Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

'Trabzon'a sabotaj yapıldı'

Trabzonspor'da hem futbolcu hem de teknik direktör olarak iki döneme imza atan Shota Arveladze önemli açıklamalar yaptı,

turkiyehabermerkezi.com / Elif Neslihan Sağır
SON GÜNCELLEME

Trabzonspor'da futbolculuk ve hocalık yaparak iki döneme damgasını vuran Shota Arveladze, üçüncü döneminde de yazar olarak karşımıza çıktı. 10 yıl önce yazdığı 'Dün' isimli kitabını Türkçe'ye çevirdikten sonra ikinci evim dediği Trabzon'da gerçekleşen kitap fuarında hayranlarıyla buluşturdu.

Bizde hazır Türkiye'ye ayak basmışken Shota hoca ile bir araya gelelim ve ne var ne yok bir konuşalım istedik. Samimi, gerçekçi ve kahkaha dolu söyleşimizde, Shota hocanın ağzından Trabzonspor'da yaşadığı güzel ama bir o kadar da zor günleri dinledik.

İşte, bordo-mavili forma altında uzun yıllar ter akıtan, daha sonra bilgi, birikimi, tecrübesi ve eğitici kimliği ile futbol oynadığı, sevdam dediği Trabzonspor'da hocalık misyonunu üstelenen Shota Arveladze'nin bizimle paylaştığı yaşanmışlıkları...

Hocam adeta bir sürpriz yaptınız ve bizi farklı bir yönünüzle tanıştırdınız. Kitap yazmaya ne zaman karar verdiniz? ‘Dün‘ isimli kitabınızın öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

“Çok yakın bir gazeteci arkadaşım kitap çıkarmamı istedi. Daha doğrusu bana böyle bir fikirle geldi. ‘Bugüne kadar kimse böyle bir şey yapmadı, senin hayatını oturalım yazalım’ dedi. İlk başta karşı çıktım, bana cazip gelmedi. Çünkü etrafımda benden çok daha başarılı isimler vardı. Farklı spor dallarında... Açıkcası onlar duruken benim kitap çıkarmam ne kadar doğru olur diye düşünmeden edemedim. Ben yani... Ben nasıl yaparım? dedim.

Trabzona sabotaj yapıldı
Sanırım arkadaşınız size o anda psikolojik bir destek verdi?
Kesinlikle öyle oldu. Kafa karışıklığımı net bir iki cümle ile giderdi. ‘Onlar bugüne kadar yapmamışsa demek ki çokta iyi değiller. Hem zaten bu bizi ilgilendirmez. Senin devam eden sporculara bir örnek bırakman lazım’ dedi. O zaman düşünmek istediğimi söyledim. Hoşuma da gitti yani... Yüzde 80 zaten kafama yatmıştı. Hemen anlatmaya başladım o da kaleme aldı. Sonra bi okudum... Yok, benim istediğim gibi olmamış. Eksik bir şeyler var. Meğer eksik olan şey benim yazmıyor oluşummuş. Eeee... Kalem el değiştirdi mecburen. Ben yazmaya başladım kendi hikâyemi. 2005 yılında yazmaya başladım bir ara bıraktım sonra tekrar başladım ve 2008 yılında jubile maçımla birlikte kitabımı tamamladım.

"Meğer sevenim çokmuş"

Ve Şhota Arveladze kitap çıkardı! Tepkiler nasıl oldu hocam?

İlk başta Gürcüce piyasaya çıktı. Baya ilgi gördü, satışları çok iyi oldu. Meğer sevenimiz, merak edenimiz çokmuş.

"Gerisi; bir gün , bir saat bir hayat..."

Dün’ün, Trabzon’daki kitap fuarına taşınması nasıl gerçekleşti?

Türkiye’de arkadaşlarım kendi aralarında ‘Şhota’nın kitabı var’ diye konuşurken ortaya atılan bir fikir olmuş. ‘Türkçe’ye çevirelim’ diye. Yakın bir yazar arkadaşım var onun kitaplarına da Rize’li bir tercüman arkadaş çeviri yapıyor. Kitabı ona verdik, Türkçe’ye çevirttik. Ben kitap yazıyorsam ve Trabzon’da bu kitap satılıyorsa ve Türkiye’de korkmadan, gerçekten korkmadan, çekinmeden bir kitap yazabiliyorsam bir yabancı olarak, demek ki ben zenginim. O yüzden bu ülkeye bu kültüre bu millete teşekkür etmek az geliyor. Gerisi bir gün, gerisi bir saat gerisi, bir hayat...

