« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Milli Takım acilen İstanbul'a dönsün! Çünkü...

Fransa’nın Paris’te, Almanya’nın Berlin’de, İngiltere’nin Londra’da, İtalya’nın Roma’da maç yapamadığını düşünün... Olacak şey mi?Ama Türkiye Milli Takımı, İstanbul’da maç yapamıyor! Neden? Çünkü İstanbul’da ‘milli takım taraftarı’ yok. 

Kenan BAŞARAN
SON GÜNCELLEME

Maç Kadıköy’deyse Fenerbahçeliler, Dolmabahçe’deyse Beşiktaşlılar, Seyrantepe’deyse Galatasaraylılar maçı kendi takımlarının maçına çeviriyor.Sahada ay yıldızlı formayı taşıyanlar arasında ‘takımına göre’ ayrım yapıyorlar.Bunları gördük ve yaşadık.Oysa eskiden öyle miydi? Evet, değildi.Ama eskiden de bir ‘milli takım oyuncusu’ kavramı vardı.Milli formayı giyen her yerde bunun ağırlığını taşımaya çalışırdı. Elbette istisnalar olmuştur fakat bir milli oyuncu kulüp takımında oynarken de bunun ağırlığını taşırdı.
Bugün ne yazık ki bir çok milli oyuncu sadece mili maçtan milli maça ‘milli kimliği’ taşımaya çalışıyor. Tabii bu da sırıtıyor.A Milli Takım, Anadolu turnesini tamamladı bence. Artık İstanbul’da oynamalı. Fakat bunun için de ‘yeni bir milli takım’ şartı.

1. Gazeteci döven,

2. Yönetime söven,

3. Prim kavgası yapan

4. Takımda çeteler oluşturan

5. Ona buna ağabeylik taslayan

6. Gençleri ezen

7. Takımlarında oynayamayan

8. İsimlere prim vermeyen bir oyuncu havuzundan oluşan bir milli takım kurulmalı.

Fatih Terim’in ‘Türkiye Futbol Direktörü’ unvanıyla başlattığı yeniden yapılandırmanın geldiği noktaya bakın: Cengiz Ünder tribünde, Emre Mor ve Enes Ünal kulübede. Ancak 36’lık yılllar sonra kurtarıcı olarak yeniden Emre sahada. 33’lük Sabri de yine yıllar sonra çağrılmış kadroya.Emre de Sabri de performanslarıyla bunu hak etmiştir. Sözüm onlara değil. Sözüm, yeni bir nesille çare bulamayanlara, sözüm gençelere inanmayanlara...


A Milli Takım İstanbul’a dönmeli. Fakat;

1. Yetenekliden önce

2. Aahlaklı

3. Önemliden önce

4. Değerli

5. Oyunculardan oluşursa, dönmeli.Bizim önce Atatürk’ün tarif ettiği ‘zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı’ futbolculardan oluşan bir milli takıma ihtiyacımız var.


SPONSORLU TARAFTARA SON
İstanbul taraftarının üzerinde birleşemediği milli takım Anadolu statlarında kapalı gişe oynuyor! Oysa biletlerin büyük bölümü sponsorlar aracılığıyla bedava dağıtılıyor ki dün akşam Eskişehir’de de bazı taraftarlar ‘Sponsorlu taraftara hayır’ diye bağırdı. Bu alışkanlık esasen İstanbul’daki maçlarda da başlamıştı.Gerçek taraftar eline bedav bayrak tutuşturulan taraftar değildir. Gerçek taraftar korsan dahi olsa iki kuruşu kendi cebinden verip atkısını, formasını alandır.İnsanların canı gönülden milli takım maçına bilet alıp gideceği bir iklim yaratmamız lazım. Mevcut ‘milli takım oley’ diye bağıran taraftarla maçları çeviremeyeceğimiz aşikâr.

LUCESCU GÖNDERİLMELİ
Mircea Lucescu, bir zanaatkardır. Onun başarısının arkasında uzun bir işçilik vardır. Bir maratoncudur. O bir kulüp takımı hocasıdır, milli takım değil. Kariyerinde milli takım başarısı yoktur. Lucescu, bir futbolcuyla aylarca uğraşmalı ki istediği şekli verebilsin. Yılda 3-4 kez biraraya geldiği oyuncularla başarılı olması mümkün değildir. Seçimi hatalıydı, devam etmek daha da büyük hata olur. Espri olsun diye söylemiyorum: Şu 4 maçlık periyot için ben olsam hiç düşünmede Yılmaz Vural’ı göreve getirirdim. Bundan daha kötü olabilir miydi? Hatta, bundan sonra görevi ona veririm. Yılmaz Vural, çok birikimli bir isim ancak ne yazık ki ‘medyadik olmanın şehvetine’ kendisini çok kaptırdığı için imajını zedelemiş bir teknik adamdır. Yoksa bir zamanlar kimsenin kapısından geçemediği Köln Akademi’ye gitmiş, bir adamdır.


FEDERASYONDAN ÖNCE KONGRESİ DEĞİŞMELİ
Hayır, başkan ve yönetimden değil. Önce federasyonun delege yapısı değişmeli. Büyük kulüplerin çıkarlarını koruyan yapı kırılmalıdır. Bugün Yıldırım Demirören yönetimini beğenmeyenler Haluk Ulusoy’u çok mu seviyorlardı. Türkiye futbolunda devrim yapan Şenes Erzik’e bile illahlah dedirtmedik mi?Federasyonlar, üç büyüklerin federasyonu olduğu sürece ha Ali-Veli, ha Veli-Ali... 

PEKİ YA YORUMCULAR?
İzlanda’ya kaybettikten sonra bir çok yorumcuya kulak verdim. Bir çoğu kişisel hesaplaşmaya girdi. Tutarsızlıklar dizboyu...Bir yorumcu hem “Gazeteci döven Arda’nın ne işi var” diyor hem de kebabçı basan Fatih Terim ile devam edilmesi gerektiğini söylüyor.Ahlaki kriterleri bile adamına göre değişiklik gösteriyor.Evet, futbolcu, yönetici ve teknik adam kadar yorumcunun da kendisine çeki düzen vermesi lazım. Pozisyona göre değil, hakikate göre çenemizi çalıştırmalı, kalemimizi oynatmalıyız.
Tüm bunların dışında esas olması gerekenin de şeffaf ve herkesin güven duyduğu bir futbol ortamı olduğunun farkındayız değil mi? Güvenin olmadığı hiçbir yapıda sağlam bina yapamazsınız…


Bunları da Beğenebilirsiniz