert olduğunu göreceksiniz. Şimdi sokaklar sakin, hepimiz belki daha üretkeniz ama aynı oranda da yumuşak. 10 yaşında bir çocukken sokakta kendinizi 15’liklere ispat etmek istersiniz. Oysa bugün böyle bir dünya yok.”

 

 

‘BASiT OYNA’ DiYE DiYE, ‘AL VER’E DÖNDÜ

 

Aslında altyapı organizasyonu muhteşem olan Arsenal gibi bir kulübün, Alexis Sanchez gibi bir sokak çocuğuna bağımlılığı teoride son derece manasız: Caner Eler dostumun araştırmasına göre İngiltere, 10 yıl önce bile senede 40 milyon pound harcıyormuş futbol okullarına.

 

Haberin Devamı

En büyük yatırımı ise, tahmin edebileceğiniz gibi 2.5 milyonla Arsenal yapıyor. Wenger, dünyanın her yerindeki futbolcu ajanlarına dikkatle izlettiği gençleri Arsenal Akademisi’ne topluyor ve 20’lerine gelmeden A takımda şans veriyor. Akademilerde büyük bir disiplin içinde eğitilen binlerce gençten birer Gerrard veya Lampard olmaları isteniyor muhtemelen.


Her fırsatta ayağa tek top yapan, hiçbir pozisyonda aşırıya kaçmayan, 90 dakikada 13-14 kilometre koşan, sağlam fizikli, mücadeleci oyuncular. Arada fiziği zayıf olanlar veya bireysel yeteneklerini ısrarla göstermek isteyenler varsa eleniyor tabii.

 

Çünkü altyapı hocaları genelde işsiz kalmış eski futbolculardan seçiliyor ve neredeyse hepsinin hedefi gençlerden şampiyonluk kupası çıkarıp A takımlara terfi etmek. Tabii hedef bu olunca da Premier Lig’e (ve aslında Süper Lig’e de) gelen sonuçların her biri makineden çıkmışçasına iri fizikli, düz, standart sistem oyuncuları oluyor.

Haberin Devamı


Mayıs 2015’te Fourfourtwo Türkiye’den Hilal Gülyurt’a röportaj veren Mehmet Güven, altyapıdaki doğal seçilimi harika açıklamış: “Orada bize sürekli basit oynamamız söyleniyordu. Ne yapsak ‘Basit oyna! Basit oyna!’.

 

Ben de basit bir oyuncu oldum sonunda! ‘Al, ver, al, ver’, hepsi bu! Özellikle A takıma çıktığımızda özgüvenimizi kaybettik. Aradan zor da olsa karakter gösterebilenler sıyrılabildi ancak... Mesela Arda’ya ‘top tutma’ diye kızdıklarında bir gün ‘Benim oyunum bu, yaptığım en iyi şey bu. Ben bunu yapacağım’ dedi.”

 


OZAN MEHMET, OZAN VE TEKRAR MEHMET!

 

Geçen cuma Antalya-F.Bahçe maçını izliyorum. Özellikle de Ozan’da gözüm... Geçen sezon iki genç orta saha heyecanlandırmıştı bizi: Biri Eskişehirli Aytaç, diğeri Bursalı Ozan... İkisini de büyük takımlarda izliyoruz artık.

 

Haberin Devamı

Alıyorlar, veriyorlar. Alıyorlar, veriyorlar. Fazlası yok. Aytaç Eskişehir’deyken, Ozan, Bursa’dayken fazlasını yapıyordu. İstanbul’a gelince yapamamaya başladı. Önce anlam veremiyorum bu çocuklara ne olduğuna. Sonra birkaç ay önce çekilmiş bir fotoğraf geliyor gözümün önüne...

 

Trabzonlu yöneticiler, ayağı kırılan Aytaç Kara’yı evinde ziyaret ediyor. Salonda üç kerli ferli adam, bir de genç çocuk... Büyük bir sehpada sadece 6 obje var: Bir cep telefonu, üç televizyon, iki de playstation kumandası... 

 

Tekrar maça dönüyorum... Ozan veriyor topu Mehmet’e. Mehmet tekrar Ozan’a. Ve Ozan tekrar Mehmet’e...

 

Yazarın Tüm Yazıları