GeriSpor Spor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Spor

Başaracağım demiştim

Bundan tam altı yıl önce ürkek bakışlarla ve elindeki tek valiziyle İstanbul'a gelen 16 yaşındaki ince uzun çocuğun NBA kapılarına dayanacağına kim inanırdı? Ama Zagreb uçağından inip Efes Pilsen kulübünün yolunu tutan Mirsad'ın hayallerini daha o günden NBA süslüyordu. Ondan daha sonra sık sık duyacağım ve kendisine hedef olarak belirlediği sözcükler işte o anda bir fısıltı halinde dudaklarının arasından döküldü: ‘‘Buraya basketbolcu olmaya geldim. Ama göreceksin bir gün ben de Kukoç olacağım. NBA'de oynayacağım.’’ O anda bu genç delikanlıdaki hırsı, başarma azmini ışıl ışıl parlayan gözlerinde gördüm. İşte Mirsad'ın öyküsü...

1976 yılının 7 Haziran günü Yugoslavya'nın Novi Pazar (Yeni Pazar) kentinde dünyaya gelen Mirsad, ilkokul çağlarında uzun boyu ile yaşıtları arasında hemen farkediliyordu. Uzun boyu doğal olarak onun basketbola yönelmesine neden olmuştu. Ancak, o dönem Yugoslavya'da krizin, savaşın başgösterdiği bir dönemdi. Ve Boşnak bir ailenin çocuğu olarak Yugoslavya'da herhangi bir takımda oynaması çok zordu.

Mirsad, basketbol oynamak için Türkiye'ye gitmenin en iyi çözüm olacağına inanıyordu. Önünde kuzeni Şemsettin Baş bir örnek olarak duruyordu. Şemsettin, Tofaş'ta forma giyiyordu. Onun aracılığı ile Türkiye'ye haberler gönderildi. İşte bu sıralarda Mirsad ile bir maç için gittiğim Yugoslavya'da karşılaştım. Bu zayıf ama kararlı delikanlı, ‘‘Beni Türkiye'ye götürün. Orada çok başarılı olacağım’’ diyordu. 15 yaşındaki bu delikanlının kararlılığı herkes gibi beni de çok etkilemişti. Kuzeni Şemsettin, onun bu isteği karşısında kayıtsız kalmıyordu. Onu Türkiye'ye getirmek için uğraşıyordu. Şemsettin, Mirsad'ın Türkiye'nin basketbol okulu olan Efes'te yapılacak çalışmalar sonunda iyi bir noktaya geleceğine inanıyor ve herkese ‘‘Bu çocuk büyük oyuncu olacak’’ diyordu. Mirsad'ın bu hırsına ve arzusuna tanık olanlar durumu Efes Pilsen yönetimine aktardılar. Efes Pilsen hemen ilgilenmişti o zamanki adı Mirsad Yahoviç olan bu genç delikanlı ile. Temaslar kuruldu ve Mirsad, Şemsettin aracılığıyla Efes'in alt yapısına çağırıldı.

Potaya değemiyordu

Bosna'da patlayan savaş ortamından kurtarılan bu genç 1992 yılının haziran ayında yıldız basketbolcu olma hayalleri ile İstanbul'a geldi. Doğruca gittiği Efes Pilsen kulübünde eline aldığı basketbol topuna söz verdi. ‘‘Bir gün seni öyle iyi kullanacağım ki, herkes beni alkışlayacak.’’

Mirsad için artık yeni bir dönem başlamıştı. Savaş ve ailesi uzaklarda kalmıştı. Onun kafasında sadece ve sadece basketbol vardı. O da hedefine varmanın tek yolunun çok çalışmaktan geçtiğini biliyordu. Ancak birçok eksiği vardı. Bakın onun bu kadar kısa süre içinde böylesine büyük bir aşama yapmasında büyük rolü olan Efes Pilsen antrenörü Aydın Örs o günleri nasıl anlatıyor:

‘‘Mirsad gerçekten büyük yetenekti. Uzun boyluydu. Ancak fizik olarak güçlü değildi. Daha açık söyleyeyim, doğru dürüst sıçramayı bile bilmiyordu. 2.04'lük boyuna karşın çembere bile değemiyordu. Ancak inanılmaz derecede çalışkan ve dikkatliydi. Ne söylenirse onu kapıyor ve durmadan tekrarlayarak yapmaya çalışıyordu. Tüm arkadaşları idmanı bitirip giderlerdi. O tek başına çalışmaya devam ederdi.’’

