GeriElif Çongur Sevim koş Alex gelmiş!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sevim koş Alex gelmiş!

Taraftarlık rüzgârının çok kuvvetli estiği futbol ikliminde, bir kulübün sembolü olmuşken, aynı zamanda bütün futbolseverlerin sevgilisi olabilmenin sırrını, sadece başarıyla çözmeye çalışmak saçmadır.

Gönüllerin kadife kaplı köşesinde yer tutmak için başarının yanında/ötesinde başka şeyler gerekir. Kesin bilgi. Her başarılı olanı oraya oturtacak olsak, ölürdük ağırlıktan, kalbimiz dayanmazdı. Teyitli.
Futbolda başarı dediğin nedir ki? Bütün matematiği gol atmak üzerine kurulu bir oyunda, gol rekorları kırılır, mevzu değil.

Herhangi bir mevkide çok iyi top oynanır, istatistiklere girilir, doğaldır. Aha başarı dediğimiz, istatistiklere geçendir. Oysa gönülden sevilmek için başarıyla birlikte çok, çok başka şeyler gerekir.

Baba Hakkı’nın sırrını on yedi yıl formasını giydiği Beşiktaş’ta, 439 maçta attığı 382 golde ararsak, bulamayız. Lefter’i oraya oturtan 400'ün üzerindeki inanılmaz gol değildir sadece. Metin Oktay'a duyulan aşkı, futboldaki başarısına bağlamak olanaksızıdır.

Oynadıkları kulüplerle özdeşleşmiş, o kulüplerin sembolü olmuşken başka takım taraftarlarının da sevgilisi olabilmeyi başarıyla filan açıklayamayız. Onları takımlarüstü bir büyüklüğün adı yapan centilmenliktir. Rakibe saygıdır.
Unutulmasın, yedikleri nefis bir kafa golünün ardından, Baba Hakkı, takımı yanına çağırır. Golü atan rakip golcü için “Bu çocuk büyük futbolcu olacak, aman dikkat edin, tekme gelmesin” der. 1946 yılında, Karagümrük maçında çektiği bir şutla ağları yırtar. Hakemin golü vermemesi üzerine taraftar yoğun bir protestoya başlar. Baba Hakkı taraftara birkaç kez “Susun!” anlamına gelecek işaretler yapar. Ancak verilmeyen golün öfkesi kolay dinmez. Bunun üzerine Baba Hakkı tribüne yaklaşır, taraftarlara “Çıkın dışarı!” der. Valla. Bildiğin “Çıkın dışarı!” Baba Hakkı'dan çekinen taraftar yatışır, protestosuna son verir. Ama bu defa da, maç sonrasında, hakemin çıkışını beklemek üzere stat etrafında toplanırlar. Verilmeyen golün hesabını rahat rahat sorabilmek için. Fakat maçın hakeminin yanında Baba Hakkı vardır. Kalabalığın arasından beraber yürüyüp geçerler. Kimsenin gıkı çıkmaz.

Unutulmasın; Lefter, Varlık Vergisi'ne, 6-7 Eylül vahşetine, Türkiyeli Rumların ikinci sürgününe tanıktır. 50 kez milli olmanın şanı “Bir Rum’a kalmasın” diyenleri sessizliği ile cezalandırmış, tanıklığını nefret söylemine döndürmeden, acılarını paylaşmadan, tek söz etmeden gitmiştir. Lefter'in insanlığı“Ya sev ya terk et”e verilmiş en şahane cevaptır.

Unutulmasın; Metin Oktay, sporda “rekabet” diye adlandırılan şeyin, piyasa koşullarındaki rekabetten başka bir şey olduğunu defalarca ispatlamış bir futbolcudur. Transfer teklifini geri çevirirken kurduğu cümle, Türkiye futbol tarihinin en kral cümlesidir: “Bizi sevenleri üzmeyelim baba!”Metin Oktay; para, pul, maç başına anlaşma laflarının çok uzağındaki bir ülkenin taçsız kraldır. Onca korkunun arasında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idamlarına karşı durmuş, imza kampanyasına adını koymuş kral bir adamdır.

İnsana tuttuğu takımı unutturan, unuttuğu takımları hatırlatan futbolcular vardır. Alex de Souza modern zamanlarda bunu başarabilen futbolculardan biridir. Fenerbahçe'ye geldiği yıl, İstanbulspor stoperi Yalçın'ı düğüm edip gol attığı dakikadan başlayarak, topu her ayağına aldığında ayağa kalktık. Her duran topta kalbimiz çarptı. Ama Alex’i Alex yapan bu değildi. Alex’in sırrını başarısında çözmedik.

Centilmenlik dışı hiçbir sözünü duymadık. Arada çok sert olduğu pozisyonlar gördük ama rakip takımlara saygıda kusur ettiğini hiç bilmeyiz. Ada’da Lefter’le bir araya geldiği an, Lefter’in onu alnından öptüğü an, Türkiye futbol tarihinin en şahane sahnelerinden biridir. Sahici, mütevazı, sevgi dolu. Birilerini sevmeyi çok özlemiştik, Alex’i sevdik.

Sonra hiç kalmak istemediğimiz bir arada; Alex’le Aykut Hoca arasında kaldık. Fıtratımızda vardı zaten, futbol sevmek arada kalmaktı. Endüstri ve futbol arasında kalmışlığımız çoktu. Sonrası iki sevgilinin zamansız, zorla ayırılması gibiydi.
Alex’in röportajında bir kez daha gördük ki, atılan golle, verilen pasla filan olmuyor o köşede yer tutmak. Heykeli dikilmiş adam, çıkıp sadece “İletişim sıkıntısı yaşadık. İnsanlar birbirimizi sevmediğimizi düşünebilirler ama böyle değil” dedi. Birileri bunun altında da hesap-kitap arayacaklardır, arasınlar.

Hesap yapıyorsa da varsın Alex yapsın. Spordan zerre kadar anlamayan mafyatik yöneticiler, sporcu olmayı eşşek kadar olana kadar öğrenemeyen futbolcular yapacağına Alex yapsın. Yanlış hesap Brezilya’dan döner.
Bir de şimdi, Alex’i, adını andığım üç efsane isimle aynı kefeye koyduğumu düşünüp kızanlar olacaktır. Yok öyle bir şey. O üç ismi taşıyacak bir kefe yok zaten, kimi nasıl koyalım yanlarına?

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle