GeriSeyahat Söylenceler ülkesi Urfa
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Söylenceler ülkesi Urfa

Söylenceler ülkesi Urfa

Mehmet YAŞİN

GAP, Güneydoğu'nun boz topraklarını yeşile boyamış. Efsaneye, tarihe, yemeğe düşkün olanlar için Şanlıurfa en doğru adres. Kültür mozağimizin en renkli parçasını orada bulabilirsiniz.

Çevresinde çok dolaşmış ama Şanlıurfa'ya hiç gitmemiştim. Geçen hafta, CNR Fuarcılık şirketinin düzenlediği Tarım Fuarı'nı bahane ederek katıldığım bir gezi sayesinde Şanlıurfa'yı görenlerin cephesine katıldım.

Gittim, gördüm, geldim. Şimdi de yazmaya çalışıyorum. Ama bu yazının son noktasını koyduğumda, bütün yazdıklarımın sadece bir başlangıç olacağını biliyorum. Bu söylenceler kentini yazmak çok zaman ister ve çok zordur. Ne kelimeler yeter, ne sayfalar.

Öylesine çok söylence var ki: Hazreti İbrahim'in, zalim hükümdar Nemrut ile mücadelesi başlıbaşına bir roman. Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zelha göllerinin öyküleri de öyle. Hazreti İbrahim'i yakmak için hazırlanan ateşin suya, odunların balığa dönüştüğü söylencesi en bilinenlerden biri. Hazreti İbrahim'in kapatıldığı mağarada birden bire akmaya başlayan tatlı su ve Hazreti İsa'nın yüzüne sürüp gönderdiği mendilin dağıttığı şifa da diğer söylencelerin konusu.

Harran'ın, yağmur yağdığında neden gül koktuğunu sorduğunuzda size, Harran Üniversitesi'nin temel harcının gül suyu ile karıştırılması öyküsü anlatılacaktır. Veya Ay tanrısı Sin'e tapan, ay-yıldız desenli cüppe giymiş uzun sakallı rahiplerin mucizelerinden söz edilecektir.

Taşı toprağı söylence olan Urfa'ya güzel bir nisan günü gittim. Güneş henüz kavurucu ışınlarını salmamıştı. Hem artık, kentin havası eskisi kadar sıcak olmuyormuş. GAP Projesi, toprak kadar havayı da değiştirmiş.

DONAN ZAMAN

Kenti tanımaya Halil-ür Rahman, diğer adıyla Balıklıgöl'den başladım. Kutsal addedilen balıklar, sanıyorum dünyada nesli tükenmeyecek tek hayvan türü. Yakalanması, yenmesi günah. Akın akın gelen turistlerin attığı özel yemler sayesinde beslenme sorunları yok. Göl kıyısında yem satanların verdiği bilgiye göre, ekmek kırıntısı gibi sıradan yiyeceklere pek rağbet etmiyorlarmış. Tek ölüm nedenleri; yaşam sürelerinin tükenmesi.

Balıkları besledikten sonra, Hazreti İbrahim'in kaldığı mağarayı ve diğer kutsal mekanları ziyaret ettim. Bu süre içinde yanımdan çocuk rehberler hiç eksik olmadı. Ezberledikleri bilgileri, nokta virgül koymadan, tek düze bir sesle anlatıp durdular. Oradan eski Urfa'nın dar sokaklarına daldım. Düz damlı evlerin yer aldığı bu sokaklardaki insan manzaralarını görünce, bir Arap ülkesindeymişim duygusuna kapıldım. Zaten havada uçuşan kelimelerde Türkçe olanına rastlamak pek mümkün değildi.

Tarihi Çarşı'da sanki zaman donup kalmıştı. Gümrük Hanı, İsotcu Pazarı, Bakırcılar Çarşısı, Tenekeci Pazarı. Çulcular, keçeciler, hiram dokuyan tezgahlar, ağaçların altında, küçük oturaklarda oturup, mırra içenler sanki kentin ilk kurulduğu günden beri oradaymışçasına hiç değişmemişlerdi. Sadece, kaçak tütünden sarılan sigaralar, yerlerini yabancı marka filtreli sigaralara terk etmişlerdi.

Öğle yemeğini Urfa Sofrası adında bir restoranda yedim. Bir tarihte gittiğim Çin'in Siyan kentinde, bir lokantada yemek yedikten sonra Türkiye'deki Çin lokantalarında sunulan yemeklerin orijinallerine hiç benzemediğini görmüştüm. Yine aynı şey oldu. O lokantada nar ekşili ezme salatasını, Urfa kebabını, patlıcanlı kebabı, kaburgayı yedikten sonra da İstanbul kebapçılarında aynı adlarla sunulan yemeklerin bu kadar lezzetli olmadıklarını öğrendim. Hele kepçe gibi küçük kaşıklarla içilen ayranın, Şıllık adlı tatlının bir eşini daha yiyemeyeceğime inandım.

İÇKİ YASAĞI

Şanlıurfa'da beni hayrete düşüren bir şey de, iki büyük otel dışında tüm kentte içki yasağı olduğunu öğrenmek oldu. Belediyenin getirdiği yasağa, yemeği ve içkiyi bu kadar seven Urfalıların, yıllardan beri sessiz ve tepkisiz kalması düşündürdü beni.

Bu yasağa karşı bulunan çözüm ise, ‘‘Bekar Evleri’’ olmuş. Biraraya gelen 4-5 arkadaş, bir daire kiralayıp, akşamları orada buluşuyor, içkili, türkülü ‘‘Sıra Geceleri’’ düzenleyip, dilediklerince eğleniyorlarmış.

Kentin yeni bölümüyle Harran'a giderken tanıştım. Hiçbir özelliği olmayan, blok apartmanlardan oluşmuş, Urfa'ya pek benzemeyen bir bölüm. Bazıları, kentin gelişmişliğine örnek olarak buraları gösteriyorlar ama ben bu yargılara hiç katılmıyorum. Kentin orijinal dokusu korunarak da gelişme sağlanabilirdi. Kent şimdi iki kişilikli: Birincisi kendisi, ikincisi kendisine benzemeyen bir yabancı.

Harran. Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Hitit ülkesinden Mısır'a uzanan, Asya'dan gelip Akdeniz'e ulaşan yolların, dinlerin, gökyüzü ile yeryüzünün buluştuğu yer. Şanlıurfa'ya 46 kilometre uzaklıkta. Harran'da ilk göze batan, sivri kubbeli evler oluyor. Bu evlerin geçmişi, İÖ 6. binyıllara dayanıyor. Beş metre yüksekliğindeki bu kubbelerin tepeleri açık. Buradan hem ışık giriyor hem de rüzgarın, evin içinde dolaşmasına olanak sağlanıyor. Söylendiğine göre bu evler kışın sıcak, yazın çok serin oluyormuş.

TURİSTİK POZLAR

Külahlı evlerde artık oturan yok. Herkes kendine düz tavanlı evler inşa etmiş. Nedenini sordum, ‘‘modernleştik’’ dediler. Bura sakinleri Arap asıllı. Türkçeleri, ‘‘çat pat’’. Kadınların ve kız çocuklarının giysileri çok renkli, parlak işlemeli. Fotoğraf çekerken hiç seslerini çıkarmadan, gülüşerek poz veren çocuklar, makinemi çantaya koymamla birlikte etrafımı sarıp, verdikleri poz karşılığında para istemeye başladılar. Onlar ve diğerleri, (her hanede en az 13 çocuk olduğunu düşünürseniz, ne kadar çok olduklarını daha iyi gözünüzün önüne getirebilirsiniz), çevre gezim sırasında etrafımdan hiç ayrılmadılar.

DÜŞ KIRIKLIĞI

Çocukların para istemeleri, bende düş kırıklığı yarattı. Orijinal fotoğraflar çektiğimi sanarken, turistlere poz vermeyi öğrenmiş çocuklarla karşılaşmak hevesimi kırdı. Makinemi bir daha çantamdan çıkarmadım, o ana kadar çektiklerimle yetindim.

Aynı duyguyu, Kenya'da da yaşamıştım. Nairobi yakınlarında, bir Masai köyünde fotoğraf çekiyordum. Kimse itiraz etmiyordu. Gül dediğimde gülüyor, bak dediğimde bakıyorlardı. Neredeyse çevredeki bütün köylülerin fotoğrafını çektikten sonra arabaya bindim. İşte o an kıyamet koptu. Bütün köy etrafımı çevirip, parmaklarını birbirlerine sürtmeye başladılar. Yaptıkları hareketin anlamını rehber açıklayınca başımdan aşağıya kaynar sular döküldü: Her fotoğrafını çektiğime 2 dolar verecekmişim. Bir hesapladım: Toplam 400 dolar. Sıkı pazarlık sonunda 75 dolara yakamı kurtardım. Anlayacağınız, turistik eşya dükkanlarında satılan dialardaki aynı pozları para vererek çekmiştim.

SIRA GECESİ

Harran, Ortaçağ felsefe ekolünün merkezi ve İslam düşünce sisteminin kaynağı olan üniversitesi ile bilinir. Üniversiteden bugüne, sadece 40 metre yüksekliğindeki rasat kulesi kalmış. Diğer kalıntılar ise, Ay tanrısı Sin adına yapılan büyük tapınak ve şehri çevreleyen dikdörtgen planlı ve taştan yapılmış Bizans kalesinin surları.

Yakın bir geçmişte, kurak toprak denince ilk akla gelen Harran şimdi yemyeşil. Buğday, arpa, pamuk filizlerine bakılacak olursa mahsül bu yıl bereketli olacak. Artık Harran'ın tarihi yazılırken GAP'tan önce GAP'tan sonra tabiri kullanılacak. Harran almış başını gidiyor. Yolu açık olsun.

Şanlıurfa'ya yolunuz düşerse, ne yapın edin bir ‘‘Sıra Gecesi’’ne mutlaka katılın. Bu sıra gecesinde ‘‘Kazancı Bedih’’in bulunmasında ısrarcı olun. Sıra Gecesi, aslında erkek erkeğe yapılan bir eğlence. Başköşeye dizilen şarkıcılar, sırayla yöre şarkılarını seslendiriyorlar. O esnada, orta yerde işi bilen, bileği kuvvetli birisi, çiğ köfte yoğuruyor. Bu köfteler daha sonra marul yapraklarına sarılıp dinleyicilere sunuluyor.

İSOT MUCİZESİ

Benim katıldığım sıra gecesinde dinleyiciler de şarkılara eşlik ettiler. Urfa'da hemen herkesin sesinin güzel olduğu dikkatimi çekti. Nedenini sordum, ‘‘İsot’’ dediler. İsot, Urfa'ya özgü kırmızı biber ve burada onsuz yaşamın bir anlamı yok. İsot her derde deva: Ülseri iyileştiriyor, cinsel gücü artırıyor, antibiyotik etkisi yapıyor ve insanları bülbül sesli kılıyor.

Sıcaklar bastırmadan Şanlıurfa'ya yolunuzu düşürmeye bakın. Bu renkli efsaneler kenti İstanbul'dan uçakla iki saat. Bu kadar kısa bir süre sonra başka bir dünyada bulacaksınız kendinizi. Harran'daki medeniyeti seyredin, Urfa'daki efsaneleri dinleyin, GAP'ın mucizesine şaşırın. En önemlisi, bin yıldan beri suyu özleyen toprakların, suyla kucaklaşmasına şahit olun.

TURİZM BAKANI'NA NOT

Bugün Bakanlığının son gününü yaşayan sevgili Ahmet Tan. Eğer seçilirsen ve de yine aynı bakanlığa getirilirsen, Mardin'i bir ‘‘müze kent’’e dönüştürmek için özel bir çaba içine girer misin? Veya senden sonra gelecek bakanları bu yönde teşvik eder misin?

Atlas Dergisi'ni kaçırmayın

Bu ay yedinci yaş gününü kutlayan Atlas'ın son sayısı yine ilginç konularla dolu.

Rahat koltuğunuzda otururken dünyanın ve Türkiye'nin ilginç köşelerinden haberdar olmak istiyorsanız, Atlas'ı tükenmeden almanız gerekiyor.

İşte bu sayıdan başlıklar:

Kavimler Diyarında

Kardeş kavimlerin ve bitmeyen efsanelerin kenti Diyarbakır.

Dupnisa Mağarası

Türkiye'nin en uzun mağarasında yeraltı sularının sırrı.

Suyun Yedi Rengi

Eski zenginliklerini arayan Eğirdir Gölü'nün güzellikleri.

Bir Seferin Anatomisi

Matrakçı Nasuh'un resimleriyle Kanuni'nin Irak seferi.

Osmanlı Kraliçesi

Kanuni'nin büyük aşkı Hürrem Sultan'ın sarsıcı öyküsü.

Papua'nın Dağadamları

Papua Yeni Gine'nin ulaşılmaz vadilerinde yaşayan Huliler.

Atlas dergisi bu sayısıyla birlikte okuyucularına büyük boy Kanuni Çağı Atlası'nı veriyor.

Papua Yeni Gine'nin ulaşılmaz vadilerinde yaşayan Huli kabilesinin bir ferdi.

(Fotoğraf: Zafer KIZILKAYA - ATLAS)

Şanlıurfa'nın Balıklı Gölü, yerli yabancı bütün turistlerin ilk uğrak yeri. Buraya ziyarete gelenler, kutsal balıkları beslemek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar (üstte).

Harran'da dünyanın en eski üniversitesi kabul edilen yapıdan geriye 40 metre yüksekliğindeki rasathane kulesi kalmış. Etrafı derme çatma bir tel örgüyle çevrili olan bu yıkıntılar bölgeye gelen turistlerin en çok ziyaret ettikleri yer (sağda).

MİNİ REHBER

NASIL GİDİLİR?

Otobüs:

Tatlıses Turizm: İstanbul-Şanlıurfa arası otobüsle 18 saat. Tel: İstanbul: (0212) 658 23 00, Ankara: (0312) 309 02 00

Uçak:

İstanbul-Şanlıurfa: Salı-Perşembe direk saat 08.00'de, diğer günler Ankara aktarmalı saat 06.00'da.

Şanlıurfa-İstanbul: Salı-Perşembe direk saat 11.00'de, diğer günler Ankara aktarmalı saat 10.15'te.

Ankara-Şanlıurfa: Hergün

saat 08.00'de

Şanlıurfa-Ankara: Hergün

saat 10.15'te

Fiyat: İstanbul-Şanlıurfa:

29.100.000 TL.

Ankara-Şanlıurfa:

21.700.000 TL.

KONAKLAMA

Harran Hotel (***):

(0414) 313 47 43

Edessa Hotel (****):

(0414) 215 99 11

ARABA KİRALAMA

Kançul Turizm: Tel: (0414) 312 0909 Faks: (0414) 314 99 28

False