Biraz daha kitabın yapraklarını çevirsek neler anlatırsınız bize?

Anlatılacak çok şey var. Kitabın içi o kadar dolu ki... Benim dünüm, yani yaşadığım her şey var. Trabzonspor var mesela... Ama sadece futbol anılarım.

Trabzona sabotaj yapıldı
"Şair ve ressam bir ruhum var"

Açıkcası yazarlık meziyetinizin olduğunu bilmiyordum. Kitap çıkmasa çok önemli bir yanınızı belki de hiç keşfedemeyecektik...

Bence futbolculara karşı çok ters bir bakış var. Bu neden kaynaklanıyor bilmiyorum. İnsanlar futbolculara; siyasette olamaz, yazarlık yapamaz, bahçede çalışamaz gibi değişik bakıyorlar. Oysa futbolcular çok yetenekli bir millet... Mesela ben biliyorum ki, Tolunay Kafkas, müziğe ve ve felsefeye çok meraklıdır. Yani Tolunay bu hayatta sadece, kaleci iyi mi kötü mü, solbek acaba nasıl? diyerek yaşamıyor.

Benim de öyle sadece bu değil... Ya da sadece anne ve babamdan gelen bir eğitim değil hayat. Kendi kendime edindiğim özelliklerim var. Mesela, şiir yazardım küçükken, resim yapmayı çok seviyordum. Hatta hâlâ yalnız kaldığımda resim yaparım.

Şiirler duruyor mu hocam?

Yok... Onlar özel. Bazılarını yırttım, bazıları duruyor.

"Paraya değil sevgiye açtık"

Sizde küçükken futbolcu olma hayalleri kurdunuz mu hiç? Futbol oynamaya nasıl karar verdiniz?

Biz öyle bir ortamda büyüdük ki futbola para olarak bakamıyorduk. Ama dünya değişti. Artık herkes para ya da ekmek kapısı olarak bakıyor. Sovyet Rejimi’nde büyüyen çocuklar para değil daha çok sevgi görmek için bazı meslekleri tercih ederdi. Bizde onlardan biriyiz. Hedefte çok zengin olmak yok sevilmek vardı. Mesela bizim orada meşhur oyuncular var ki hâlâ acı çekiyorlar, paraları yok. O dönemde zaten para yoktu. Trabzona sabotaj yapıldı

Trabzonspor’da futbolcu ve teknik adam olarak iki döneme imza attınız. Trabzonsporluluğunuzu bilmeyen yok, bordo-mavili takım için düşünceleriniz neler?

Trabzonspor’u seven insanların kulübün içinde olması çok önemli. Ama bundan da önemli bir şey var ki insanlara zaman tanımak. Oraya gelen herkes, bilgi ve birikimini paylaşmak için geliyor. İnsanlara yeteneklerini ve neler yapabileceğini göstermek için zaman vermek gerekir. Ama oraya gelen herhangi birinin üzerine 25 tane transfer olursa muhakka birisi kötü çıkar. Umarım Trabzonspor bu hataları görmüştür ve böyle bir öneri ile kimsenin karşısına çıkmaz. Ben diyorum ki; kötü oyuncu bile olsa, kabul edip bekle ve ona göre adım at.

Trabzona sabotaj yapıldı
"Her işin başı sabır..."

Peki, bu sezon ilk yarı ve ikinci yarıda gerçekleşen transferleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Transfer işi oldukça zor. Geçen Real Madrid’i okuyorum gazetede. Real Madrid 1 milyar 200 milyon dolar yanlış transfere imza atmış. Türkiye’de, Trabzonspor da Real Madrid gibi büyük bir kulüp. Ama her yerde iyi oynayan bir oyuncu sana gelince oynamıyor. Bazen bu oluyor. İşte bu noktada 'sabır' lazım...

