Gündem Haberleri

    Spor yazarlarına Akıl hastanesine ziyaretçi gitse kefilsiz çıkamaz

    Hürriyet Haber
    29.11.2009 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Bu röportajı niye kabul ettim, hangi akla hizmetten yapıyorum?

    Aydın Bey’in Hürriyet’in başına diktiği Ertuğrul Özkök Bey’in verdiği gaz üzerine kabul ettim. Kendi kendine konuşmanın nasıl bir angarya olduğunu anladığımda iş işten geçmişti. Bir haftadan beri Ertuğrul Bey’i günde beş vakit anmam bu yüzdendir!

    Bu medya denilen şeyin taa ebesinin 3’üncü sayfasına kadar yolu var

    ? Medyada gidişatı nasıl görüyorsunuz?
    Çok iyi görüyorum... Bu medya denilen şeyin taaaa ebesinin üçüncü sayfasına kadar yolu var. Bu sektörde herkes ayrı bir cambaz olmuş. Herkesin söylemi aynı; “Biz çok temiziz, kirlenenler öbürleri.”
    ? Böyle bir görüş doğru olamaz mı?
    Olabilir ama o zaman da bunun adı “Benim anam senin ananı Hisar pavyonda görmüş” olayıdır. Bu aslında memleketin tamamı için geçerli bir formattır.
    ? Hoppala Hasan dayı, edep yerim seyirdi. Şimdi de meseleyi memleket ölçülerine getirdiniz.
    Getiririm tabii. Yüz küsur belki de iki yüz küsur yıldır kendi kendine “Biz niye böyleyiz?” sorusunu sorup da doğru cevabı bulamayan bir toplumdan söz ediyoruz. Bana göre bizim toplum sosyal bilincini kaybetmiş. Benzetmek gerekirse, şizofren teşhisi konmamış bir insan gibi. Kafa gitmiş, kayış boş dönüyor ama kendi kendine teşhis koyacak hali olmadığından bunu bilmiyor. Bu yüzden toplumdan işe yarar ortak bir akıl çıkmıyor.

    30 senedir ayda 3-4 bin lirayı zor görüyor, 1 milyon Euro alanı yere çalıyor

    ? O kadar köşe yazarı var ama... Konuşan bir Türkiye var. Buna rağmen mi?
    Sorun da bu zaten. Hiçbir işte ehil olmayan binden fazla insan sabah akşam memlekete akıl pompalıyor. Bazen bu dehşet verici boyutlarda. Geçen televizyonda izledim. Beşiktaş bir maçını kaybetmişti. Bir gazetenin spor yazarı ekranda ateş püskürterek konuşuyor; “Mustafa Denizli benim düşündüğüm gibi bir takımla sahaya çıksaydı sonuç böyle olmazdı” diyor. Bunu da inanarak, aşk ile, şevk ile söylüyor. Köşesinde “Takımı böyle yapmalı” diye bir yazı yazmış da Mustafa Denizli okuyup bu akıllara uymamış. Bu örneği al her sektöre uygula. Otuz senedir bu meslekte olduğu halde ayda 3-4 bin lirayı zor gören bir spor yazarı, senede 1 milyon Euro’nun üzerinde para kazanan bir teknik adamı yere çalıyor. Kendi kendine, “Peki ben bu kadar akıllı ve yeterliyim de o paraları bana niye vermiyorlar?” diye sormuyor. Memleketin kamuouyunu oluşturanlar bunlar. Çoğu akıl hastanesine ziyaretçi olarak gitse, biri kefil olmadan bir daha dışarı çıkamazlar.

    Son zamanlarda en popüler öfke sebebim, maç seyrederken gördüğüm üç otuzluk sucuklar

