Android mi ? İnsan mı?

Sahada basmadık yer bırakmaz. Adeta bir Amok Koşucusu’dur ancak hayat vermek için. Çifte ciğerlidir. Android olduğu iddia edilir velakin o işine saygı duyan ve taraftara hürmetini bu şekilde ortaya koyan bir insandır...

Haberin Devamı

MARCEL Desailly, Milan günlerini anlattığı ve ‘Kaptan’ ismini verdiği otobiyografisinde Milanlı futbocuların maç öncesi ısınma hareketlerini soyunma odası koridorlarında yaptığını anlatır.

 

Zira ‘Beyefendiler’in kendilerine biçtiği rol assolistliktir ve son ana kadar hüsn-i cemallerinin görünmemesi gerekir...

 

Bizim topraklardaysa, ısınma anları belki de bir futbolcunun en mutlu olduğu anlardır.

 

Hal böyleyken bir an evvel kendini sahaya atmak ister futbolcu.

 

Çünkü tribünler herbirini birazdan başlayacak maçta gayrete getirmek için çağırıp alkışlar.

 

Haberin Devamı

İlk yanlışta yuhalansalar da, o anda adlarına yakılmış bestelerle tribüne çağrılmak güzeldir.

 

Ahmet Kaya şarkısındaki gibi: Yalan da olsa mutluyum ya, bu bana yetiyor...

 

İSTİKRAR ABİDESİ DEĞİL, ATİBA’SI

 

Onu, “Atiba Hutchinson, çatışmalar başlasın” diye çağırırlar.

 

Evet, militarist bir söylemdir. Lakin futbolun da ‘silahsız bir savaş’ olduğuna ne kadar itiraz edebiliriz ki...

 

İlla ki karşı çıkacaksınız, o vakit siz de de bu tezahürata “Atiba Hutchinson, maç artık başlasın” diyebilirsiniz!

 

Hasbelkader bir Beşiktaş maçı izleyen kişinin, Kartallar 5-0 kazansa ve 5 golü de Gomez atsa dahi, “Yav şu Atiba çok iyiymiş” sözleri de dökülür ağzından. Oysa müdavim taraftar için Atiba’nın iyi oynaması değil, kötü oynaması haberdir. Ve bu haber de olsa olsa, ‘kara haber’dir!

 

Ne oynar, nasıl oynar?

 

Yo hayır, çok iyi bir çalımcı değildir. Frikikçi de, golcü de değildir...

 

Haberin Devamı

TDK’da bir sözcük olsa, Atiba’nın manasının karşısında ‘mücadele’ yazar.

 

Çifte ciğerlidir.

 

Koşar; sağa, sola, ileri, geri...

 

Ayağını, kafasını her yere uzatır.

 

Top kapar, kaptığını da itinayla saklar ve ipeksi bir dokunuşla arkadaşlarına armağan eder.

 

İşte en büyük estetiği, top alışverişleridedir onun.

 

Sözün özü, “Her yer Atiba, her yer mücadele’!

 

Moda deyimle ‘başarılı pas yüzdesi’ handiyse yüzde 99.9’dur!

 

‘İstikrar abidesi’ deyimini ise, ‘istikrar Atiba’sı diye değiştirmeyi teklif edebiliriz.

 

Defans önüdür.

 

Diğer tabirle ön libero...

 

Lakin sağ bek de, sol bek de, stoper de oynar.

 

Forvet arkası oynamışlığı da vakidir. Bir teşbih daha: İsviçre çakısıdır Atiba.

 

Haberin Devamı

BAŞKA TÜRLÜ BİR AMOK KOŞUCUSU

 

Abartırsan, kaleye de koyabilirsin ama asla santrafor oynatma(!) ‘Futbol yaşı’nda bıyıkları terlediği vakitler, gol işlerine de bakardı.

 

Fakat Beşiktaş semtine geldiğinden bu yana uzak duruyor ‘futbolun orgazmı’ndan.

 

Altı pasta bile pas verecek bir dostunu arar.

 

Misal, geçen sezon Sivas’ta Beşiktaş’a galibiyeti getiren golü o attı ama öyle bir goldü ki bu, esasen Atiba çizgide yakaladığı topu ağlara değil, arkadaşına pas olarak vermeyi düşünmüştü!

 

Maçtan sonra kendisi de itiraf etmişti.

 

Kesin bilgi yani! Neyse ki onun bu nadir beceriksizliği sayesinde siyah beyazlılar üç puan alıp sevinmişti...

 

Üç diz ameliyatını kapsayan 18 aylık dönem hariç, her sezonu 40-50 maçla kapatmış ve yüzde 99.9’unda da ilk 11 başlamış!

 

Haberin Devamı

Beyler, bayanlar! Atiba 32 yaşında.

 

Yuvasız Kartal’ın yoğun maç trafiği arasında bir de Kanada’nın milli maçlarına gidip geliyor.

 

Yeni Dünya’dan Anadolu’ya bu gidip gelmeler için saatlerce uçuyor (daha geçen ay toplam 22 saatlik bir uçuş gerçekleştirdi) ve bir ter idmanıyla ertesi gün Beşiktaş ile maça çıkıyor.