Biz bir oyuncu için iki hafta sonra faydalı olsun istiyoruz ama zaman da vermiyoruz. Bir de insanların üzerine gidiyoruz. Kısacası her iş için bir sabır lazım. Şuan Trabzonspor’un genel durumu kimi için başarı, kimi için değil... Ama başarıysa eğer bu sadece sabırdan dolayı olmuştur. Yoksa bundan önce de transfer yapıldı, bundan sonra da yapılacak. Ersun hoca daha önce de buradaydı, şimdi de burada. Bu durum sadece hoca ya da yönetimle alâkalı bir durum değil. Bu camianın bir kararı. Aslında çok basit bir karar sabır işi ama, bu kararı niye bu kadar dünyaya, millete ve ya bir şehre karşı zorlaştırıyorlar onu da anlamıyorum. Orada çalışan ve 'güvendiğim biri' dediğiniz insanlara biraz zaman tanıyın. Çünkü başka ülkeden abuk sabuk birisi gelmiyor ki kulübe. Marstan mı geliyor oraya gelen insanlar? Hayır! Mutlaka futbol dünyasının içinde başarılı olmuş bir isim geliyor. İlk başta bu kişiyi seçiyorsan, herkes bu tercihin arkasında durmak zorunda.

Trabzona sabotaj yapıldı
"Ben aptal mıyım, fikrim yok mu?"

Siz bu sabrı görebiliyor musunuz takımda?

Tabii... Ben demiyorum ki kimse oturmasın, konuşmasın, demesin, karışmasın... Ama orada bir kırmızı çizgi var. Bu bilinmeli... Şimdi herkes diyor ki, “ Shota Trabzon’a gelen, tarihin en iyi yabancı oyuncusu.” Siz benim hiçbir açıklamamı gördünüz mü? ‘Bu yabancı da kim, bu Trabzonspor’da olur mu’ diye? Yaptığım her hangi bir açıklama duydunuz mu? Neden yapmadım? Aptal olduğum için mi? Benim fikrim mi yok yani? Bir oyuncuyu beğenemem mi, ya da birisinin üzerine gidemem mi, diyemem mi bunu kim getirdi diye? Bunu anlamak bu kadar mı zor? Trabzonspor’da başarılı olmak kolay ama aynı anda üç kat ya da 10 kat daha zor. Benim bu dediğimi her kim kabul etmiyorsa o zaman onun için 100 kat daha zor. Trabzonspor’da bazen futbola zaman kalmıyor. Hep başkaşlarıyla uğraşıyorsun; bu ne demiş, şu ne demiş, bu neden çıkmış, ne olmuş, ne bitmiş diye...

"Sabotajın alâsını yaşadım"

Hocam antrenörlük döneminizde bahsettiğiniz bu sıkıntıları yaşadığınız biliyorum. Kendi sorunlarınız dışında kulüpte herkesin yükü bir anda sırtınıza bindi. Bu durumun altında sabırla mı kalktınız? En azından en son ana kadar?

Geçmişe çok fazla gitmek istemiyorum. Ama benim orada görüp yaşadığım ‘Sabotaj’ dı. Trabzonspor Kulübü’ne karşı hem içeriden hem de dışardan sabotaj vardı. O kadar karışıktık ki her şey... Sabır da bir yere kadar... Bir de ben bu ‘eski’ lafını hiç anlamıyorum. Bana bunu biri anlatsın Allah aşkına... Ben eski yöneticiyim, eski futbocuyum demek nedir? Eski kelimesini orada neden kullanırlar aklım ermiyor. Eğer Trabzonsporluysan ben eskiyim diyemezsin. Ben hayatım boyunca eski gol kralıyım, en iyi eski oyuncuyum dememişimdir. Bu bana çok saçma geliyor. Ben Trabzonsporluysam hâlâ öyledir. Yani ben bugün başka takımları çalıştırdığımda Trabzonspor sevgim bitiyor mu, eski mi oluyorum? Sevgi sevgidir, sevda sevdadır. İşte bu sevgiden dolayı varlıklıyım, ben zenginim yani her yerde hep söylüyorum.

Trabzona sabotaj yapıldı
"O gül bir kokuyor, bir kokmuyor"

Hocam daha önce size ‘futbol sizin için ne ifade ediyor diye sormuş, elimde bir gül var ama kokmuyor' cevabını almıştım. Şimdi size elinizdeki o gülü yeniden sorsam ne söylersiniz, o gül kokmaya başladı mı?

Bir gün kokuyor, bir gün kokmuyor. Özellikle Türkiye’de bu gülün her gün kokmasına izin vermiyorlar. Kokmasın diye havasını alıyorlar. Çünkü bu işe başka türlü bakılıyor. Tadını almak için yaşamıyoruz. Tel Aviv’de çok güzel zamanlar geçirdim. Orada gerçekten çok mutlu oldum. Benim Barcelona’dan gelen bir yardımcım vardı. Alberto... Ona bir gün galip geldiğimiz maç sonrası dedim ki, ‘Hadi gel oturalım haftaya nasıl bir planlama yapacağız bir bakalım’ falan dedim. Bana dedi ki : ‘Ya bırak... Tadını çıkar şu galibiyetin. Pazartesi oturur yaparız. Bizi güzel bir pazar bekliyor, tadını çıkaralım. Çünkü o kadar az tadını çıkarıyoruz ki bunu hakettik’ dedi.

Çok haklıydı. Benden daha tecrübeli biriydi. Yani tadını çıkarmak lazım. Bu hayatın içinde futbol sevgisinin bir gül olduğunu biliyorsun ne kadar güzel olduğunu biliyorsun ama o kadar az kokuyor ki... Futbolun tadı tuzu kalmadı hele kokusu o kadar azki algılayamıyorum. Herkes futbolcu olmak istiyor. Yani artık kızlar bile futbol oynuyor. Futbolcu olmak istiyorlar. Ben iyi bir anne olacağım demiyorlar da futbolcu olacağım diye uğraşıyorlar.

" Futbol oynayan kadını hayal edemiyorum"

Hocam ‘kızlar bile’ dediniz... Kızlardan size tepki gelmesin ?

Yok gelmez... Onlar benim ne demek istediğimni söyleyeceğim şeylerden sonra anlayacaktır. Yani ben kadınlara başka türlü bakıyorum. İyi bir anne olmak , iyi bir eş olmak kolay değil ve bence ailenin ne kadar güzel olduğu kadına bağlıdır. Çocuk eğitimi ve eşin bile eğitimi kadınla orantılıdır. Ben kadını futbolcu olarak göremiyorum. Bacaklar kırılmış, tırnaklar kırılmış , terli, sakat , yorgun ve kadın... Bu profil beni ürkütüyor. Ben bunu göremiyorum ve düşünemiyorum. Kadın benim için, saçına , tırnağına daha iyi bakan, kendine çok iyi bakandır... Yanlış anlaşılmak istemem ama saha içinde futbolcu kadını düşünemiyorum. Hayret ediyorum. Futbol zor bir oyun kadınların daha erken yaşlanmasına neden olur, onları daha kolay yıpratır. Benim için futbol kadında, oyunculuk anlamında çok uzak.

Trabzona sabotaj yapıldı
Kadın illa bir sporla uğraşacaksa daha nazik branşları seçmeli... Bence, jimnastik yapmalı, tenis oynamalı, voleybol da olabilir. Kadının siluetini yani iskeletini kaybetmemesi gerekiyor. Bence ekip değil daha çok bireysel sporlara ağırlık vermeli. Kadın denilince benim aklıma hep narinlik geliyor ve bu yüzden futbol oynayan kadını düşünemiyorum. El kol hareketi yapan, küfür eden, kırmızı kart gören, perişan olmuş bir kadının hayalini ben kuramıyorum. Tenis çok güzel bir spor onu oynarlarsa çok daha mutlu olurlar. Tenis oynarken kimse senin bacağına vurmaz, gözünü çıkarmaz, çarpışmazsın. Bu benim düşüncem. Kadın iskeletini kaybetmesin istiyorum. Yara bere alıp... Aman Allahım... Ben izlemeyeyim de.. Seyredemiyorum yani ben kadınları futbol oynarken.

"Ofsaytı gol sanan kadınları sevin"

Peki taraftar kadınlarımız...

Bak onlar çok ayrı işte... Renkler.. Ve bazen beni güldürüyorlar. Bir ara hatırlarsınız tribünde sadece kadınlar oluyordu. İki üç sene oldu bir Fenerbahçe maçıydı hiç unutmuyorum. 60 bin kadın tribünde yer aldı. İnanılmaz bir rakamdı. Sesleri biraz ters geliyordu ama olsun güzel oluyordu. Her ofsaytta atılan gollere nasıl seviniyorlardı, anlamıyorlardı. Ofsaytı gol sanıyorlardı. Şimdi bana kızmasınlar çok eğlenceliydi ve güzeldi ...

"Çok seviyorlardı beni. Hani, neredeler?"

Hocam biliyorum çok konuşmak istemiyorsunuz ama sormadan da edemiyorum. Trabzonspor’a kırgınlığınız var mı?

Trabzon kırgın değilim.. Ama tabi ki herşey daha iyi olabilirdi. Çok seven insanlar, hep yanındayız sen gel diyen insanlar bana destek olmadılar. O anlamda büyük kırgınlıklarım var. Bunların yönetimde, şehirden herhangi biri ya da dışarıdan birileri olup olmaması önemli değil. Ben onları biliyorum... Kim olduklarının bir önemi yok ki artık. Mesela ben biliyorum ki, ‘Shota’yı severiz’ yetmiyor. Ben bunu artık böyle anlıyorum. Ben kimseye, yanlış yapıyorum ama bana destek olun demedim. Trabzonsporluysa biri önceliği her zaman Trabzonspor’dur. Sonra da artık ben de oradaysam daha güçlü olma zamanıdır. Herkes yanlış yapabilir. Benim için kaç sene daha konuşacaklar ‘kötü zamanda geldi’ diye.

Evet ... Kötü zamanda geliysem düzeltmek için uğraşalım. Kötü zamanda geliysem biri de desin ki bu durumu nasıl halledebilriz? Bunu diyen kimse yok. Kimse fikrimi sordu mu? Şota düzeltelim dedi mi? Azıcık bile düzeltebilseydik yerterdi. Belki tamamen değiştiremezdik, tamamen yapamazdık ama zaman her şeye yetişebilirdi. Maalesef onu soran bile yoktu. Bunu ben yaşadım ne anlatsam boş şu anda... İnan sen yaşasan ben de seni çok net anlayamazdım.

"Yaşanan her şey komikti"

Hocam peki yemek olayı? Ayrılışınız üzücü olduğu kadar da komik olmadı mı?

Her şey komikti orada... Sadece bu mevzu değil...

"Bir iş bu kadar mı ters olur?"

Daha önce bir söyleminizde hocalık anlamında, ‘ En son Trabzonspor’a giderim’ demiştiniz. Bunları yaşamaktan çekindiğiniz için miydi bu söylem?

Yani ben çok gitmek istemedim. Sen de biliyorsun. Bunları ben gitmeden konuştuk. Gerçekten acaba yanlış mı olur diye çok düşündüm. Trabzon zor bir yer, kolay başarı omuyor. Şenol hoca bile kaç defa gitti geldi. Düşün... Ama kendini biliyorsun, kendin güçlüsün, bugüne kadar her yerde başarılı olmuşsun ve düşüyorsun ki bu acaba ne kadar kötü olabilir? Denemekte istiyorsun bir yandan. Sonra oraya gidiyorsun ve inanılmaz...

On kat ters olabilir mi bir iş? O kadar mı ben bu yeri bilmiyordum, o kadar mı ben yanlış eğitim aldım, algıladım bu yeri, bu milleti, bu şehri, beraber oynadığım takım arkadaşlarımı, sevdiğim inasanları? Mümkün değil... Ben mesela Trabzonspor’a hoca olarak gidipte niye birisiyle kavga edeyim. Gittik işte herkes biliyor Onur’un olayını yaşadık. Ben deli miyim de gidip Onur’la bu sıkıntıları yaşayayım? Onlar ne kadar başarılı olacaksa ben de o kadar başarılı olacaktım. Çünkü benim orada ne top tutma ne de gol atma şansım yoktu. Ben ne kadar doğruymuşum demiyorum. İnanın tercih anlamında geçmişte çok az hata yapmışım. Ben nerede hata yaptım diye düşünüyorum. Çünkü her şeyi zaten doğru bilme şansım yok . O saniyede olan o karar doğrudur. Maçtan sonra herkes konuşur. Futbol öyle bir şey ki iki değişiklik yapıyorsun, ikisi de gol atıyor. Üçüncü değişikliği yapıyorsun adam kayıp düşüyor gol yiyorsun. Eeee sonra diyorlar ki yanlış tercih yaptın. Futbol çok zor bir meslek.

"Yetinmeyi bilmek başarıdır"

Hocam peki başarı ya da başarızlık nedir siz göre? 'Başarılı hoca, başarılı takım' kavramının içinde yer almak için illaki şampiyonluk yaşamak yahut ilk sıralarda mı yer almak gerekli?

Kasımpaşa’da bir çok rekorlar kırıldı. Mesela, şampiyon olan her takımı bir sene de yendik. Bunu biz yaptık... Bu da başarıdır. Avrupa’ya gitme hakkı kazandık, ama yetemiyoruz. O gün yetmiyor biz daha fazlasını yapabilirdik diyorlar. Kayseri de hiç unutmuyorum, sezonu beşinci bitirdik. İzmir’e döndük mutlu değildik. Çünkü düşündük ki daha fazlasını yapabilirdik. Sonra ben ayrıldım takım düştü. İşte sonra anlıyorsun ki o beşinci sırada olmak bile ne kadar büyük başarıymış. Bir ligde 10 ay tutunmak başarı değil mi? Gerçekten anlamıyorum. Atletico Madrid her sene bir Şampiyonlar Ligi finalini kaybediyor. Ne yani başarılı değil mi? Mantıkları herkesi yenip birinci olmak, olmaz... Herkesi yenemezsiniz.

"Hocalık yapmazsam yine kitap yazarım"

Türkiye’de bir takımdan teklif gelse nasıl bakarsınız?

Avrupa da iki üç kulüple görüşmem var. Açıkcası şuan da ilgi odağım onlardan biri. Onlara bakıyorum. Çünkü benim karakterimde beklemek yok. Yani bi yerden teklif gelecek diye bekleyemem. Ben hep araştırırım, araştırmayı seviyorum. Hiçbir yerle anlaşamazsam bir de bu günümü anlatırım, oturur kitap yazarım.

Boş kaldığınız zamanlarda ne yapıyorsunuz?

Gürcistan’da 10 yıldır aktif halde devam eden, “Arveladze Foundation” isimli bir vakfım var. Şu anda kardeşlerim ilgileniyor. Oradaki evsiz çocuklara yardım ediyoruz. Bilgi ve birikimlerimizi aktarıyoruz. Futbolcu oluyorlar ve hayatlarını kurtarıyorlar. Onlardan iyi bir hayat sürmeleri dışında hiçbir beklentimiz yok. Jubilemden ve kitap satışlarımdan gelen tüm parayı bu vakfa yatırdırm. Her şeyin zamanla daha iyi olacağına da inanıyorum.

Shota Arveladze diyince Trabzonspor akla geliyor. Fakat sadece Trabzonspor taraftarları değil takım tutan, tutmayan herkes sizi çok seviyor. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Merak ediyorum herkesin sevdiği bir adam olmak nasıl bir duygu?

Muhteşem bazen, bazen zor... Ama değerli bir his. Ben aslında renklere karşıyım. Futbolu sevmek başka, seyretmek başka, birini sevmek daha başka bir şey. Bizi sevenler iyi ki varlar çünkü seyircisiz futbolcunun sorumluluğu yok oluyor. Futbolcu o zaman ‘Neyse ya ben haklıydım’ mantığına giriyor. Ama alkışlayan ya da tepki gösteren seyirci olunca futbolcu bir durup düşünüyor. Farklı bir sorumluluk altında hissedip direniyor. Bu yüzden taraftarlar maça gitmeli, takımlarını desteklemeli. Başka takıma ve takım oyuncularına da saygı duymalı. Aslında tarafrarda sorumlu. Sorumluluk ayrı bir şey... Bir gün yataktan kalkıpta, “Artık sorumluyum” diye bir şey yok yani. Bunu yaşamak lazım. Seyirci, medya şehir.. Hep beraber yaşamalı.

 "Avrupa'ya gitmezse başarısız mı oluyor?"

Son olarak hocam sözü size bırakıyorum. Bu keyifli sohbetimizi hangi sözlerle tamamlamak istersiniz.

Tabi ki Trabzonspor... Trabzonspor, Avrupa yolunda yara almadan son 4 haftayı da atlatırsa yine de umutlar tükenmemiş demektir. Artık ‘öyle olsaydı, böyle olsaydı’ diye söylenmenin manası yok. Bu sene Trabzon Avrupa’ya oynamazsa ve de seneye şampiyon olursa kabul etmeyecek miyiz? En kötü ihtimal bu sene varsın oynamasın. Ne olacak yani, öyle olunca başarılı olmuyor mu? Elbette, Avrupa maçları Trabzonspor’a yakışır. Ama olmayınca da bu başarısızlık değil.


Bunları da Beğenebilirsiniz