"Erman Pektok" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erman Pektok" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erman Pektok

Şerefli koca bir ülkünün...

Milyonların kalbini çalan futbolda, sezon sonunda kupayı kaldırabilmek için sıralamanın en üstünde olmak gerek. Bunun bir tek yolu var, en fazla puanı almak. En fazla puan için ise mümkün olduğunca fazla galibiyet gerek. Maçta galip gelmek içinse gol yememek yetmiyor, mutlaka skor yapmak, hatta yediğinizden fazlasını tabelaya yazdırmak zorundasınız.

Galibiyet için skora, skor için de tek bir şeye muhtaçsınız, topu üç direkle bir çizginin arasından geçirmeye. Ne bütçeniz, ne kadro kaliteniz, ne yıldızlarınız, ne o maç öncesi sıralamadaki yeriniz, ne tarihiniz, ne hayalleriniz hedefleriniz, ne de tribünlerdeki alkış kıyamet. İlla ki skor üretmeniz gerek.

Cumartesi öğlen Atatürk Stadı'nın çimlerine çıkan iki siyah-beyazlı Ege takımının yukarıda sayılanlarla değerlendirildiğinde hiç bir açıdan eşitliğinden bahsedemeyiz. Tarihi ve hedefleri açısından rakibinin hayal dahi etmekte zorlanacağı bir hazinesi olan Altay'ın kadro kalitesi de, sıralamadaki yeri de rakibinin çok ama çok üzerinde. Bu gerçekler herkesin malumu olsa da, ilk düdük çalarken tabelada görülen skor, sahada eşitliğin olduğu belki tek şeydi. Bu eşitliği kendi lehine bozmak için de Altay'ın gole ihtiyacı vardı elbette. Ligin en skorer 2. takımı olmasına karşın, kolaylıkla skor üretmekte zorlanan oyuncularla sahadaydı Altay.

Güçlü fiziğini ve tükenmez enerjisiyle beslediği çalışkanlılığını bir türlü skora çeviremeyen Hüsamettin, Uluç ve Muharrem Ozan'ın yokluğunda esas mevkisi santrafor pozisyonuna geri dönmüş, Doğan ile beraber rakip kaleye yakın mevzi almıştı. Ozan Sol ve Furkan'dan da hızlı bir forvet kurgusunu tamamlamaları ve mümkünse skora katkı vermeleri bekleniyordu. Bu durumda zayıf rakibe karşı ortaya konan vasat futbol, gol pozisyonları getirdiyse de bir türlü golü getirmedi Altay'a. Orta sahada Ferhat önderliğinde sergilenen dinamizm, ileride bir türlü üretkenliğe dönüşemeyince, erken gol yese bisküvi gibi dağılıverecek rakibin puan koparmaya olan inancı kuvvetlendi. Beceri ve oyun zekası eksiğini bu inançla ikame eden Nazilli ekibi, 1 puanı bulunmaz nimet olarak gördüğünü hissettiriyordu.

Kilidi, İsmet Hoca'nın yerinde müdaheleleri çözdü desek yalan olmaz. Mecburiyetten yapılan Maksut-İbrahim Ferdi değişikliğinin ardından Hüsamettin'in yaşadığı kas problemi, tam iyileşmeden riske atmak istemediği için ilk 11'e koymadığını düşündüğüm Muharrem Ozan'ı sahaya sürmek zorunda bıraktı İsmet Hoca'yı. Son 20 dakikaya girerken de, gözden çıkarıvermek yerine kısıtlı kadro sebebiyle oynatarak kazanma yolunu seçtiği Ozan Sol'u kenara çekip İbrahim Akın'ı sahaya sürdü Hoca. Kilidi açan da, sahadaki kadronun yetenek ve oyun zekası düzeyini katlayan da bu hamle oldu. Bu sezon bir iki maç hariç sergilediği performansla kalbimi kazanan Mustafa Murat Uslu ile virtüöz İbrahim Akın'ın yaptığı sağ kanat hücum organizasyonu, Muharrem Ozan'ın altıpas içindeki öldürücü vuruşu ile noktalanınca, beklenen skor gelmiş oldu. Kalan azıcık sürede bile maçın son düdüğü çalmadan puanların takımlara yazılmadığı gerçeğini bir kez daha hatırlamak üzereydik ki, rakibin beceri eksikliği bu acı gerçeği yüzümüze vurmalarını önledi.

Şu durumda ne kadro kurgusu, ne oyun kalitesi, ne de zayıf rakip karşısında ancak ucu ucuna alınabilen bir galibiyet için hocayı ve oyuncuları eleştirecek durumdayız. Sonuçta hiç bir alanda adaletin olmadığı bir ortamda yaşıyoruz ve futbolda da bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Çabucak hizmetlerine verilen yepyeni statlarında oynayan, türlü organizasyon ve sponsorluklarla desteklenen, devasa bütçelere sahip olan ve devre arasında önemli takviyeler yapan rakiplere karşı canını dişine takıp potansiyelinin ötesinde mücadele veren, onuruyla gururuyla çaba gösteren bir yönetim, teknik heyet ve oyuncu kadrosu var ortada. Sağlam bir kaleci, savunma ve orta saha kadrosuna sahip olmamıza rağmen herkesin avaz avaz seslendirdiği skorer forvet ihtiyacını görmediği veya görmezden geldiği için değil, imkanı olmadığı için takviye edemeyen bir kulübüz biz. İşte belki sırf bu yüzden güçlüyüz, yenilsek de kaybetmemek için vazgeçmiyoruz. Şerefli koca bir ülkünün evlatları olmak kolay değil, hayatın bizleri bu konuda sınava çektiğinin farkındayız. İnanarak ve çalışarak mücadeleye devam edersek kazanacağımızın da...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI