GeriElif Çongur İlhan Hoca bizi kaymaya götür
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlhan Hoca bizi kaymaya götür

Bu futbol beni tespit insanı yaptı. Buyrunuz yine naçizane tespitlerimle yazıya girişi yapıyorum: Nasıl ki İbrahim Üzülmez’in “Deli İbrahim” lakabı, Türkiye futbol tarihinin son gerçek lakabıysa, İlhan Mansız da Türkiye futbol tarihinin duvarlara posteri asılan son yerli futbolcusudur.

Rica ederim “Yoo bunun da lakabı vardı, yoo hayır ben şunun da posterini astıydım duvara” filan gibi itirazlarla gelmeyiniz. Genel bir duygudan bahsediyorum, genel bir tespit yapıyorum, tespitlerime bin beş yüz tespitle ateş açmayınız.

Hayır yapıyosunuz çünkü. Geçen gün sosyal medyada “Yayınevindeki asistanımın hayatında ilk kez bir zarf doldurması gerekmiş. ‘Alıcıyı tam nereye yazmam lazım, göndericiyi nereye?’ filan diye sordu. Zarfı evirip çevirip kıvranıyor, çok acayip değil mi?” gibi bi şey yazdım. Yazar yazmaz başıma geleceği anlayıp “Biliyoruz tamam devir değişti, boş sosyoloji yapmayın. Gözümle görmek çok çarpıcı geldi, onu diyorum” diyerek hemen önlem aldım aklım sıra. Nafile tabii. Onlarca tespit, aynı tespitin altını çizen onlarca tespit ve onlarca itirazla baş başa kaldım. Yapmayın, lütfen diyorum bak.

Anlaştıysak, İlhan Mansız’ın Şenol Hoca’nın yardımcılığına başlaması şerefine İlhan Mansız yazacağım acık. Guti’yi de Beşiktaşlılar yazsın, mevzu oluyor sonra.

Bana sorarsanız İlhan Mansız, Türkiye futbol tarihinin James Dean’idir. Çünkü futbolumuzun gördüğü en kısa rüyalardan biridir. Çok kısa denebilecek bir süre oynamasına rağmen Beşiktaş tarihinin en sevilen futbolcularından biri olmuştur. Popüler bir ikon olacak her şeye sahiptir ama bir yandan sahici bir olma biçimi vardır.

İlhan Mansız’ın 2002 Dünya Kupası çeyrek finalinde Senegal’'e attığı o altın golü unutmamıza imkân yok. Ama benim asla unutmadığım bir golü daha var, onu anlatacağım.

2001 yılının Ekim ayında Denizlispor- Beşiktaş maçı. Denizlispor karşısında Fevzi’nin yediği iki hatalı golden sonra tribünler çileden çıkmış vaziyettedir. Fevzi’ye olan öfke yuh seslerine karışır. Fevzi perişandır. Kafasını kale direklerine vuracak kadar üzgündür.

Maçın ikinci yarısında golü bulan İlhan Mansız, golden sonra kendi formasını çıkarır, içinden Fevzi’nin forması çıkar. Devre arasında bi şekilde almış içine giymiştir. Formayı tribünlere, kameralara ve sanırım en çok Fevzi’nin kalbine göstererek yapar bunu.

Ben Survivor filan bilmem, oralarda görmedim, alanım olduğu için arada baktığım Buzda Dans yarışmasında görmüştüm İlhan Mansız’ı futbolu bıraktıktan sonra. Belli ki buzu çok sevmişti ama esas mesele şuydu; buz da onu çok çok sevmişti. Sevmezse sevmez çünkü biliyorum. Ayağını kaydırıverir insanın. Buz, sadece gerçek bir aşka aşkla karşılık verir.

İlhan Mansız çok yakışmıştı buza, beklenmedik biçimde başarılıydı, şovun bir parçası olmaktan ötesi vardı aklında çok belliydi. Uluslararası düzeyde bir sporcu olmak için dört- beş yaşında başlanması icap eden buz patenine otuz dokuz yaşında âşık olmuştu. Bu aşk açık olarak büyük emek talep ediyordu. İlhan Mansız o emeği, buz da ona hak ettiği karşılığı verdi. Dünyanın en teknik, en zor, en sinir bozucu sporlarının birinde akıl almaz bir ilerleme sağladı, işi uluslararası yarışmalara katılmaya kadar zorladı.

Hâsılı, bence İlhan Mansız’ın Beşiktaş’ta teknik direktörlük yardımcılığına gelmesi çok şahane karar. Sadece bir sporcunun yuvasına dönmesi diye okunsa bile şahane. Ama ötesi de var: İlhan Mansız iyi sporcudur. İnatçıdır. Emek vermekten geri durmaz. Zamanında takım arkadaşının halinden anlayıp gereğini yaptığı gibi tahmin ve umut ediyorum ki öğrencilerinin de dilinden iyi anlayacaktır. İyi bir hoca olacaktır.

Hem Beşiktaşlılara hem memleket futboluna hayırlı uğurlu olsun, umarım çok başarılı günler görsün, sonra da ayağına patenleri geçirip bizi buza götürsün. 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle