« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Bir Final Four hikâyesi

Aslında benimki bir hayalin peşinden koşulan yılların hikâyesi…

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Ateş Bakan

Basketbol

Çocukluğumdan beri Avrupa Şampiyonalarını gıpta ile izler;

“Bu ülkede de olabilir, bizde yapabiliriz, bunu yapanlar insanüstü insanlar değil” diye düşünürüm…

Aydın Örs ve Efes yönetimi, yolu açtı…

Hedefi Avrupa olarak koydular… Hem de bunu alt yapıdan yetiştirdikleri Türk ağırlıklı bir kadro ile yapabilmek için yola koyuldular... Bizde peşlerinden gittik…

Samatya’da yemek yiyor, Abdi İpekçi’de Avrupa’nın devleri ile yaptığımız maçları izlemeye gidiyorduk…

Aydın Örs komutasındaki Efes ile yılların verdiği ezikliği üstümden atıyordum…

Şimdi bayrağı Fenerbahçe aldı… Yaşamıma renk kattılar...

Peşlerinden koşmaya devam ediyorum…

1993 YILI TORİNO:

O meşhur kavgalı maçta salondaydım… Aris maçı 50-48 kazandı… Biz finalde kaybetmiştik… Ancak salonun yüzde doksanını dolduran Yunan taraftarlar yetinmediler…  Ezici bir galibiyet beklerken, stres içinde maç izlemişler, hakem yardımı ile kazanmışlardı… Hazmedemediler, eğlenemediler ve bizim oyuncularımıza saldırdılar… Bir avuç Türk seyircinin etrafını İtalyan polisi çevirmiş, bizlerin sahada oyuncularımızın yardımına gitmesini engelliyordu. Oysaki polis, sahaya inmeli ve Yunan taraftar ile bizim oyuncular arasında set oluşturmalıydı… Yapmadılar… Sahaya bir tek uzak doğu sporu yapmış, cılız yapılı, dev yürekli, gurbetçi kardeşimiz atlayabildi…

10 tane Efes oyuncusu ve o gurbetçi kardeşimiz linç olabilecekleri alanda cesaretleri ile dakikalarca dövüştüler… Yüzlerce fanatiği yanlarına bile yaklaştırmadılar… Sıyrık almadan çıktılar o alandan…

Taner Korucu’nun ölümünü duyduğum an, o kareler geçti gözümün önünden… Kaptan, her yerde kaptandı…

Çok hırslanmıştık… Efes’in bize dağıttığı formada Türk ve Yunan bayrakları arasında barışı simgeleyen zeytin dalı vardı… Oradaki bayrağı yırtan dostlarımız oldu…

İlk kez Avrupa’da bir Türk takımı final oynamış, son topta hakem kararları ile kaybetmiş, sonrada saldırıya uğramış hiçbir şey yapamamıştık…

Dişlerimi sıkarak gözlerimim dolduğunu hatırlıyorum…

Hesabı sahada sorulmalıydı…

O Bayrak, bir gün en tepede dalgalanmalıydı…

***

13 MART 1996 MiLANO

Efes finalde, rakip Stefanel Milano, biz Milano’dayız…

Yanlış anlaşılmasın, sürekli yurt dışında tatil yapan varlıklı bir aileden gelmiyorum… Profesyonel olarak bir şirkette çalışıyoruz… Bu seyahatler, yurt dışına ilk çıkışım olmasa bile beşinci çıkışım olabilir…

Tutkumuzun, sosyal hayatımızın içine girişini ve yaşamımızı şekillendirmesini anlatmaya çalışıyorum… Şirketteki kız arkadaşlarımız, şimdiki eşlerimiz de, bizlerle birlikte bu tutkuyu paylaşıyorlar…

Milano’ya hayatında maça gitmemiş, eşimin ablası ve eniştemizi de götürdük… Garda gölünü gördük… Semt pazarından peynirler alıp pizzalar yedik…

Rakip; Dejan Bodiroga, Gregor Fucka, Ferdinando Gentile ve Rolando Blackman gibi yıldızları olan İtalyan Stefanel Milano idi…

İlk maçı İstanbul’da 8 sayı fark ile kazanmıştık…

Milano’da titreyerek izledik maçı, 7 sayı fark ile kaybettik…

Şampiyonduk…

Efes, Avrupa Kupası kazanan ilk Türk Kulübü olarak tarihe geçti…

Bizlerde tarihe tanklık ettik… Bu başarı Türk Spor tarihi açısından bir devrim niteliğindedir. Koç Aydın Örs başta olmak üzere, Petar Naumoski, Volkan Aydın, Ufuk Sarıca, Conrad McRae, Mirsad Türkcan, Tamer Oyguç ve Murat Evliyaoğlu gibi isimler efsane oldu… Efes, bu kupayı sadece iki yabancı oyuncu ile kaldırdı… Bugün Altınordu futbol kulübünün yürüdüğü yola ışık tuttu…

2000 YILI SELANİK: İLK FİNAL FOUR

Yine Efes, yine bir ilk… Efes, bu kez 1. Kupada Final Four’a kaldı…

Maçlar Selanik’te oynanacak… Kaçırmamız mümkün değil…

Programımızı yaptık… Halkidiki yarımadasında bir otelde de kaldık…

Yunanistan’a ilk gidişim… Bayıldım, pırıl pırıl bir deniz… Otobüs ile Selanik’e maça gidiyoruz… Sonra mütevazı bir tatil köyü gibi olan evimize dönüyoruz… En keyifli seyahatlerimden biriydi…

Bu kez şölene dört takım birden katılmıştı… Sahanın büyük bölümünde ördekbaşı yeşili renginde Panathinakoslu seyirciler… Büyük bir bölümünde Sarılar… O zaman sarı renk, Maccabi ile özdeşlemişti… Bir bölümünde Bordo Mavi ağırlıklı renkleri ile Barcelonalılar… Ve oldukça az sayıda biz…

Şölen rengârenkti… Aklımda, Aris maçı var… Hiç korktuğum gibi olmadı… Saldırı yok, cümbüş vardı… Hatta ben, Pao taraftarı ile forma ve şapka değişimleri yaptım…

Efes ilk gün Panathinakos’a yenildi… Pazar günü Barcelona’yı yenerek üçüncü oldu… Bizler de tarihe tanıklık ederek buruk ama mutlu bir şekilde evlerimize döndük…

Bu sonuçla Efes Pilsen, “Türk basketbolunda ilkler” hanesine yeni bir sonuç daha ekledi…

Efes daha sonra, 2001 yılında Paris’te bir Final Four daha yaptı… Bu kez biz gidemedik…

***

BAYRAK FENERBAÇE’DE:

2001 yılından sonra tutkumuz bizden uzaklaşmaya başladı… Efes’in maçları için Abdi İpekçi’ye gitmek giderek zorlaştı… Efes, uluslararası başarıları kovaladı ama yakalayamadı…

Bizim tutkumuz televizyona mahkûm olurken, bir umut ışığı Kadıköy’den yandı…

Fenerbahçe ile Ülker grubu ile Ataşehir’e bir salon yapmaya karar vermişler ve arsası alınmıştı…

O döneme kadar Devlet, Anadolu yakasında bu maçların oynanabileceği bir salon bile yapmamıştı…

İşte benim için gerçek devrim buydu…

Devletin yapamadığın bir kulüp yapacaktı… Hem de benim gerçekten sevdalı olduğum kulüptü bu…

Tutkum ile sevdam bir araya geliyordu…

İnşaatın yapımını bile takip ettim… Salonda satılan ilk kombineleri aldım…

Aldırdım…

20 yıllık maç ekibimiz küçük fireler vermiş, yerlerine yeniler dâhil olmuştu… Çocuklarımız da, sevdamıza katılmaya başlamıştı…

Fenerbahçe, merdivenleri teker teker çıktı…

Alt yapılarda şampiyon oldu… Euro Ligde Final Four’a kalmak için çalıştı durdu…

2013-14 sezonu öncesinde bir haber daha aldık;

------“Fenerbahçe, Zeljko Obradovic ile anlaştı” diyordu…

O gün Aziz Yıldırım’ın gözleri yaşlıydı ve hayatının en büyük ideallerinden birini gerçekleştiriyordu… Kimseler pek bilmez ama Yıldırım, Obradovic’i almak için uzun yıllar çalışmış ancak ikna edememişti…

Reis, Fenerbahçe’nin bu işte kalıcı olduğunu anlayınca, imzayı attı…

Bu imzanın anlamı, biz artık yıllık programlarımızı Final Four’a göre düzenleyecektik…

Nitekim yanılmadık!

2014 YILI MAYIS AYI MADRİD:

Fenerbahçe, geçen bir önceki yılın şampiyon Maccabi’yi 3-0 ile süpürdü…

Bizler uçak ve maç bileti arayışına geçtik…

Bu kez dar bir grup, benden 10 yaş küçük ikiz kardeşlerim ile gittik…

Daha önce Madrid’e, iki kez Endülüs’e inmek için gitmiş hiç sevmemiştim… Bu kez çok farklı oldu… Hayran kadım Madrid’e…  Elbette seyahatin arasında heyecan olunca, bir başka güzel oluyor…

İlk gün ev sahibi Real Madrid ile karşılaştık… Salonun yarısını, Beyaz formaları ile Madridliler doldurmuştu. Kalanında ise Sarıçiçekler açıyordu… Olimpiakos ve CSKA taraftarları ise azınlıktı…

Ben bizim taraftarımız ile gurur duydum… Yaklaşık beş bin kültürlü, basketboldan anlayan ve yabancı dil konuşan sarı lacivert renkli genci görmek ayrı bir keyif verdi bana…

Kafelerde özellikle Olimpiakos taraftarları ile oturuyorlar. İnanın onların alt yapısındaki bir genç oyucu için dakikalarca konuşuyorlardı…

İlk gün yenildikten sonra bizi üzgün gören Yunanlı gençlerin söylediğini hiç unutmuyorum;

“Bizler 20 yıldır buralara gelir gideriz, sadece 3 kez kazandık. Durun bakalım hele! Ayrıca bir yıl şampiyon olmak önemli değildir, önemli olan her yıl buralarda olabilmektir!” demişti…

Hakikaten haklıydı…

***

Final Four turizminin bir güzelliği daha vardır:

Cuma günü ilk maçlar oynanır… Final maçları Pazar günüdür… Cumartesi günü ise boş gündür… O gün o şehri gezersin… Basketbol birinci amacı olmayanlar için bile tavsiyemdir… Bizim gurupta da vardır ve çok mutlu olmuşlardır…

Madrid’e dönecek olursam,

Cuma günü maç sonunda kardeşlerim ile yemek yenecek güzel bir yer ararken Murat Didin, Murat Murathanoğlu ve arkadaşlarına rastladık… Sanki kırk yıllı dostlarımızı görmüş gibi yanlarına koştuk, sarıldık, öptük(!) Sağ olsun onlarda öptü bizi… Oysaki onlar bizi hiç tanımıyordu… Biz onları ailemiz kadar yakından tanıyorduk ve öyle hissetmiştik… Onlarda bizi mahcup etmedi… Anlatmak istediğim maç kadar, formanı giyerek oralarda dolaşmak, yeni bir şehri gezmek, yeni insanlarla tanışmakta da keyiflidir…