 

Yetmiyor, 90 dakikanın en çok didineni olarak da kayıtlara geçiyor.

 

Beşiktaş 3 puan kaybederken bile, o 3 yıldız alabiliyor.

 

Koşuyor, koşuyor ve koşuyor...

 

Evet, benim de aklıma Amok Koşucusu düşüyor.

 

Ama elinde kesici delici bir aletle çıldırmışçasına koşan bir Amok Koşucusu değil de, ayağında meşin yuvarlak olan bir Amok Koşucusu o....

 

Haberin Devamı

Ve hayata karşı değil, ‘futbol dilencileri’ne hayat vermek için çıldırısıya koşturan bir Amok Koşucusu....

 

Maratona katılıp katılmadığını soran FourFourTwo dergisine, “O kadar abartmayın, bazen ben de yoruluyorum” diyor, velakin gülerek; yani aslında yorulmuyor!

 

Sahaya çıktığında sınırlarını hep zorladığını da sözlerine ekleyerek, “Küçükken de böyleydim, sokakta sabahtan akşama kadar koşardım” diyerek parantezi kapatıyor.

 

O, ‘BİRADER’DİR  O, ‘OYUNCU-ZANATÇI’DIR

 

Çok eskilerde mahallelerdeki boş arsalarda, yenilerdeyse halı sahalarda oynanan maçlarda illaki bir takımın bir oyuncusu eksik kalır.

 

Çözüm, ya bir kişi ilk devre bir takımda, ikinci devre diğer takımda oynar veyahut da kenarda ‘izleyici’ kisvesine bürünmüş birine “Birader top oynar mısın” denilerek, bulunur.

 

Çözüm ikinci şıksa, o birader çoktan sahaya atlamıştır bile.

 

Üzerinde kimbilir kaçıncı maçın teri kurumuştur.

 

Aç be ilaçtır ne var ki farkında bile değildir bu halinin!

 

Maç bittiğinde onunla gerçekten tanışılır, çünkü çok iyi oynamıştır o ‘birader’.

 

İşte o birader, Atiba’dır!

 

Beşiktaş’ın günde üç maçı olsa, çıkar oynar; bana mısın demeden...

 

David Inglis ve John Hughson, ‘Güzel Oyun ve Gündeliğin Proto-Estetiği’ isimli makalelerinde futbolun estetiğini tartışırken ‘oyuncu-sanatçı’ yakıştırmasını yapar.

 

Pele, Best, Cruyff, Maradona, Platini, Ronaldo, Zidane ve Messi...

 

Bu topçular ‘oyuncu-sanatçı’ familyasındandır.

 

Makaleye bir katkı da benden. Bir de ‘oyuncu-zanaatçı’ vardır. Örnekse, Atiba’gilller....

 

Gösterişsizdirler velakin her neyse o şey, onu da ayakta tutandır onlar.

 

Aslında gösterişlidirler.

 

Bir marangozun sebat işi ürünündeki inceliği görmez miyiz, bakmasını bildiğimizde?

 

Yani Atiba, alınteridir, sevgidir, emektir...

 

Tribün diliyle de ‘adam’dır...

 

Sinema perdesindeyse Atiba, Selvi Boylum Al Yazmalım’ın Ahmet Mekin’in can verdiği karakterdir.

 

Güçlü bir karakter...

 

Ama hayır, o bir android değildir.

 

Bilakis işini seven, gereğini yapan ve taraftara bu şekilde hürmet eden bir insandır Atiba...

 

Güzel bir insandır, vesselam...

 

ASLIMIZ TRINIDAD AND TOBAGO’DUR

 

Kanadalı ancak aslını soracak olursanız, “Trinidad and Tobago”luyuz der size. ‘Liselim’ yıllarında basketbol oynamış.

 

Ekmek parasını niye futboldan çıkarıyor peki?

 

Çünkü özyurdunda bir numaralı spormuş futbol.

 

Sabah basket, öğleden sonra futbol takımında forma giyen Fenerbahçeli Can Bartu’nun ‘Beşiktaş misali’ olamaz mı, pekala olabilir...

 

BÜLENT KORKMAZ YAZGISI MI?

 

1999-2000 sezonu başında G.Saray, Bülent Korkmaz ile bir türlü anlaşamaz.

 

Ama satışa konan ve ömründe sarı kırmızıdan gayrı forma giymeyen Bülent, gelen tekliflere iltifat etmez. Kurallar gereği kulüp, biçtiği bonservis bedelinin yüzde 10’unu verip, Bülent’i kadroda tuttu.

 

O sezon sonunda Bülent, Kopenhag’da UEFA Avrupa Kupası’nı kaldıran kaptanıydı G.Saray’ın!

 

Geçen sezonun ortasında Beşiktaş, aralarında Pektemek ve kaleci Cenk’in de olduğu 5 futbolcuyla sözleşme yeniledi.

 

Atiba ise, serbest kaldığı tarihten sonra ancak yeni imzayı attı.

 

Ama imzaya kadar çok haber yapıldı, “İşte Atiba’nın yeni adresi” diye...

 

Umarım, Bülent Korkmaz’ın yazgısı Atiba için de saklıdır.

Yazarın Tüm Yazıları