GeriElif Çongur Beşiktaşlı Şükrü Gülesin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Beşiktaşlı Şükrü Gülesin

Şükrü Gülesin, 14 Eylül 1922’de doğar. Futbola Kınalıada’da başlar. Kaleci olarak. Kısa bir süre sonra forvet pozisyonuna geçer. Bana sorarsanız o kornerlerin, o frikiklerinin öyle acayip gollerle dönüşmesinde denizi arkasını alıp kalede o durduğu zamanlar yatar.

İstanbul Erkek Lisesi’nde okur. O yıllarda Beyoğluspor’da oynar. 1940 yılı, yıllar içinde efsanesi olacağı Beşiktaş’a transfer olduğu yıldır. Henüz on sekiz yaşındadır. 1940 yılının sonbaharında, Kınalıada Postanesi’ne gelen “Kendine iyi bak. Pazar günü Galatasaray maçında oynuyorsun” telgrafının altındaki imza Baba Hakkı’ya aittir.

Sonrası olağanüstü yıllar.

1940/1941 sezonunda transfer olduğu Beşiktaş’ta (Ankaragücü forması giydiği bir sezon hariç) 1950’ye kadar on yıl oynar. Oynamak dediğim şu şekil: Üç Milli Küme, altı İstanbul Ligi, iki İstanbul Kupası, iki Başbakanlık Kupası şampiyonluğu. 13’ü Galatasaray’a, 9’u Fenerbahçe’ye olmak üzere derbilerde 22 muazzam gol. Dönemin Guinness Rekorlar Kitabı’na geçen kornerden atılan akıldışı goller. Muhteşem futbol.

1.90 boyundaki bu dev ve hafif göbekli Beşiktaşlının Avrupa’dan görülmesi uzun sürmez, 1950’de İtalya’ya gider. Önce Palermo, sonra Lazio, sonra tekrar Palermo’da üç sezonda 79 maçta 36 gol atar. İtalyan taraftarların da sevgilisidir artık. Türkiye’ye dönünce Galatasaray’a transfer olur.

Gülesin, Türkiye’ye döndüğü o yılları şöyle anlatmış:

“Önüme kim çıksa, ‘Beşiktaşlı Şükrü’ diye boynuma sarılıyor, tanıyanlar, tanımayanlara ‘Bak, Beşiktaşlı Şükrü Gülesin” diye beni gösteriyorlardı. Hoş bu kimlik İtalya’da oynadığım dört yıl boyunca da hatırlanmıştı. Lazio’daki, Palermo’daki takım arkadaşlarım da beni öyle çağırırlardı: ‘Beşiktaşlı Şükrü Gülesin’. Sadece kendimi değil, Beşiktaş’ı da götürmüştüm İtalya’ya. Bu, artık benim için nüfus kâğıdı gibi, lisans gibi geçerli bir şey olmuştu. Hatırlayacaksınız, bir aralık Türkiye’ye dönmüştüm. Beşiktaş’ta oynamak istedim, talihsizlik oldu, Galatasaray’a gittim. Bir maça çıktım. Sarı kırmızılı forma, -kimse alınmasın, kimse gücenmesin- omuzlarıma, sırtıma batıyordu sanki.”

Beşiktaş formasından ayrı kalmak ona iyi gelmez. Şöyle anlatır hasretini:

“Bir gün Hasnun Galip Sokağı’ndaki Galatasaray lokalinde oturuyordum. Telefon çaldı, benden başka kimse yoktu. Açtım. Bir erkek sesi: ‘Beşiktaşlı Şükrü Gülesin’i istiyorum’ diyordu. Kimdi, ne istiyordu, bilmiyordum. Ama adama ‘Beşiktaşlı Şükrü Gülesin burada yok’ dediğimi hatırlıyorum. Onun aradığı Şükrü, Çırağan Sarayı’nın ahşap tribünlerinde kalmıştı. Daha fazla dayanamadım ve İtalya’ya döndüm. Bu defa İtalya’ya iş yapmak, ticaret yapmak için gidiyordum.”

Hep böyle anılmak istemiş belli ki, ölümünün 40.yılında böyle analım, “Beşiktaşlı Şükrü Gülesin” diyelim, futbolu bıraktıktan sonra Beşiktaş’ta yöneticilik ve spor yazarlığı yapar. Milli Takım Teknik Komitesi’ne seçilir. 10 Temmuz 1977 günü kalp krizi geçirerek buralardan gider.

Yalnız bi yanlışı var dev Beşiktaşlının. Şükrü Gülesin burada: Kınalıada’daki bir sokakta, Şeref Stadı’nın ahşap tribünlerinde ve Beşiktaş taraftarının gönlünde yaşıyor. Ruhu şad olsun.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle