« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Efsane raketten flaş sözler! Çağla veya Marsel ile arkadaş olun

Erkek tenisinde 80’li yıllara damgasını vuran, Kariyerinde 33 şampiyonluk bulunan, şu sıralar Eurosport’ta yorumculuk yapan efsane tenisçi Mats Wilander, Türk tenisçilere tavsiyelerde bulundu. Türk tenisçileri takip ettiğini belirten Wilander “İçerinde çok yetenekli oyuncular bulunuyor. Onları izlemek oldukça keyifli” dedi.

Efkan BUCAK
SON GÜNCELLEME

 Erkek tenisinde 80’li yıllara damgasını vuran, Kariyerinde 33 şampiyonluk bulunan, şu sıralar Eurosport’ta her gün Fransa Açık Tenis Turnuvası’nı yorumlayan, ayrıca yine aynı kanalda bir TV programı olan efsane tenisçi Mats Wilander, HÜRRİYET’e özel açıklamalarda bulundu.

Türk tenisçileri yakından takip ettiğini belirten Wilander, günümüz tenisçilerinde tutku eksiği olduğunu, gençlerin biraz da ailelerinin baskısıyla tenise başladığını söyledi.

Profesyonel tenis yaşamınızda hiç Türk tenisçi ile karşılaşmadınız, o dönem ülkemiz teniste adından söz ettiremiyordu. Şu anda WTA ve ATP’de aktif olan ve takip ettiğiniz Türk tenisçiler var mı? Varsa onlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Evet Türk tenisçileri takip ediyorum. İçerinde çok yetenekli oyuncular bulunuyor. Onları izlemek oldukça keyifli.

Türkiye teniste henüz emekleme aşamasında olan bir ülke, yeni bir jenerasyon geliyor. Bu spora meraklı Türk gençlere, bir usta olarak neler tavsiye edersiniz? Bu sporda başarılı olmanın anahtarı nedir?
Bence başarının anahtarı ülkelerinde kendilerine karşı oynayan tenisçiler ile arkadaş olup onlarla sürekli maç yapmaları çünkü kendilerinden daha düşük seviyedeki oyuncular yerine kendi seviyelerinde ve daha üst seviyedeki oyuncularla sürekli idman yapmaları gerekiyor. İki iyi oyuncunun birbiriyle çalışması oldukça faydalı olacaktır. Kendinizden daha düşük seviyelerde olan kişilerle çalışmak sizi hiçbir yere götürmez ve size hiçbir şey katmaz. Bu nedenle kendilerine rakip olan profesyonel tenisçiler ile arkadaş olup onlarla adeta bir takım gibi idman yapmaları gerekiyor.

Bir tenisçi olarak kariyeriniz ve başarılarınız tartışılmaz, bununla beraber yorumcu olarak da büyük beğeni topluyorsunuz. Başlarken bu kadarını bekliyor muydunuz?
Gerçekten bunu düşünmemiştim. Ben bunu oldukça ilginç buluyorum. Şu andan bir turnavada oynamaya en çok yaklaştığım anlar aslında yorum yaptığım anlar. Ama şu an sadece yorumcu olarak orada bulunuyorum bu da kendimi orada oynayacakmışım gibi hissetmemi sağlıyor. Bu biraz ilginç çünkü şu an tenis oynamıyorum. Maç sırasında orada bulunup Grand Slam’de oynanan büyük maçların bir parçası olmak çok güzel bir duygu. Tabii ki maçlara bir etkiniz olmuyor ama bazen maç esnasında oyuncuların kariyerleri veya oyunları hakkında söylediğiniz şeylerle onlar üzerinde etkiniz olabiliyor. Hep doğruları söylemelisiniz ama biraz da dikkatli olmak lazım. Yorum yaparken ne hissettiğiniz hakkında pozitif veya negatif olmamaya özen göstermelisiniz, her zaman tarafsız olmalı ve doğru bilgi vermelisiniz. Sizi dinleyen insanları hiçbir zaman görmezden gelmemelisiniz.

Aktif bir oyuncu olduğunuz dönemde tenis yorumcularını izlerken eleştirilerde bulunur, ileride yorumcu olmayı düşler miydiniz yoksa her şey spontane mi gelişti? Televizyonculuğa nasıl başladınız biraz bahseder misiniz?
Aslında bunu hiç düşünmemiştim. Benim gibi çoğu tenis oyuncusu bir kere oyunculuk bitti mi artık gerisinin gelmeyeceğini düşünür. ‘Bir daha rakete elimi sürmem’ der, belki arkadaşlarıma falan oynayabilirim ama tenisle ilgili bir şeyler yapmayacağını özellikle de antrenörlük yapmayacağını ve de yorumcu olmayacağını söyler. Profesyonel tenisçi olduğunuzda ve bu son bulduğunda birinin size gelip ‘Yorumcu olur musunuz’ diye bir soru soracağını hiç düşünmezsiniz. Bunu size nasıl soracaklar ki çünkü hiç böyle bir şeyi aklınızdan geçirmiyorsunuz. Zaten bunu yapıp yapamayacağınızı da bilmiyorlar. ‘Ben nasıl başladım’ dersem, ilk olarak İsveç televizyonlarında Davis Cup için sunuculuk yapmaya başladım. Daha sonra da bundan yaklaşık 20 yıl önce Amerika Açık’ın yarı finallerinde sunuculuk yaptım. Sanırım o sıralarda 25 yaşındaydım ve kariyerimin ortalarıydı, iki yıl ara vermiştim.

Efsane raketten flaş sözler Çağla veya Marsel ile arkadaş olun

Malum dünyanın en popüler sporu futbol... Futbolun televizyonda çok fazla yayınlanmasıyla tribünlerde taraftar sayısında azalma olduğu yönünde eleştiriler var. Bunu tenise uyarlayacak olursak eğer, TV yayını sizce tribündeki tenis izleyicisini etkiliyor mu?
Bunu tam olarak bilmiyorum açıkçası, çünkü bir sürü televizyon yayını var. Tenis hayranlarını kastetmiyorum çünkü tenis hayranları maçları izlemek için her yere gidebilir. Ama genel olarak sporseverler televizyonda yayınlanmayan sporları izlemek için tribünlere gidebilir tabii özellikle futbol maçları için bunu diyebiliriz. Ama bence özellikle tenis hayranları için söylüyorum bir müsabakayı canlı olarak izlemek gerçekten inanılmaz keyif verici. Televizyondan izlemek de keyifli ama canlıya göre biraz daha yavaş görünüyor. Bu nedenle oyuncuların nasıl hızlı hareket ettiklerini ve nasıl topa vurduklarını televizyondan tam olarak anlayamıyorsunuz.

Yorumlarınız izleyiciler tarafından çok beğeniliyor, peki oyunculardan tepkiler alıyor musunuz?
Oyunculardan pek tepki almıyorum. Turnuvalardan sonra sıcağı sıcağına röportajlar yapıyoruz ve genelde oyuncuların etrafında tenis oyuncusu olmayan kişiler sorular soruyor. Orada sık sık aynı soruları soruyoruz ki soracak da çok fazla değişik soru yok. Oyuncular bana diğerlerinden kesinlikle daha farklı cevap veriyorlar. Ben eski bir tenis oyuncusu olduğum için benimle daha fazla konuşmak istiyorlar ve daha fazla şey açıklamak istiyorlar. Bana ve tabii ki diğer eski tenis oyuncularına daha derin cevaplar vermek istiyorlar.

Oyuncuktan bahsetmişken... Kendi dönemizi ve şimdiyi karşılaştırırsak, farklılıklar neler? Tenisçilerin gelirleri arttı peki sizce oynanan tenisin de kalitesi aynı ölçüde arttı mı?
Bence kaliteyle bunu karşılaştırmamalıyız. Geçmişle şimdi arasında olanaklar tamamen değişti. Artık kullanılan ekipmanlar ve durumlar çok farklı. Artık daha fazla tenisçi var. Şu an profesyonel anlamda turnuvalarda oynayan 200 tenisçi var. Tabii ki bu tenisçilerle kalite daha da arttı. Aynı zamanda şimdiki oyuncuların tutkuları da daha güçlü halde geldi mi ondan pek emin değilim. Biz o zamanlar daha farklı sebeplerden dolayı tenis oynuyorduk. Tenis akademisine gittiğimiz için değil tenis oynamak istediğimiz için tenis oynuyorduk. Şu an tenis oynayan oyuncular tenis oynamayı seviyorlar evet ama tenis oynamak tamamen de onların fikirleri değil. Bugünkü oyuncular tenise başlamaya, bunu sürdürmeye ve 14 yaşında evlerinden uzakta olmaya pek gönüllü değiller. Yani genel olarak tutkunun o kadar da yüksek olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki Nadal ve Federer’in tutkuları tartışılmaz. Ama herkesin onlar kadar tutkusu ve azmi olduğunu söyleyemem.

Sizin favori oyuncunuz kim?
Şu an çok iyi oyuncular var ve onların arasından bunu söylemek biraz zor tabi. Bu duruma göre değişir ama Roger Federer her zaman çok iyi oynuyor. Federer genelde oyunlara çok hakim ve onun her oyunu çok iyi bir şekilde sahiplendiğini görebilirsiniz. Bu yönüyle de kendime çok yakın buluyorum onu. Bu gerçekten çok özel bir durum. Roger Federer’in oyun tarzıyla onun favorilerimden biri olduğunu söyleyebilirim. Onu izlerken çok keyif aldığımı söylemeliyim, herhangi bir kortta herhangi bir oyuncuya karşı.

Sizce bu yıl Fransa Açık’ı kazanmaya en yakın isimler kimler?
En yakın isimler sorusuna ise %50 ihtimalle Nadal, %50 ihtimalle de Djokovic’in şansı var diyebilirim.

Son olarak Roland Garros’tan bahsedelim... 2 kez zafer yaşadığınız bir turnuva... Aldığınız başarılı sonuçların dışında burayı sizin için özel kılan, diğer turnuvalardan farklı kılan yönler var mı?
Paris’in toprak kortlarında çok fazla zaman geçirdiğimi hatırlıyorum çünkü sayılar daha uzundu ve beş set oynardınız. Bir saat boyunca kaybedip daha sonra maçı kendi tarafınıza çekebilirdiniz. Servisleri kaybedip daha sonra her zaman servis kırardınız. Ama daha sonra maça konsantre olursunuz bu Rafa Nadal için de geçerli bir durum olabilir. Ben hiçbir zaman kaybetmekten endişe etmedim, çünkü bilirsiniz çok uzun sürüyor ve taktikleri belirlemek için zamanınız var. Ben Roland Garros’tan en çok bunları hatırlıyorum. Roland Garros’un kariyerimin başlarında her zaman favorim olduğunu söyleyebilirim.

 


Bunları da Beğenebilirsiniz