« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Beşiktaş, armasına üçüncü yıldızı getiren 15. şampiyonluğunu, ligin bitmesine bir hafta kala ilan etti. Şampiyonluğun şifrelerini çözebilmek için iki tam günü Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri’nde geçirdik. Bu yolda harcanan emeği, Beşiktaş’ın ruhunu, motivasyonunu, sistemini anlamak için gözlem yaptık, emeği geçenlere sorular sorduk. İşte aşçısından malzemecisine, temizlikçisinden çaycısına, başkanından futbolcularına kadar ‘Halkın Takımı’na üçüncü yıldızı getiren şampiyonluğun resimli hikâyesi...

Sibel ARNA sarna@hurriyet.com.tr
SON GÜNCELLEME

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Şampiyonluk bir film olsa ben makinist olurdum

Başkan Fikret Orman: “Bu şampiyonluk hikâyesi bir film olsa kendinizi nerede görürdünüz? Senarist, yapımcı, yönetmen?” diye soruyorum. Gülerek ‘Makinist. Şaka bir yana, bilemedim kendimi nerede gördüğümü, siz söyleyin...’ diyor. Onun için senenin en önemli maçı diye bir şey yok: “Hepsi birbirinden önemliydi. Yarış son ana kadar devam etti. En son Gaziantep maçının bitiş düdüğüyle ‘evet şampiyonuz’ dedim. Ama Bursa’yı evinde yenmemiz bizim için önemli oldu.” Peki, Fikret Orman nasıl bir başkan? “Tüm oyuncuların babası gibiyim. Yeri geldiğinde şakalaşıp arkadaş gibi takılırım, bir sorunları varsa çözmeye çalışırım.”

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Transferde önce karakter sonra yetenek arıyoruz

Yönetici ve Transfer Komitesi Başkanı Umut Güner: Biz Beşiktaş’a oyuncu alırken önce yetenek değil, karakter arıyoruz. Bu şanlı formayı layıkıyla taşıyacak kişilikte olmalı oyuncu... Bu sene transferinde büyük payım olan Gökhan da Caner de yetenekleri tartışılacak oyuncular değil. Gökhan’ın Fenerbahçe’de mutsuz olduğunu biliyordum. Transfer dönemi gelince bir araya geldik. Fenerbahçe çok daha fazla para teklif etmesine rağmen Gökhan, Beşiktaş’ta oynamak istedi. Bir günde konuştuk, anlaştık Gökhan’la... Caner için de öyle oldu. Caner Inter’de oynuyordu. Bir şekilde Beşiktaş’a gelmek istediğini öğrendim, onunla da anlaştık.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi
Fotoğraflar: Murat Şaka

Şenol Hoca bize sürekli aç olmayı öğretti

Oğuzhan Özyakup: Hocamız 5-0 kazandığımız maçlarda bile daha iyi yapabileceğimiz şeyleri bulur. 3-0 mağlup olduğumuz maçta ‘4-5 olsun yenilin, ama kendi oyununuzu oynayarak, insanlara zevk vererek, mücadele ederek, maçta mağlup olun’ diyordu. Ki bu hepimize gerçekten özgüven verdi. Bunu Benfica maçında gördük. Şenol Hoca bize 5-0 kazandığımızda bile aç olmayı öğretti. Bana göre bu sezonun en kritik zamanı 6-0 Dinamo Kiev yenilgisiydi. O takım için çok büyük bir darbeydi.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Hocamız bağırmadan da seni yerden yere vurabiliyor

Cenk Tosun: Şenol Hoca’dan korkmuyoruz ama ona çok saygı duyuyoruz. Söylediklerini harfiyen yapmaya gayret ediyoruz. Çok yüksek sesle konuşmaz. Sinirli olduğunu sözlerinden anlarsın. Çok iyi yönetiyor. Bağırmadan da seni yerden yere vurabiliyor.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Biz vidayla somun gibi iç içe geçtik

Fabricio Agosto Ramirez: Bu şampiyonluğun en önemli şifresi bizim soyunma odasındaki ambiyansımız. Biz o odada kenetlendik, bir vidayla somunu gibi iç içe geçtik. Bu yılın en önemli maçı benim için Kasımpaşa maçıydı. Topu tutmak için her şeyi yaparım, bazen göğsümle, bazen elimle, kolumla çıkarırım. Bu kez gözümle kurtardım.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Benfica’da bulamadığım güven duygusunu Beşiktaş’ta buldum

Talisca: İstanbul’da beni taraftarın ilgisi ısıttı. Beni o kadar güzel karşıladılar ki. Son haftalarda saçlarımı beyaza boyamamın futbolumla bir ilgisi yok. O benim stilim. Quaresma’yla paslaştık, o siyaha boyadı, ben beyaza. Sezonda en çok kiralık olmam konuşuldu. Kiralık olmak ve para benim önceliğim değil. Hoca bana güven verdi. Beni daha önceden tanıyan bir hocaydı. Başkan aynı şekilde çok büyük güven verdi. Bir futbolcunun en ihtiyacı olan şey güvendir. Benfica’da bulamadığım güven duygusunu Beşiktaş’ta buldum.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Ben hiç oyundan çıkmak istemiyorum

Ricardo Quaresma: İnsan karakteriyle doğuyor. Beşiktaş taraftarı beni olduğum gibi sevdiği için onlara çok teşekkürler. Sezon içinde en çok konuşulan şey Şenol Hoca ile olan ilişkimiz. Hocayla hiçbir sorunum yok. Saygım tam. Ben hep oyunda kalmak istiyorum, oyundan çıkmak istemiyorum. Ama bu sorun yaratmadı. Önemli olan şampiyon olmak. Ve olduk.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Recep Usta’nın kazanı 28 yıldır Beşiktaşlı futbolcular için kaynıyor

Recep Akkoyun, 1989 yılından beri Beşiktaş’ın mutfaktan sorumlu başkanı. “Benim mesaim yok. Deplasman, yurtdışı, yurtiçi dinlemeden takım nereye ben oraya. Yabancı ülkelerin pirincini sevmem. Kahvaltıları bize benzemez. Malzememi yanımda götürürüm” diyor. Yabancı futbolcular en çok balık, Türklerse et yiyormuş. Yabancıları Türk yemeklerine alıştırmış. Öyle ki Talisca mutfağa girip “Bana bir pilav üstü kuru çek” diye bağırıyormuş. Hem de yanına taze soğanla. Gökhan Gönül’ün favorisiyse soya soslu piliç.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Quaresma’nın odasında parfüm kokusu çarpar

Kıymet Kadıoğlu (en solda) 23 yıldır kulübün temizlik işlerinde çalışıyor. “Futbolcuların hepsi evlat. Evde ne yapıyorsak burada da aynı” diyor. En cana yakınları Ersan Gülüm ve Ömer Şişmanoğlu’ymuş. Fadime Yayan ise (en sağda) “Quaresma’nın odasına girdiğinizde suratınıza parfüm kokusu çarpar” diyor.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Futbolcuların çoraplarını denizde eliyle yıkayan adam

Süreyya Abi, 36 yıldır takımın malzemeciliğini yapıyor: “Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler gelip benimle fotoğraf çektiriyorlar. Sizin malzemeciniz yok mu diyorum, ‘tanımıyoruz’ diyorlar.” Futbolcuların dertlerini dinliyor, yenilince motive ediyor. Üç kişilik ekibiyle beraber deplasmana 20 valiz, toplam 700 kilo yükle gidiyor. Maçtan bir gece önce bütün formaları ve ayakkabıları seriyor, onlarla birlikte uyuyor.

Şerefiyle hakkıyla bir şampiyonluk hikâyesi

Beşiktaş ruhunu en iyi anlayan Fabricio

Takımın tercümanı Arda Kabak, 2005’den beri Beşiktaş Kulübü’nde tercüman. Fabricio, Marcelo, Adriano, Talisca ve Quaresma’ya o tercümanlık yapıyor. “Beşiktaş ruhunu en iyi anlayan kim?” diye soruyorum, ‘Fabricio’ diyor; “Beşiktaş’ta oturuyor. Her fırsatta semte gidiyor. Orada tıraş oluyor, esnafın çayını içiyor. Çünkü Beşiktaş’ın her şeyden önce bir semt takımı olduğunu biliyor.”


Bunları da Beğenebilirsiniz