Güzeldir Final Four’ lar…

Hele takımın olunca…

Hem de Takımın Çok Güzel olunca…

***

2015 YILI BERLİN:

Madrid anılarımızı öylesine anlattık ki, Final Four programı bir yıl önceden yapılmaya başlandı… Hem de ekip, bu kez çok kalabalıklaştı… Hedef Berlin’di…

Çocuklar çalışmaya başladılar ve paralarını biriktirdiler… İzinler 19-21 Mayıs tarihlerine, aylar öncesinden alındı…

Fenerbahçe, bir önceki yıl bizi sahada hakemlerin izni ile döven ve şampiyon olan Madrid’i bu kez süpürdü… Sonuç yine 3-0 dı…

Bu kez eşim, çocuklarım, arkadaşlarımız ve kardeşlerimiz hep birlikte Berlin’deydik…

Artık tecrübeli bir Final Four cuyuz:

Cuma günü erken varmak lazım o şehre… Maç öncesi mutlaka Final Four meydanında toplanıyor… O ahengi kaçırmamak lazım…

Kaçırmadık… Berlin’in en renkli grubu, İspanya'nın Bask bölgesinin takımı olan Laboral Kutxa idi… Şimdiki adı ile Baskonia…

Rengârenk yöresel giysileri ve yerel çalgıları ile gelmişlerdi… Eğleniyorlardı ve neşe katıyorlardı… Birlikte çaldık söyledikten sonra salona gittik…

Salonu bu kez gurbetçilerimizle birlikte “Sarıya” boyanmıştık… Evimizde gibiydik… İlk günün keyfini anlatamam… Uzatmada kazandık… Finaldeydik…

Maçın sonunda; Aris maçı ile başlayan ve halen bitmeyen bu macera, bir film gibi gözümün önünden geçti…

“Yazmalıyım” dedim… Kısmet bu güne imiş…

Kazandıktan sonra ertesi günkü final heyecanı ile boş günde şehri gezmek bir başka keyif imiş…

Pazar günü yine meydanlarda maça hazırlandık ve salona gittik…

CSKA’ ya son topta kaybettik…

Onların havalarda uçuşunu, bizim güzel takımın hüznünü yaşadık…

Berlin öylesine güzeldi ki; Hala anlatıyoruz…

***

2017 İSTANBUL, 2018 BELGRAD:

Grubumuz giderek büyüyor…

Fenerbahçe bu işi gelenek yaptı bu kez de Panathinakos’u 3-0 ile geçti…

Şimdi sırada İstanbul var…

Aynı yurt dışı gibi yapıp Sultan Ahmet civarında bir otelde kalıp, boş günde turist gibi İstanbul’u gezmeyi planlıyorduk ancak yapamadık…

Şu anda henüz biletim bile yok!

Olsun, evde olsak bile aynı heyecanı yaşayacağız… Belki maç sonunda Bağdat caddesine inip kutlayacağız…

Biletimiz yok ama 2018 Sırbistan programımız şimdiden hazır…

Çünkü “Çok Güzel bir Takımımız” var

Hayalimiz var… Hedefimiz var… Tutkumuz var…

Aris maçından bu yana kalan; “O Bayrağı en tepede görmek” gibi bir idealimiz var…

Başımızda Obra Reisimiz var…

Ve bizi bu hayale yıllardır sürükleyen gizli bir kahramanımız var… Sponsorsuz bu bütçeleri organize eden her türlü sıkıntıya rağmen basketboldan bir adım bile geri atmayan Aziz Yıldırım var…

Teşekkürler hepsine…

Yaşamımıza renk katıyorlar…

Tavsiyemdir:

Hobinizi ve tutkunuzu, sonuna kadar yaşayın…

Sevdiklerinizi tutkunuza ortak etmeye çalışın…

Sporu sevmeseler bile, yemeği, gezmeyi, müziği seviyorlardır…

Mutlaka ortak bir payda bulunacaktır!

Kesinlikle pes etmeyin!

Sakın ha;

Hayallerinizden hiç vazgeçmeyin!


Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler