GeriFutbol Topuna dokunanın vay haline!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Topuna dokunanın vay haline!

Topuna dokunanın vay haline!

Fenerbahçe’nin Hollandalı yıldızı Robin van Persie’nin öyküsünü Koray DURKAL, Fitbol Dergisi’nin Nisan sayısı için yazdı.

İşte o ilginç yazı;

FUTBOLUN VAN GOGH’U...

BİR ROBİN VAN PERSİE ÖYKÜSÜ
HENÜZ 10 yaşındaydı Robin. Hollanda’nın meşhur kafeslerinde top koşturuyordu. Babası daha 6 yaşındayken ondaki yeteneği fark etmişti. Yine de onun en büyük arzusu Robin’in iyi bir sanatçı olmasıydı. Ama o kadar futbolla doluydu ki daha o yaşlarda dünya çapında bir yıldız olmaya kararlıydı.Robin’in o dönem futbol oynarken yanında Faslı arkadaşları Said Boutahar ve Mounir Hamdaoui vardı. Onlardan hiç ayrılmıyordu. En büyük keyifleri ise bacak arası çalımıydı. Kazanmak için değil eğlenmek ve eğlendirmek için top oynuyorlardı.  Çevredeki herkes Robin top oynamaya başladığında işini gücünü bırakıp onu izlemeye koşuyordu. Daha o dönemlerde ‘sol ayağı’ o kadar meşhur olmuştu ki, Hollandalı yazar Leo Verheul ondan şöyle bahsediyordu;‘Onun sol ayağı o kadar iyiydi ki, bir barmen gibi yavaş ve hızlı hareketlerle kokteylini karıştırıyordu.  Vuruşları ise güneş gibi parlaktı’Rotterdam’ın en güzel yerlerinden biri olan Kralingen’de işte böyle başlamıştı Robin van Persie’nin hikâyesi… 

Topuna dokunanın vay haline

TOPUNA DOKUNANIN VAY HALİNE!
HOLLANDALI’nın yaşamındaki en ilginç anekdot ise şişman bir adamla yaşadıklarıydı. Hepimizin çocukken top koşturmamıza kızan mahalle büyüklerimiz olmuştur. Robin’in de vardı. Maç yaparken topları şişman bir adamın bahçesine gitmişti. Oldukça şişman ve sarhoş olan adam kapısını açtıktan sonra Robin’le arkadaşlarına ırkçı hakaretler ve küfürler etmeye başladı. Topu almaya eğildiğinde ise Robin çoktan bariyerlerin üzerinden sıçrayarak topu topuğuyla kendine çekmişti bile. Futbol yeteneklerini bu öfkeli ve şişman adamdan kurtulmak için kullanan Robin, hızının da yardımıyla büyük bir zarafetle yeniden bariyerlerin üstünden atlıyordu. Kendisinin de atlayabileceğini düşünen talihsiz adam o kadar kötü düşmüştü ki ayağını kırdıktan sonra çığlıkları tüm mahallede yankılanıyordu. Robin o günleri ise şöyle anlatıyordu;‘O şişman adam bizi her zaman azarlıyor ve rahatsız ediyordu. Bacağını da tek başına kırdı. Ancak o olaydan sonra yakınlarda başka bir oyun alanı seçtik’

O GERÇEK BİR TSUBASA
ÇOCUKLUĞUMUZUN en önemli çizgi film karakterlerinden biridir Tsubasa. Hani okula giderken bile top oynayarak giden, her işini futbol topuyla beraber halleden Tsubasa’dan bahsediyorum. Robin van Persie’nin hayatı da Tsubasa’dan farksızdı. Okula giderken sürekli top oynuyordu. Hatta babasının siparişlerini alırken bile topu bırakmıyordu küçük Robin. Mağazada topu havaya atıyor babasının siparişlerini topluyordu. Kasada parasını öderken bile topla dans ediyor, müşterilerin arasından slalomlar yaparak geçiyordu. Arkadaşları kasaba merkezine gitmek istediğinde otobüse ya da tramvaya biniyorlardı. Robin ise topu sürerek onların peşinden koşuyordu. Topa olan aşkını ise yıllar sonra şu sözlerle dile getiriyordu Robin van Persie;‘Futbol her zaman en büyük aşkım oldu. Bouchra ile çıkmaya başladığımızda bile yatağa topla giriyordum. Gerçekten! 5 yaşından beri yaptığım tek şey futbol oynamaktı ve bunun için eğitildim. Okul bir cehennemdi çünkü topu yere koymak zorundaydım. Dışarıda ise özgürdüm, top oynuyordum’ 

Topuna dokunanın vay haline

FALLAR BİLE ONU SÖYLEDİ
ROBİN’in babası Bob bir heykeltıraştı. Kendisi gibi sanatçı olan ressam Jese ile evliydi. Baba Bob evliliklerinin ilk dönemlerinde falcıya gitti. Falcı kadın, ona önce iki kızının ardından bir oğlunun olacağını söyledi. Çok şaşıran Bob, dediklerinin gerçek olması halinde kendisini dinlemek için yeniden geleceğinin sözünü veriyordu. Ve aradan geçen yılların ardından önce Lily ve Kiki doğmuştu. Kehanetin son parçası Robin ise yoldaydı. Onun doğumundan iki hafta sonra yeniden falcının yolunu tutan Bob şu sözleri duyuyordu;

‘Oğlun okulda çok zorluk çekecek ancak sahada bir kral olacak. Büyük bir futbol yıldızı doğuyor. Zengin ve ünlü biri olacak’

AİLENİN AYRILIĞI ONU YIKTI
MASA tenisinde büyük bir yeteneğe sahip olan Robin, çok yönlü bir sporcuydu. İyi bir dart ve tenis hayranıydı aynı zamanda. Yine de futbol en büyük aşkıydı. En büyük sorunu hiperaktif olmasıydı ancak anne ve babasının ayrılmasıyla kendini dış dünyaya kapattı. Yemek yemiyor, futbol bile oynamıyordu. Ancak Faslı arkadaşlarına yeniden kavuşması onu hayata bağladı. Babası da onun artık futboldan başka bir kurtuluşu olmadığının farkındaydı. Yemek ve uyku dışında artık tamamen futbolla meşguldü. Okulda ise tıpkı kehanetteki gibi sorun yaşamaya devam ediyordu. 

Topuna dokunanın vay haline

ARSENAL, M.UNİTED VE FENERBAHÇE
Van Persie’nin, Excelsior ve Feyenoord kulüpleriyle başlayan futbol kariyeri 2004 yılında Arsenal’e transfer olmasıyla bambaşka bir boyut kazandı. 11 yaşında sırtına geçirdiği Arsenal formasının artık gerçek sahibiydi. Bergkamp, Pires ve Henry ile birlikte oynama şansını yakaladı. Onlardan öğrendiklerini kendi yetenekleriyle üst seviyelere taşıyan Van Persie, başarı ve gol dolu sezonlara rağmen dindiremediği kupa hasretine son vermek için 2012 yılında Arsenal’e veda ederek M.United’ın yolunu tuttu. Gol kralı olarak imza attığı United’la geçirdiği ilk sezonunda gollerine devam eden Persie, bir kez daha Ada’nın en golcü ismi oldu. Ve hasret kaldığı Premier League şampiyonluğunu yaşadıktan sonra rotasını İstanbul’a yani Fenerbahçe’ye çevirdi. Vincent van Gogh’un unutulmaz eseri Yıldızlı Geceler’deki sarı lacivert renkleri de beraberinde Kadıköy’e taşıyarak.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle