GeriMehmet Uygun Yaşasın anadolu takımları
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yaşasın anadolu takımları

Gaziantepspor bu defa da Balıkesirspor’a mağlup. Saha içine dair söylenebilecekler giderek tükeniyor. Sadece, maç berabere giderken gelen direnç kırıcı penaltıya sitem etme hakkımızı saklı tutabiliriz. Hepsi o kadar.

Asıl umutlanmaya ve hatta gururlanmaya değer olan ise, hafta içinde köklü Anadolu takımlarının taraftarlarının Gaziantepspor’a gösterdiği içten sahiplenişti. Öyle ki, binlerce taraftar gitmeyecekleri, gidemeyecekleri bu maç için sadece ama sadece Gaziantepspor’a destek vermek üzere bilet satın aldılar.

Görmek ve anlamak zorundayız ki; tüm Anadolu takımları aynı kaderle aynı tehditle karşı karşıya. Gaziantepspor sadece bir örnek. Yüreği şehri ve şehrinin takımı için atan herkese ibret verici bir ders. Ama ne yazık ki, Gaziantepspor ne ilk ders ne de son ders olacak gibi duruyor. 

Ne yazık ki futbol, üç İstanbullu için oynanan, adil olmasa da kendi ekonomik düzenini yaratmış, büyük bir dedikodu ve güç savaşı alanı oluyor giderek. Seyredilmeyen ama konuşulan; sevilmeyen ama uğruna savaşılan bir oyun. Aslında kazanan yok; herkes kaybediyor. Topyekun bir hezimet bu.

Her spor sayfasının, her haberin uzun uzun üç İstanbulluya ayrıldığı bir futbol iklimine mecbur ve mahkum bırakılıyoruz. Bazen kuralların dahi onların ihtiyaçlarına göre şekillendiğine, yorumlandığına dehşetli bir şaşkınlıkla tanıklık ediyoruz. Üç İstanbullu ezberletiliyor bize; adeta bilinçaltımıza işletiliyor. Seçeneksiz bırakılmışlığımızın üç seçeneği onlar. Bu işleyiş ve anlayış, üç İstanbullu dışındaki tüm takımları birer dolgu malzemesi, antrenman takımı, önemsiz figüranlar olarak algılıyor.

Oysa memleket takımını tutmak bilinçli, içten, ilkeli bir iştir. Şehir takımları yazılmış ve her gün yeniden yazılmakta olan, binlerce insan öyküsünü barındıran gerçek romanlardır. Şehir takımlarını tutmak, bir felsefedir, hayata dair bir bakış açısıdır, dik bir duruştur.

Okulda tüm çocukların üç takımı tutup, başarılarıyla övündüğü bir iklimde memleketinin takımını tutan çocuk sorgulayıcı bir beyindir aslında. Şehir takımlarını tutmak, herkes gibi olmamaktır. Tek başarının şampiyonluk sayıldığı, başarının ve gücün kutsandığı bir futbol ahvaline karşı alaylı bir ıslık, şık bir gülümsemedir memleket takımına sahip çıkmak.

Memleket takımını tutmak, yerel kültürel zenginliğe sahip çıkmak, kendin olmak, kendin kalmaktır. Başarıyı değil; değerleri önemsemektir.

Aynı marka zincirlerini kullanan, aynı futbol takımlarını tutan, aynı kıyafetleri giyen, aynı üç beş kelime ile konuşan tek tipleşmeye karşı dik bir duruştur memleketinin takımını tutmak.

Önce İstanbul’un mahalle kültürü ve o mahallelerin Feriköy, Galata, Vefa gibi takımları onurlu bir tarihi arkalarında bırakarak yok oldular.

Şimdi Anadolu’nun şehriyle özdeş, şehrinin aynası takımları yok oluyorlar birer birer. Daha da vahimi, yerlerine taraftarsız, dönemsel, tarihsiz ve hikayesiz suni takımlar var edilmeye çalışılıyor.

Evrensel olmanın yolu yerelden; değerli olmanın yolu değerlerinin olmasından; kalıcılık ise derin ve sağlam köklerinin varlığından geçer.

Olmaz, olamayız, olmayacağız. Hepimiz üç İstanbullunun gölgesindeki ayrık otları olmayacağız, onlar için birer antrenman takımı da olmayacağız. Onların ligleri için taşeron ya da dolgu malzemesi de değiliz.

Onlar en büyük, devasa, heybetli, pahalı, teknolojik, başı güneşe değen beton gökdelenler olabilir. Şimdilerde o gökdelen bahçeleri için saksı çiçeği gibi yetiştirilen yeni nesil takımlar da doğuyor olabilir. Ama bizler kökü toprağında ve kendi doğasında yaşayan ağaçlar olacağız; Gaziantep’in, Ordu’nun, Ankara’nın, Manisa’nın, Kahramanmaraş’ın, Adana’nın, Sakarya’nın, Samsun’un, Bursa’nın ve tüm Anadolu’nun ormanlarında.

Yaşasın Anadolu; Yaşasın Anadolu Takımları. Yaşamalı…


Yorumları Göster
Yorumları Gizle