    ? Lig TV sizi çileden çıkartıyormuş doğru mu?
    Futbol denilen kıymetli bir ürünün içine ettiler. Maç naklen yayını için cebimizden dünyanın parasını alıyorlar. Canlı yayında ekranın altından üstünden reklam bantları geçiyor. Sultanahmet Köftecisi’nden tut bilmem ne sucuklarına kadar her şey ekranda. Ayrıca insanın bir maçı banttan temiz ekranda izleme hakkı da var. Mutlaka üzerine haber bandı bindiriyorlar. Bunu da habercilik sanıyorlar. Efendim, maliyetler yüksekmiş. Girme o zaman ihaleye! Benim cebimden senede bin liraya yakın para alacaksın, sonra maçı seyrederken ekrandan üç otuz paraya aldığın sucuk reklamını izlettireceksin. Batılı aptal mı? Niye Şampiyonlar Ligi maçlarında reklam yok. Sıkar çünkü! Orada korunan ürünün kendisi. Adam milyar doların üzerindeki naklen yayın hakkını pazarlarken onu kirlettirmeme şartı koyuyor. Bizim federasyonun daha böyle bir hassasiyeti yok. Belki haberleri bile yoktur. Son zamanlardaki en popüler öfke sebebim bu. Tüketici olarak dolandırıldım, derdimi dinleteceğim bir merci yok.


    20 yıldır Osmanlıca öğreniyorum

    ? Kendinizle ilgili kızgınlıklarınız var mı veya pişmanlıklarınız?
    Olmaz olur mu? Hayatımın çoğunu zayi ettim. Yeniden hayata başlama ve seçme şansım olsa beş yabancı dil öğrenmek için şeyimi yırtardım. Çok mu önemli diyeceksiniz. Önemli. Bakın Çin’de Mao’dan sonra Cüce Teng diye bilinen bir lider çıktı. Adam hayatı boyunca üç kez sıfırlanmış. Devletin en tepesinden alınıp tarım işçisi yapılmış. Ölürken ülkede tanrı gibiydi. Yazılı hiçbir yetkisi olmadığı halde üç ayda bir torununun ağzından bir mesaj veriyordu. Seçilmişler ülkeyi buna göre yönetiyordu. Teng Hsiao Ping hakkında Batı’da koca koca kitaplar, biyografiler çıktı. Türkiye insanı birini bile Türkçe okuyamadı. Çünkü ne bir yayınevi o biyografileri çevirdi ne de bir gazete ondan ekmek çıkardı. Dil bunun için lazım işte. Gidip Sultanahmet’te parasız turist kızları ayartmak için değil.
    ? Kendinizden memnun olduğunuz bir şey yok mu?
    Son yirmi senemi Osmanlıcamı ilerletmek için kullanıyorum. Eski yazıyı geliştiriyorum. Lakin bir umman. Örneğin Celi Divani yazıyı öğrenmek için artık ömrüm yetmeyecek. Ama Babıâli rikasını okuyabiliyorum. Matbu olanları yani basılı gazete ve kitapları zaten okuyordum. Bu bana keyif veriyor, kendimi hiç değilse farklı hissettiriyor. Geçmişten kalma evrakların, yazışmaların arasında dolanmak da başka bir keyif.

    Kızım beni geriyor

    ? Bir kızınız varmış, onunla aranız nasıl? Ona da kızıyor musunuz?
    Kızmamak ne mümkün. Ama çocuk söz konusu olduğunda süngüm hep düşük. Kızım Nivan ve yeğenim Beran’la birlikte oturuyoruz. Yeğenimin de evlattan farkı yok. Dışarı çıkma niyetleri beni hep geriyor. İstanbul burası. Bir arkadaşım anlatmıştı, yirmi küsur yılını Kanada’da geçiren bir Ermeni vatandaşımız ilk kez tatile gelmiş, bir daha da geri dönmemiş. Niye dönmediğini soranlara da “Burada hayat macera. Evden bir çıkıyorsun sağ dönüp dönmeyeceğini bilmiyorsun. Böyle bir adrenalin yükselmesini nerede yaşayabilirsin?” diye açıklamış. Gerginliğimin birinci sebebi bu. İkincisi ise dört katlı müstakil bir evde benim yaşama alanımın otuz metrekareye inmesi. Kitabıma karışıyorlar, DVD’lerime karışıyorlar, içtiğim sigaraya, yediğim yemeğe karışıyorlar. Evin içinde adeta iki adet yaşam komiseri var.

