GeriOrhan Efe Özenç Palacios eli boş gelmedi!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Palacios eli boş gelmedi!

Orhan Efe Özenç yazdı

Tahincioğlu BSL’nin 14. haftasında ligin flaş takımlarından Eskişehir Basket’e konuk olan Beşiktaş Sompo Japan, tribün olayları sebebiyle son periyotta 15 dakika duraklayan ama buna rağmen temposundan ve seyir zevkinden bir şey kaybetmeyen maçta krizleri iyi atlattı ve maçtan 78-87 galip ayrılarak ligdeki 10. galibiyetini almayı başardı. Maçın tartışmasız iki yıldız Kartal’ı, yeni transfer olduğuna bin şahit isteyen Juan Palacios ve takımın en büyük hazinesi Sertaç Şanlı oldu. Eskişehir Basket’te ise, yabancıların vasatı aşamadığı bu akşamda iki yerli oyuncunun çabaları kazanmak için yeterli olmadı.

Hafta başında, guardların çabası oranında oynayabilen atletik ve düz uzun Lima’yı Çin’e yolculayıp yerine Ufuk Sarıca’nın Pınar Karşıyaka masalındaki en kritik isimlerden Juan Palacios’u ve geniş hücum yelpazesini ikame eden Beşiktaş, Palacios’u hemen takıma ısındırmak adına deneyimli uzunu Weems ile beraber ilk beşte başlattı. Bunun faydasını da 5-19’lik mükemmel bir maç başlangıcı ile gören Kara Kartallar’da Palacios ve Weems’in savunmada rakibe yaptırdıkları top kayıplarını hızlı hücumlarla hemen rakip potada bitirmeleri sayesinde ilk çeyrek dehşet bir farkla (18-30) sona erdi. Oyuncuların geçen haftaki Fenerbahçe Doğuş maçında yaşanan felaket ötesi maç başlangıcının etkisinden kurtulduğu da böylece ispatlanmış oldu.

Elbette ki bu verimli çeyreğin baş mimarlarından birisi de, son haftalardaki hata yatkınlığı ve hem performans hem de odaklanma yönünden sorun yaşadığı için (koç Ufuk Sarıca’nın da ifade ettiği üzere) topun ağzına gelen Boatright’tı. Boatright, gayet iyi bildiğimiz üzere kendisiyle aynı mentaliteyi yaşayan, fakat onun aksine takımı taşıma adına bir numaralı kilit unsur olan Rowland’ı daha ilk anlardan itibaren 1’e 1 düello yapmaya “ikna etti” ve rakibin ana hücum düzeninin liderini raydan çıkartarak (Rowland 5’ten fazla top kaybına sebep oldu) bambaşka yönden takıma katkı sağladı. Boatright ayrıca Palacios ve benchten gelen Sertaç’a hakiki bir oyun kurucu misali doğru yer ve zamanda indirdiği paslarla da hücuma can kattı.

Fakat ikinci çeyrekle birlikte, birden fazla unsur değişti. İlk olarak, Eskişehir’de Baron ve Marshall gibi elit yabancılar potayı döverken, benchten gelen Buğrahan Tuncer, yükselen formunu ceza ve şans şutlarındaki şahane isabetleriyle zirveye taşıdı. Üstüne üstlük Eskişehir, tüm sezon boyunca hep yaptığı gibi en kuvvetli yanlarını, yani atletizmini ve fizik gücünü oyunun her iki alanında da sergilemeye başladı ve Beşiktaş kısalarını yıprattı. Yine aynı dakikalarda Rowland’ı çektiği tuzağa kendisi de fazla kapılan Boatright da top kayıplarına başladı ve üçünü faulünü alacak kadar oyun disiplininden çıktı.

Bu yüzden inişe geçen hücum performansını toparlayan kişi Sertaç ve (hem temas alıp potaya gitmeyi hem de clutch anlarında devreye girmeyi hatırlayan Strawberry oldu ve ilk yarı 45-55 Beşiktaş lehine geçildi. Tüm dağınık hücumlarına rağmen Eskişehir’i 27 sayılık bench katkısı ve takım halinde 7/12 üçlük isabeti bulmak oldu. Beşiktaş ise ilk 50 sayısının yarısını Sertaç ve Palacios’tan buldu ve orta mesafe şutunun modern uzunda ne kadar kıymetli olduğunu gösterdi.
Üçüncü çeyrekte bu grafik aynı aktörlerle aynı düzeyde devam ederken, Ayres ve Duncan’ın bir nebze artan katkısına yine benchten gelen Yunus Sonsırma (10s) da eşlik edince fark 4-5 sayı bandına kadar indi. Lakin bu akşam resmen İbrahim Kutluay’ın mirasını devralmış gibi oynayan ve her periyodun sonunu bir basketle taçlandıran Buğrahan (21s) takımın direnişinde ve geri dönüşündeki aslan payının sahibiydi. 61-66 başlayan son çeyrekte henüz ilk dakika yeni bitmişken tribünlerde patlayan bir yabancı madde yüzünden maça 15 dakika ara verildi ve pota arkası tribünlerinden bir tanesi boşaltıldı.

Bu güzide olaya imza atan taraftar(lar)ın başı göğe erip boyu uzarken, oyuncular bu kadar akıcı bir maçta tempo, ritim ve odaklanma kaybı tehlikesiyle yüzleştiler. Nitekim oyun yeniden başlayınca Beşiktaş’ın ribaunt konsantrasyonu tamamen kayboldu, ortaya düşen her top rakipte kaldı ve Duncan ile Ayres hücum ribauntlarını leblebi gibi toplamaya başlayıp, kötü hücumları ikinci şans sayılarıyla kurtardılar. Yunus’un hayati sayıları ile 6-0’lık bir seri bulan Eskişehir’e karşı krizi Strawberry (3/4 üçlük ile 19s 3a 3tk) ve yine iyi oynamaya karar veren Boatright (4/9 isabetle 14s 8a 5tç 3tk – rakamlar sizi kandırmasın) bitirse de, özellikle Weems’in (10s) ıskalarını tip’leyerek takıma can veren Palacios ve Sertaç yine başrolü paylaştılar. Son anlarda Boatright hariç serbest atışlarda yine tökezleyen Beşiktaş, Sertaç’ın elit orta mesafe şutörlüğü sayesinde maçı 78-87 kazandı.

Beşiktaş’ta Boatright’ın düşüşleri ve istikrarsızlığı (gerçi bunları çözse onu elde tutmak mümkün olmazdı) sebebiyle bu hafta bir Josh Adams transferi gerçekleşti. Beşiktaş’ın asıl eksiği olan “Michael Roll”vari bir kısa yerine, Adams gibi Boatright ekolünden oynayan bir guardı tercih ederek, Boatright’a büyük mesajlar verildi. Maya tutarsa, Adams Boatright’tan daha âkil işler yapabilir. Ama asıl sorunlar, yani 14 maçın sadece 2’sinde serbest atışlarda %80’i geçebilmek, hücum ribauntları, temastan kaçınan narin oyun yapısı ve kısaların, bilhassa da artık oyun yapısını herkesin çözdüğü ve kolayca savunabildiği Diebler’ın (2s) verim oranı, halen sabit ve bâki olmayı sürdürüyor. Neyse ki Palacios ayağının tozuyla 7/9 isabetten 15 sayı ve 3 top çalma kaydedip ezelebed bu takımın (yani Ufuk Hoca’nın sisteminin) bir parçası olduğunu ispatladı ve 10/10 isabetle muhteşem oynayan Sertaç ile birlikte galibiyeti getiren ana unsur oldu. Palacios, ikili oyun savunması ve takım savunması yönünden de büyük katkı sağlayacaktır. Eskişehir’de ise bu maçtaki performansları için Buğrahan ve Yunus’a 5 üzerinden 5, Duncan ve Ayres’a da 4 yıldız vermek gerekir. Her iki takıma da tebrikler...

Not: 1958’de dönemin büyük NBA yıldızı Maurice Stokes’un kariyerini bitiren, 2010’da ise Andrew Bogut’un cevherini körelten cinste bir felaketin bir benzerini bu hafta içinde yaşayan, (ama neyse ki maç 2015’te iptidai ve uygunsuz mimari şartları Kerem Gönlüm’ü felç tehlikesine sokan Akatlar’da değil Ülker Arena’da oynandığı için) düzgün bir ilkyardım sayesinde, 1993’te Boban Jankovic’in yaşadığı faciaya maruz kalmayıp, tıpkı 2003’te Jamal Crawford’ın yaptığı gibi kazayı ucuz atlatan Fenerbahçe Doğuş’un oyuncusu James Nunnally’ye geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum...

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle