"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

‘Söz uçar yazı kalır’

ÇOK tekrarlanan bir atasözünü bir kez de biz yineleyelim: “Verba volant, scripta manent.” Yani: “Söz uçar, yazı kalır.”

Gerçekten de eğer yazı olmasaydı, bugün birçok konuda aydınlanamayacaktık. İnsanlık tarihine dair bilgi, kulaktan dolma ve sağlıksız biçimde devrolup gidecekti.
Yazı nasıl doğdu, nasıl gelişti, bugüne nasıl geldi.
Bugün bilgisayar çağında yazının önemini, işlevini tartışıyoruz. Oysa yazı hâlâ billboardlarda, yazılı basında egemenliğini sürdürüyor. Reklamlar, yazının etkileyici güzelliğinin birer örneği.
Bilgisayarla yazsak da, mesajlarımızı onunla iletsek de, gene davetiyelerimizi onunla yazıyoruz, zarf üstlerini güzel yazıyla süslüyoruz. Bilgisayarı hayatımızın her alanına sokmuş olsak da, en azından elektronik bir ortamda bile yazı yazıyoruz, kâğıdı eskisi kadar kullanmasak da, yazısız kimse yaşayamaz!

Arkeologların bulduğu en eski yazı örneği, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan bölge olan Mezopotamya’dan çıkarıldı. Geçmişte Mezopotamya’da Sümer adlı bir medeniyet vardı. Buradaki Uruk kentinin büyük tapınağında yapılan kazılarda, yaklaşık M.Ö 3000’de yazılmış, üzeri gizemli işaretlerle kaplı kil tabletler bulundu.

En eski kil objeler hayvanlar, yiyecekler ya da kıyafetleri anlatan kilden şekillerdir. Büyük ihtimalle bu kil objelerle, çiftçiler diğer çiftçilerle yaptıkları ticaretin kaydını tutuyorlardı. Daha sonraları insanlar, üzerlerine işaretler yaptıkları düz kil tabletler kullanmaya başladılar. Hayvanların ve nesnelerin şekillerini birebir kopyalamakla çok uğraşmadılar. Yapılan şeklin anlattığı nesneyi hatırlatması yeterliydi. Kısacası yazı basitçe hesap kaydının tutulması için icat edildi. Sümerler kil tabletlere başka bilgiler de yazdılar. Örneğin bir tablette tapınakta kaç kişinin çalıştığı yazıyor: 18 fırıncı, 31 biracı, 7 köle ve 1 demirci.


Yazının Öyküsü, yazının ortaya çıkışından bugüne kadar tarihini, detaylarıyla öyküsünü anlatıyor.
Bu öyküde göreceksiniz ki, yazı bulunduğunda insanların bilgiyi kaydetme, okuma-okutma özelliği başlıyor.
Hiç kuşkusuz daha ilgi çekici olanı, yazmayı bilenlerin tekelinde olan bilgi, bir elyazması üzerinden bir sektörü doğurmuş, daha sonra matbaanın icadıyla herkesin okuması sağlanmıştır. Yazma kitaplar bugün büyük bir değer taşıyor, yalnız yazı değil süslemeler de bu kitapları daha değerli kılıyor. Yazının Öyküsü’nde, yazılan satıh (yüzey) da önemli rol oynuyor. Bugün de kalemle yazarken, kâğıdın cinsine önem veriyoruz, seçici davranıyoruz.
Yazının Öyküsü, herkesin anlayabileceği bir dille yazılmış bir bilimsel kitap.
Bu tür kitapları okumanın gerekliliğini açıklamaya, kanıtlamaya gerek yok.
Yazının Öyküsü, öğretmenin öğrenmenin, bellek oluşturmanın tarihi demektir bir anlamda.
Kitabın içindeki görsel malzeme de okumayı destekliyor.
Yazının Öyküsü’nün sonunda tükenmezkalem ile dolmakalem hakkında kısa bilgi veriliyor.
Tükenmezkalemi icat eden Laszlo Jozsef Biro.
Uzun süre bu marka tükenmezkalemi kullandım.
Bir daktilonun altında da şu bilgi verilmiş: “1875’te yapılmış Amerikalı Latham Stoles ve Samuel Soule tarafından icat edilmiş. Harf tuşları, bugün bilgisayarlarda kullandığımız sırayla (QWERTY...) yerleştirilmiş.”
Bizim Türk alfabesinde, klavye için harf sıralaması başkadır, ayrıca bu harf sıralamasının da (Q klavye diye bildiğimiz harf dizilişi), yazanların süratini düşürmek amacıyla düzenlendiği bir kitapta belirtilmişti.
Yazının tarihini, kısa yoldan öğreten bir kitap.
Daha ayrıntılı bilgi için başka kitaplara da başvurabilirsiniz: Carl Faulmann; Yazı Kitabı (İş Bankası Yayınları) ve Georges Jean; Yazı İnsanlığın Belleği (YKY).

DOĞAN HIZLAN’IN SEÇTİKLERİ

Denis Bertholet Sartre İthaki
Alper Uygur Bizim Korsanlar YKY
Jean-Christophe Grange Koloni Doğan Kitap
Hidayet Karakuş Şeytan Minareleri Cumhuriyet Kitap
Nedim Şener Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat Güncel Yayıncılık
X