Evinden, çok sevdiği annesinden uzakta olan Mirsad için basketbol dolu günler başlamıştı. Efes alt yapısında günde 5-6 saat çalışıyor ve her geçen gün güçleniyordu. Uygulanan ağırlık çalışmaları sonuç vermeye başlamış, cılız Mirsad kısa bir süre içinde adaleli, güçlü bir delikanlı haline gelmişti. Efes teknik yönetimi bu delikanlıda büyük gelecek görmüş ve onu Türk basketboluna kazandırmanın çarelerini aramaya başlamıştı.

Mirsad, Türk asıllıydı ama Yugoslav pasaportu taşıyordu. Kulübün hukukçuları devreye girdi. Uzun bir bürokrasi mücadelesi başlamıştı. Basketbolunu geliştirmek için hergün saatler boyu çalışan Mirsad, bir yandan da mahkemelere giderek Türk vatandaşı olma mücadelesi veriyordu. Sonunda bu engeller geçildi ve Mirsad Yehoviç, Türkcan ailesinin evlatlığı olarak Türk nüfus kağıdına kavuştu. Onun ismi artık Mirsad Türkcan idi.

Türk vatandaşı Mirsad, Efes Pilsen genç takımında kendi göstermeye başlamıştı. Geldiği gün çembere dahi ulaşamayan bu gencin boyu 2.06'ya ulaşmış ve üstün bir sıçrama yeteneği kazanmıştı. Genç takımda tüm ribauntları topluyor, herkesin üzerinden smaç yapıyordu artık. Gençler liginin en iyi ribauntçusu ve en skorer oyuncusu kimliğine de kavuşmuştu.

Kendine özel kondisyoner

Aradan geçen iki yıl içinde inanılmaz bir gelişme gösteren ve her haliyle ‘‘Ben basketbolcuyum’’ diyen Mirsad Türkcan, 1994-95 sezonunda Aydın Örs tarafından A Takım kadrosuna alınmıştı. O günkü heyecanını hatırlıyorum. Mutluklukla parlayan gözleri ile karşımda durup, ‘‘Sana söylemiştim. Başaracağım demiştim. Ama bu daha ilk adım. Bir gün beni manşetlerde yazacaksın’’ diyordu.

A Takıma çıkmıştı ama çalışma inadı hiç dinmemişti. Türkiye'nin en ciddi kulüplerinden biri olan Efes Pilsen, onun çalışmasını ödüllendirmiş ve iyi bir transfer ücreti de vermişti. İki yıl önce parasız, pulsuz bir genç olarak Türkiye'ye adım atan Mirsad artık 150 bin dolarlık bir basketbolcu olmuştu. Annesine para gönderiyordu. Bu arada kazandığı parayı da yine basketbola yatırıyordu. İyi ribaunt almasına, güçlü bir oyuncu olmasına karşın fiziğinin yetersiz olduğuna inanıyordu. Efes Pilsen takımı ile birlikte yaptığı ağırlık çalışmaları ona yetmiyordu. O daha güçlü olmak istiyordu. İşte bunun için parasını cebinden ödeyerek Yugoslav Milli Takımı'nın kondisyonerini tuttu. Onunla birlikte ekstra çalışmalar yapmaya başladı. Bu çalışmalar da etkisini gösterdi. Mirsad artık Türkiye'nin en önde gelen oyuncularından biri idi. Kazanma arzusu, savaşçı kişiliği, çalışkanlığı ile bütünleşince ortaya bir yıldız sporcu çıkmıştı.

İyi savunma yapan ve takımın ribaunt yükünü omuzlamaya başlayan Mirsad, işte bu dönemde iyi şut atamadığını farketti. Aydın Örs ile birlikte sürekli şut antrenmanı yapmaya başladı. Takım idmanları başlamadan önce salona gelip şut atmaya başlayan Mirsad, antrenmanların bitiminden sonra da salonda kalıp tek başına şut çalışması yapmaya devam etti. Öylesine inatçıydı ki, Aydın Örs'ün takıma izin verdiği günler bile arkadaşları ile gezmek, dinlenmek yerine salonun yolunu tutup şut atmayı yeğliyordu.

Artık komple bir oyuncu olmuştu. Efes Pilsen'in önemli silahlarından biri haline gelmişti. Milli Takımımızın da değişmez oyuncularından biri idi artık. Ribaunt sıkıntısı çeken basketbolumuzun ribaunt kralı olarak Avrupa'da da ün yapmaya başlamıştı. En önemli maçlarda oyuna ağırlığını koyarak maç kazandıran isim olma özelliği onu vazgeçilmez bir oyuncu haline getirmişti.

NBA takibe aldı

Çok kısa süre içinde gerçekleşen bu çıkış dünyanın her yerinde oyuncu izleyen NBA istatistikçilerinin de dikkatini çekmişti. Efes Pilsen'in Avrupa'da oynadığı önemli maçlarda Mirsad'ı izlemek için gelen birkaç tane NBA istatistikçisi vardı artık. Sürekli izliyorlar, not alıyorlardı. NBA düşü de Mirsad'ı yakıyordu. Hatta önemli maçlarda Aydın Örs, ‘‘Bak oğlum bugün seni NBA'den izleyecekler ona göre oyna’’ diyerek ona moral dopingi bile yapıyordu.

NBA tarafından izlendiği maçlarda Mirsad'ın gücünün kat kat üstüne çıktığı da bir gerçekti. Efes Pilsen'in Türkiye'ye getirdiği ilk Avrupa Kupası olan Koraç kupası'nın kazanılmasında önemli katkıları olan Mirsad Türkcan, Milli Takımımızla katıldığı Avrupa Şampiyonası finallerinde de ribaunt krallığını kimseye bırakmamıştı.

Ribauntlarını sayıyor

‘‘Sahaya çıktığım zaman sadece kazanmayı düşünürüm’’ diyen bu başarılı basketbolcunun bir başka özelliği de maç içinde kaç sayı atıp kaç ribaunt aldığını sayması. Maç biter bitmez kendi istatistiğini hemen söyleyebilen Mirsad'ın en büyük tutkusu ise otomobiliyle sürat yapmak. Bu tutkusu nedeniyle birkaç araba parçalayan Mirsad'ın ünü büyüdükçe, NBA tutkusu da daha bir artıyordu.

Geçen sezonun yaz döneminde Amerika'ya giden ve NBA kamplarında aradığını pek bulamayan Mirsad için bu olay, basketbolun zirvesine açılan kapıya doğru ilk adımı atmaktı.

Amerika dönüşünde konuştuğum Mirsad, ‘‘Seninle ilk karşılaştığımızda sana Kukoç gibi olacağımı söylemiştim. Göreceksin bir veya iki yıl içinde orada oynayacağım. Bu sezon kampa gittim, gördüm. Benden iyisi yok. Biraz daha çalışayım, kimse beni tutamaz’’ diyordu. İnanıyordum ona. Ondaki başarma azmini en yakından bilenlerden biriydim. Efes Pilsen ve Milli Takım maçları nedeyle birlikte yaptığımız seyahatlerdeki sohbetlerimizin baş konusunu NBA idi. Dünya basketbolunun zirvesine çıkan ilk Türk sporcu olmaya kararlıydı.

Aydın ağabeye borçluyum

Türkiye liginin son maçından önce, Abdi İpekçi Salonu'nda, Mirsad'a NBA finallerini izlemeye gideceğimi söyledim. ‘‘Ben de kampa gidiyorum. Sana söz, orada seçileceğim. Seçildikten sonra da orada çok başarılı olacağım. Bir gün oraya gelip beni finalde oynarken izleyeceksin’’ cevabını verdi. Şans ve başarı diledikten sonra ‘‘Sana inanıyorum. Başaracaksın’’ dedim. ‘‘Seni ne zaman mahçup ettim’’ diyerek Vancuver'in yolunu tuttu. 15 gün sonra NBA'nin güçlü takımlarından Houston Rockets tarafından seçildiğinin haberi geldi. Birkaç saat sonra da telefonun öbür ucundan sesleniyordu: ‘‘Bak dediğimi yaptım. Ama bu daha ilk adım. Tıpkı Efes'e adım attığım ilk gün gibi. Bir tek şeyi yazmanı istiyorum. Bu noktaya gelmem de büyük emeği olan Aydın ağabeye çok teşekkürler. O olmasaydı başaramazdım.’’

Altı yıl önce ürkek bakışlarla basketbolumuza gelen o delikanlı, şimdi NBA'de yıldız adayı. Ondaki bu kararlılık, bu hırs oldukça, Mirsad'ın çok daha büyük başarılara imza atacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle