GeriAteş BAKAN Bartu’nun formasını Ülker Arena’ya asalım!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bartu’nun formasını Ülker Arena’ya asalım!

Dizlerim titreyerek ilk yayınımızı yapmak üzere Fenerbahçe Televizyonuna girdim. Yıllarca hayalini kurduğum renklerin mabedine ayak basmanın heyecanını yaşıyordum… Televizyon müdürümüzün odasında yayına hazırlanırken kapı açıldı ve içeriye tüm şıklığı ile yaşayan efsane girdi:Can Bartu…

Heyecanım bir kat daha arttı. Oturdu ve bizlerle sohbet etmeye başladı… Zaten hayranıyım… Konuşmaya başladığında hayranlığım giderek artmaya başladı. Müthiş bir zekâ… O yaşında süper bir hafıza ve dimdik bir duruş. Doğru bildiğini hiç sakınmadan söyleyen bir adam…
Konuştukça gözümde büyüdü...

Oysa tersine alışmıştım, gözümde büyüttüğüm camialar ve kişiler yakınlaştıkça küçüldüğüne şahit olmuştum.
Bu kez tersi oldu…

Can Bartu’ya “Can ağabey”, diyebilme şansım oldu…

Şanslıyım…

***

Can Bartu’nun hem futbol hem de basketbolu oynadığını biliyordum…

Biraz daha derinliğine araştırabilmek için Milliyet gazetesi arşivlerine baktım… Bir girdim 15 gün çıkamadım… Gördüklerim inanılmazdı. Can Bartu, tam üç yıl boyunca Fenerbahçe’nin basketbol ve futbol formalarını bir arada giymiş… Her iki takımın da “Olmaz ise olmaz”, yıldız oyuncusu olmuş…
Can Bartu, gözümde bin kat daha değer kazandı!

Yazı uzun olacak ama gerçeklerin bilinmesi lazım. Yazılması lazım ve nesilden nesille aktarılması lazım…

Dikkatli okurlarım iki yıl önce yazdığım yazıdaki tekrarları göreceklerdir…

Olsun bazen defalarca tekrar etmek gerekir!

***

O dönemde oynanan basketbolu, küçümsüyordum…

Seçeneğin az olduğu bir ortamda, yetenekli bir gencin hem basketbol, hem de futbol takımında oynaması gibi bir şey algılıyordum…

Birkaç maçı, hem basketbol hem de futbol takımında oynadı sanıyordum…

Meselenin gerçeği şu ki;

Bartu; Yaklaşık üç yıl her iki takımda da forma giymiş… Yaşı da 20 civarında…

Basketbol umduğumdan çok daha popüler…

Özellikle Galatasaray-Fenerbahçe maçları, Spor Sergi Sarayı’nda kapalı gişe oynanıyor…

Basında bugünkünden bile fazla yer alıyor…

Futbol maçlarında ise 24.500 seyirci var… Her hafta maç oynanıyor…

Maçlar genellikle hafta sonu oynanıyor…

Ve Can Bartu yaklaşık üç yıl boyunca 25-50 saat arasında her iki takımda da yer alıyor…

Futbolda; gol krallığında Metin Oktay ve Lefter ile çekişiyor…

Bartu; Basketbolun en önemli üç oyuncusundan biri…

Ve en genci…

İnanın, inanamadım…

***

Örneğin; 4 Kasım 1956 günü;

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında teşvik kupası finalini

Fenerbahçe 76-71 kazanıyor…

Can, 22 sayı ile sahanın yıldızı… Amerikalı otoriteler Can hakkında; “Türkiye basketbolunun çok ötesinde”, yorumu yapıyor…

O günkü gazetede gol krallığına bakıyorum;

Can, iki ay önce futbola başlamış; 4 gol ile gol krallığında önde…

Rakipleri; Metin Oktay ve Lefter…

24 Ocak 1957 günü;

İngiliz The Guardian gazetesi; “Dünya’da, aynı gün iki maç oynayan sporcular”, başlığı ile Can Bartu’yu ve aşağıda yazdığım iki maçı anlatmış…

Fenerbahçe, Adalet’i 4-0 yeniyor… Maçın analizini Kahraman Bapçum nefis yazmış… Gollerin tamamı foto muhabirleri tarafından çekilmiş… Yarım sayfa gollerin fotoğraflarına ayrılmış…

Grafiklerle anlatılmış… Spor sayfasını okuyunca televizyondan güzel algılıyorsunuz…

O gün Can Bartu; 4 golün ikisini atıyor…

Seyirci sayısı; 17.436…

Ertesi gün Can Bartu, basketbol takımının formasını giyiyor… İstanbul ligi liderini belirleyecek maç…

Galatasaray’a 10 sayı atıyor ve Fenerbahçe maçı 44-43 kazanıyor…

Sözü edilen maçta, salona giremeyen 5.000 kişi var… Emniyet müdür muavini Eyüpoğlu bile maça giremiyor…

Basında bugünden bile fazla yer alıyor…

***

9 Haziran 1957 günü;

Fenerbahçe, Fransız kupa şampiyonu Toulouse takımı ile 2-2 berabere kalıyor… Gollerden birini Can atıyor… 11 Haziran günü Fenerbahçe’nin 50.kuruluş yıldönümü ve Galatasaray ile basketbol maçı var;

Galatasaray 73-71 kazanıyor, Can Bartu 17 sayı atıyor…

***

Yine aynı dönemde 17 Aralık 1957 günü Teşvik Turnuvası finali oynanıyor;

Can Bartu kararını futboldan yana vermiş; futbol takımı ile antrenman yapıyor, sadece çok kritik maçlarda basketbol oynuyor…

16 Aralık günü Yeşildirek ile oynanan maçta golünü atıyor…

17 Aralık günü Galatasaray ile oynanan Teşvik Turnuvası finaline çıkıyor… Spor ve Sergi Sarayında 5.000 kişi içeride, 5.000 kişi dışarıda…

Finali Fenerbahçe 80-52 kazanıyor…

Can Bartu; tam 25 sayı atıyor…

Can Bartu’nun Galatasaray potasına 25 sayı bıraktığı günkü gazetede, gol krallığı yarışmasına bakıyorum:

Metin Oktay 14 gol ile lider, Can Bartu 11 gol ile takip ediyor, Lefter ise 9 golde…

İnanılır gibi değil!

***

29-31 Nisan 1958:

Ankara’da Başkanvekili Kupası, Galatasaray ile Fenerbahçe futbol takımları arasında oynanacak… Can Bartu, basketbol şampiyonluk maçları oynanacağı için Ankara’ya götürülmüyor… Futbol maçının sonucu: 1-1. Kupanın sahibi belli olmadığı için ortadan ikiye bölünüyor; Her iki takıma yarım kupa veriliyor…
Can Bartu, aynı günlerde Modaspor ve Galatasaray ile oynanan şampiyonluğun belirleneceği basket maçlarında yer alıyor…

Ve kupayı averaj ile Modaspor kazanıyor…

Yine inanamıyorum;

Can, basketbolu bırakalı bir yıl olmuş, futbol takımının ana oyuncularının başında geliyor ve Ankara’da, futbol Başkanvekili Kupasında değil, basket maçında oynuyor…

Yine en etkili oyunculardan birisi: Şampiyon Modaspor’u 66-60 yendikleri maçta 19 sayı atıyor…

Basketbola verilen değeri ve Can Bartu’nun yeteneğini kavramakta güçlük çekiyorum…

***

Can Bartu, 19 yaşında Fenerbahçe forması ile Galatasaray’a karşı Teşvik Kupası finali oynadı: tam 15 sayı attı…

15 gün sonra basketbol milli takımına seçildi; Macaristan karşısında forma giydi, 8 sayı attı…