    Ertuğrul Bey’i durdurabilecek düzen kurulmadı

    ? Röportajı kabul etmeme şansınız yok muydu?
    Ne yazık ki yoktu... Ertuğrul Bey umre yapmış mübarek bir adam. Hac dönüşü şeytanı yanına stajyer olarak almış biri. Talep de şeytandan gelmiş. Benim sizden öğreneceğim çok şey var deyip başvurmuş. Ben şimdi Ertuğrul Bey’e nasıl hayır diyeyim? Kaderimse çekerim deyip kabul ettim.
    ? Ertuğrul Bey’e biraz içerlemiş gibisiniz.
    Aman efendim, yanlış anlaşılmasın. Beni, Ertuğrul Bey ile karşı karşıya getirmeyin. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti onunla baş edemiyor. Devlet büyükleri sırf bu yüzden üç-beş senede bir başbakan değiştiriyor. İki de Anayasa değişikliği yaptılar. Hâlâ Ertuğrul Bey’i durdurabilecek bir düzen kuramadılar. Ben fukara bir gazete çalışanıyım. Onunla nasıl baş edeyim?
    ? Sizinki ekmek korkusu mu?
    Hayır. Direkt olarak Ertuğrul Özkök korkusu. Sinirlendi diyelim. Tutar şarap şişesini kafamıza ekleştirir. Sonra oturup, “Kafasına yediği Cabernet Sauvignon şişesi miydi yoksa Merlot mu, daha onun farkında değil” diye üç-dört adet hissi pazar makalesi yazar.

    Aydın Bey, tavlada benden aldığını zarfa koyup gönderseydi

    ? Grubun diğer yöneticileri ile aranız nasıl? Aydın Bey mesela... Zafer Mutlu?
    Aydın Bey ile bir problem yaşamıyorum. Sadece son olarak tavlada paramı alıp gitti. Kendisine küçük bir kırgınlığım oldu. Beklerdim ki benden aldığı yüz lirayı bir zarfa koysun. Ayrıca gönlünden artık ne koparsa (Euro olarak) o zarfa ekleştirsin. İçine de “Sevgili kardeşim, pişmanlığımın beyanı olarak kabul et lütfen” diye bir not eklesin. Nerdeee? Bir hafta boyunca her gün gazetenin muhaberatına inip “Bana zarf veya paket var mı?” diye sordum. Heyhat! İşte bizde böyle bir paylaşımcı olmayan zihniyet var, o yüzden iki yakamız bir araya gelmiyor. Daha doğrusu onlarınki geliyor da bizim gibi ecit kısmının yakası gelmiyor.

    Zafer Bey tavlada yenilince ortaya hemen Nüket Hanım çıkıyor

    ? Zafer Mutlu için de arada bir yakınma yazıları yazıyorsunuz ama.
    O başka bir tür. Aydın Bey tek çalışıyor, yenip parasını alarak gidiyor. Yenildiği zaman da tak diye ödemesini yapıyor. Bay Zafer yalnız çalışmıyor. Karısı da işin içinde. Bunlar karı koca şirket olmuşlar. Tavlada kazandıklarında Nüket Hanım hiç ortada yok. Zafer Bey’in yenilmesi kesinleşip de ödeme saati yaklaştığında Nüket Hanım hooop ortaya çıkıyor. Bir yerlere gezmeye gidiyormuş gibi yapıyorlar. Bay Zafer, “Karım geldi bekletmeyelim, yarın devam ederiz” deyip kaçıyor.
    ? Buna bir çare bulamadınız mı? Siz de aynısını yapsanız.
    Ben bekârım. Mazeretim yok.

    BAYAN

    Off nelere kızmıyorum ki! Örneğin kadından “Bayan” diye söz eden gecekondu kibarlığından tutun da, “Ben o konuda araştırma yaptım” diye lafa başlayanlara kadar onlarca şeye! Araştırma yaptım dediği zaman çok çok bir makale okumuştur veya internetten bir maddeye bakmıştır. Akıl kapasitesi o kadar düşmüş ki bunun tarifi “araştırma yapmak” oluyor, al sana cinnet için bir sebep daha! Ama hiçbiri beni Lig TV kadar ayar etmiyor.

    SİNEK

    ‘İnsan benim yaşıma hem de bu mesleğin içinde gelince aklına zor sahip olur. Her şeye kızan öfkeli biri haline geliyorsun. Hani adam psikiyatra gitmiş, bir türlü öfkesinin sebebini anlatamıyor. Psikiyatr bir örnek vermesini isteyince, “Doktor bey bak” deyip duvara konmuş sineği göstermiş. “O sinek duvara eğri kondu mu ben kızıyorum!” Yani derdi simetromani. Bizim ülkenin halleri de bu saatten sonra benim için öyle. Her şey bir duvarda ters duruyor.’
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı