GeriAteş BAKAN “Suni” miymiş?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    50
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Suni” miymiş?

Yine bir Fenerbahçe maçı denk düştü pazartesi gününe…

Üstüne üstlük 30. Evlilik yıldönümüme…
İzin verirseniz bir teşekkür edeyim, beni öpüp koklayarak maça gönderen eşime…
Birde diyeyim ki;
Geride ne kadar günümüz kaldı ise yaşayalım her dakikasını hep birlikte!

***
Aykut Kocaman sahaya yine Mehmet Topal ve David de Souza ile çıktı…
Yine kazandı…
Aslında son beş maçtır sahaya bu ikili ile çıkıyor ve beş maçtır kazanıyor… Ve bu beş maçta tam 12 gol attı…
Tüm medyanın ağız birliği yaptığı; “Bu iş bu ikili ile olmaz” söylemini, izninizle atıyorum çöpe…

***
Şenol Güneş de şaşırttı hepimizi…
Osmanlıspor maçında sahaya, iki defansif orta saha oyuncusu ile çıktı…
Atiba ve Medel ikisi birden ilk onbirdeydi… Oğuzhan ve Tolgay ise kulübede…
İki yaratıcı orta saha oyuncusu yedek, iki tane savunmaya dayalı merkez oyuncu ise oyunda(!)
Hayret!
O süre içinde kimi dinlediysem;
Biraz temkinli konuşuyorlardı ama “Olmaz”, dediler…
Hele hele kendi sahanda, “Hiç olmaz”, dediler…
Oldu…
Hem de çok iyi oldu…
Belki de Beşiktaş bu yıl ligde oynadığı en hücuma dayalı topunu oynadı… Beş tane gol attı… Bir o kadar da kaçırdı…
Bir yandan da, Bayern Münih maçının provasını yaptı…
Şimdi, bunu da yazalım bir kenara…

***
Birkaç tane de sonuç çıkartalım:
Çok ofansif futbolcu ile oynamak çok hücum yapmak değildir!
Ne kadar çok forvet oyuncusu ile oynarsanız, o kadar çok gol atarsınız anlamına gelmez!
Futbol o kadar basit bir oyun değildir!
Yorumlarken de bu kadar kolay yorumlamamamız gerekir!
Hele teknik direktörler için;
Kırk yılın eskimeyen modası “korkak” sıfatını kullanırken, daha dikkatli olmak gerekir!
Futbolu anlatırken “kokak” veya “cesur” kavramları arasında sınırlı kalmak, kısır kalmak demektir!

***

Jonathan Wilson’un Futbol taktikleri tarihi kitabını okuyorum…
Futbolun ilk oynandığında tarihlerde savunma yapmak, ayıp ve abes sayılırmış… Takımlar sahaya 2-3-5 veya 2-2-6 gibi hücum oyuncuları ağırlıkta çıkarlarmış…
Yani herkesin canı çok gol görmek istediğinden bol forvet oyuncusu ile oynuyorlarmış…
Zaman ile sistemler evrim geçirmiş…
150 yılın sonunda forvet oyuncuları azalırken defans oyuncuları artmış…
“Doğrusu budur” demek elbette mümkün olmamış ama bir eğilimi tespit etmek mümkün olmuş…
Özet olarak;
Top kıymetlidir…
Önce ona sahip olmak gerekir…
Ona ne kadar önde ve kısa sürede sahip olursanız işiniz o kadar kolaylaşır.

***

Gelelim maça:
Aykut hoca Mehmet Topal ve De Souza ile sahaya çıktı ama takım, son beş maçtır neyi iyi yaptığını unutmuştu…
Rakibe önde basan, kısa sürede topu geri alan takım gitmiş, yerine “Ligin sonuncusu ile oynuyoruz, biz zaten iyi takımız, 5 atarız” diye düşünen bir takım gelmişti…
Zincirin en zayıf halkası ise presin başlangıç noktası olması gereken Soldado idi… Jansen çok arandı…
Bu “nasıl olsa kazanırız” havasına, hakem Alper Ulusoy’un bitmeyen düdükleri de yardımcı oldu… Her iki tarafa da, her ikili mücadelede, her yere düşene, çaldı düdüğünü…
Ben tribünde, “aman rakibe çok yaklaşmayın oyun duracak”, diye korkmaya başladım…
Özetle diri ve disiplinli oynayan bir Karabük, “nasıl olsa kazanırım havasına girmiş” Fener, yerden kalkmayan futbolcular ve düdüğü susmayan bir hakem ile ilk yarı gitti çöpe…

***
İkinci yarı Valbuena hareket getirdi takıma… Devre arasında konuşulanlar da iyi gelmişti… Fenerbahçe gol ile başladı… Golü de ilk yarının en kötüsü Mehmet Topal attı… O gole kaleci Volkan’ın sevinci dikkate değerdi… Bunu da yazın bir kenara…
Kendi sahasında ligin sonuncusu takıma iki santrafor ile oynaması beklenen Fenerbahçe, 71. Dakikada tek santraforu Soldado’yu da çıkardı… Ve ikinci gol geldi…
Anlatmak istediğim bu…
Üç ofansif, beş defansif meselesi değil bu iş…
Futbol basit bir oyun ama öyle kalıplaşmış ezber ile anlatılacak bir oyun değil…

***

Sonuç olarak Aykut Kocaman “suni” dediği puan farkını kapattı…
Hem de bunu tüm muhalefete rağmen, Mehmet Topal ve De Souza’nın ikisini birden oynatarak yaptı… Aman yanlış anlamayın… Sadece onları oynattığı için olmadı… Sistemi onlar ile oturttuğu için oldu…
Şimdi bizi, çok güzel bir lig bekliyor…
Ancak dikkat!
Fenerbahçe taraftarını uyarıyorum…
Yeni kaşınacak konu, Valbuena’dır.
Valbuena ile başlayacak, Alex’e kadar gidecek; “Aykut hoca yıldız oyuncu sevmiyor” konusu işlenecektir…

***
Biraz daha açmamı isterseniz;
Valbuena Monaco’da canıyla, başıyla, kanıyla oynayan, hücumda yaratıcılığı olan savunmada adama basan ve nefesi 65 dakika yeten çok sevdiğim bir adamdı… Bize geldiğinde de aynısını oynadı… Takım arkadaşları çok duyarsız olunca sivrildi ve taraftarın sevgilisi oldu… Bence maalesef havaya girdi… Her duran topu, “ben kullanayım” dedi… Aldığı topları iki kişiyi geçmeden vermez oldu… Takım ileriye gidemez iken idare ediyordu… Takım düzelince, diğer aktörlerde rollerini oynamaya başlayınca, Valbuena eski takım oyuncusu rolüne dönemedi(!) Kaptırdığı topu kovalamaz oldu…
Durumu budur…
Muhalifler için tam kaşınacak bir konudur…
Konu Aykut hocaya bırakılırsa kısa sürede çözülecektir…
Valbuena takımın en önemli dişlilerinden biri olacaktır…
Ben derim ki, hocaya güvenin ve ona bırakın!
Ne Volkan, ne Mehmet Topal, ne Alex, ne de Valbuena,
Fenerbahçe’den büyük değildir!
Hiçbir oyuncuya, hiçbir takımın anahtarı teslim edilemez!

***
Aykut Kocaman 8. Hafta sonunda, Galatasaray ile arasında 6 puan fark varken;
“Aramızdaki puan farkı suni… Galatasaray, ligi büyük ihtimalle üstte bitirecek 4 takımla oynayacak. Normalde puan ortalamaları 5-6 hafta sonra kendi seyrini bulacaktır diye tahmin ediyorum. Esas ikinci yarıda başlayacak her şey” demişti…
Çok tepki çekti…
Şimdi 16. Haftadayız ve puanlar eşitlendi…
Adamın dediği oldu…
O zaman dinlemek lazım Adam’ı…


Yorumları Göster
Yorumları Gizle