5 ay sonra Fenerbahçe futbol takımında oynamaya başladı…

Bundan 5 ay sonra da futbol milli takımının formasını giydi…

“Forma giydi” sözcüğünü yanlış anlamayın, her giydiği forma ile o takımın yıldızı oldu…

Tam üç sene böyle geçti…

Zaten 25 yaşında da o dönem dünyanın en kaliteli ligi olan İtalyan Ligine transfer oldu…

Ve orada 6 yıl üç ayrı kulüpte oynadı…

***

Can Bartu; Basketboldan ayrılma kararı aldığında;

Yugoslav ve Amerikalı otoriteler;

“Yazık, Türk basketbolu 30 yıl önündeki basketbolcuyu kaybetti”, diyorlar…

Can’ın basketbolu bıraktığı dönemin gazeteleri:

“Futbolcu Can, Türkiye’nin bir numaralı basketbolcusunu yok etmiştir”, yazıyor…

***

Can Bartu, basketbol formasını çıkardı ama rengini asla değiştirmedi!

Metin Oktay ile birlikte aynı yıl, o dönem dünyanın en popüler ligi olan İtalya’ya gittiler…

Metin, ülke hasretine dayanamadı geri döndü…

Can, tam 6 yıl İtalya’da oynadı…

Döndü ve yine Sarı Lacivertli formayı giydi…

Atlet yerine fanila giydi ama renklerini hiç değiştirmedi…

***

Çok istediği halde çıkarmak zorunda kaldığı o basketbol formasını, Fenerbahçe Ülker Arena’da ölümsüz hale getirelim!

Mirsad Türkcan ve Ömer Onan’ın formasının dalgalandığı yere Can Bartu’nun formasını asalım!

Hem de, futbol ve basketbol formalarını yan yana asalım!

Yıllar sonra gençler; “Bu kimdir?”, diye düşünerek araştırdıklarında:

Üç yıl boyunca Fenerbahçe forması ile hem basket, hem futbol oynayan; her ikisinde de Milli takım formasını giyen bir sporcuyu bulsunlar!

Avrupa Kupasında final oynayan (Fiorentina forması ile1962 UEFA kupası finali) “ilk” futbolcuyu ve Jump-Shot atan “ilk” Türk basketbolcuyu bulsunlar!

Aslında o formada, Fenerbahçe basketbol tarihini bulacaklar…

Fenerbahçe basketbol tarihinin 2 binli yıllarda başlamadığını anlayacaklar…

O salona gelen yabancı takımlar da, öğrendiklerinde şaşıracaklar…

Türk spor tarihinin geçmişine saygı duyacaklar…

***

Can Bartu’yu araştıran gençlerimiz, tarihin yapraklarında Metin Oktay’a da rastlayacaklar…

Bartu’nun Galatasaray forması, Oktay’ın Fenerbahçe forması ile fotoğraflarını görecekler…

Rakibe saygıyı ve Türk spor tarihinin geçeklerini kavrayacaklar…

“Ayağa kalkmayan ‘bilmem ne’ takımlı olsun” gibi komik bir sloganı attıkları için utanacaklar(!)

O formayı asalım oraya!

***

Dört gün önce yayın yapmak üzere yine Fenerbahçe Televizyonuna gittim…

Can Ağabeyi uzun süredir göremiyordum... Sorduğumda arkadaşlarım rahatsızlığından söz etmişlerdi… Bu pazartesi günü yine gördüm. Biraz solgundu… Programını yapmak üzere gelmişti. Arkadaşlardan öğrendiğim kadarı ile kendisi ısrar etmişti… Yine çok şıktı…
Çıktı ve anlattı.

Meğer son programıymış…

Biliyorum, yanlış yazdım;

Can Bartu’nun hiçbir zaman son programı olmayacak…

O hep yaşayacak!

Ve Fenerbahçe Stadındaki son maçında, Can Bartu’nun kızı titreyen sesi ile içimizi titretti:

Futbolculara döndü ve yarınki derbide, Mehmetçik Basri, Lefter, Can gibi layık olun bu taraftara…

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle