"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Soykırım kurbanlarından geriye kalan saçlar

HİÇ bu kadar çok insan saçını bir arada görmüş müydünüz? Yaklaşık 20 metre uzunluğundaki koridor boyunca uzanan ve 6 metre kadar derinliği olan dev vitrin insan saçı ile dolu. Genelde siyah ve kahverenginin oluşturduğu koyu renk dokusu içinde tutam tutam sarı saçlar hemen fark ediliyor. Yanda asılı levhadaki bilgiye göre, bu vitrinin içinde tam bin 950 kilogram, yani 2 tona yakın insan saçı var. Çoğunluk kadın ve çocuk saçı...

KADINLAR VE ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLECEKLER TARAFINA
Şimdi öykünün başına dönelim.
İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilerin yok edilmesine karar veren Naziler, Avrupa’nın dört bir tarafında yakaladıkları Yahudileri yük vagonlarıyla Polonya’nın Krakow kentinin 80 kilometre kadar uzağındaki Auschwitz’te inşa ettikleri konsantrasyon kampına getiriyorlardı.
Yahudiler için Avrupa’daki bütün demiryolları Auschwitz’e, kampın hemen girişinde rayların içinden geçtiği kampın o meşum kapısına çıkıyordu.
Trenler Avrupa’nın her bir tarafında toplanan Yahudileri kafileler halinde bu kapıdan içeri getiriyordu. Her şey kapıdan 200 metre kadar ileride vagonlardan inen zorunlu yolcuların akıbetlerine karar verilen istasyonda belli oluyordu.
Nazi subayları “sağa geç” derse, bu çalışma kampına alınacağınız anlamına geliyordu, hayatta kalıyordunuz...
“Sola geç” denirse, ölüme giden kapıya seçilmiş oluyordunuz. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, fizik olarak çalışabilecek güçte gözükmeyen erkekler sol tarafa ayrılıyordu.
Aileler burada parçalanıyordu. Başlarına geleni o an tam olarak anlayamıyorlardı.
FIRININ BACASINDAN ÇIKAN DUMANLAR /images/100/0x0/55ea0c56f018fbb8f8671ecd
Naziler zaman kaybetmek istemiyordu.
Sol tarafa ayrılanlar, buradan topluca gaz odalarının bulunduğu merkezlere doğru yürümeye başlıyordu. En çok 300 metre süren bu yolculuktan sonra üstündeki dev bacadan dumanların gökyüzüne yükseldiği bir yapıdan içeri giriyorlardı.
İçeri giren herkes çırılçıplak soyluyor ve saçları tıraş ediliyordu. Bu Nazilerin bir aşağılama yöntemiydi de... Ardından kendilerine topluca duş alacakları söyleniyordu. Duşların olduğu bölüme topluca girdiklerinde arkalarından kapılar kapanıyordu. Mekan gerçekten de toplu duş odası gibi düzenlenmişti. Çoğu gerçekten de duşlardan birazdan su akacağını zannediyordu.
Odanın içine bırakılan gazın içerdeki insanları öldürmesi en çok üç dakikayı alıyordu. Ses yalıtımı olduğu için dışarıda sırasını bekleyenlerin içeride ne olduğunu anlamaları mümkün değildi.
Kapolar, yani bu iş için görevlendirilen Yahudi esirler, ölüleri hemen yandaki krematoryumlara taşıyordu. Ölüler buradaki fırınlarda topluca yakılıyordu.
Fırının bacasından çıkan duman durmuyordu. Auschwitz’deki krematoryumlarda maksimum kapasitede çalışıldığı zamanlarda bu şekilde kül haline getirilen insanların sayısı günde 20 bin kişiye çıkabiliyordu. Temel konsept, trenden inenlerin hiç bekletilmeden hemen imha edilmesiydi.
SAÇLARDAN YAPILAN  KUMAŞ
Önceki gün Auschwitz kampında dolaştığım müzede, cam bölmede karşımda duran saç yığını, bu gaz odalarına sokulmadan önce traş edilen Yahudilerin saçlarıydı.
Müzede hemen yandaki odada vitrinde sert dokulu sarı renkte kalın bir kumaş gösteriliyor, üzerinde örgülü sarı saçlar var. Duvarda asılı bilgi notunda “Yapılan inceleme sonunda kumaşın insan saçından yapıldığı tespit edilmiştir” deniliyor.
Auschwitz’te külleri de dahil olmak üzere Yahudilerden kalan her şeyi değerlendirmeye çalışıyordu Naziler. Zehirlenip yakılan Yahudilerin saçları Alman tekstil endüstrisine hammadde olarak gidiyordu. Kilosu 50 fenikti.
Auschwitz’deki müzenin diğer bölümlerinde Yahudilerden kalan başka eşyalar da sergileniyor. Bir bölümde çoğu yuvarlak metal çerçeveli olmak üzere binlerce gözlük, bir başka bölmede tıraş fırçaları, başka bir koridorda ise devasa bir ayakakkabı yığını, bir başkasında her birinin üzerinde isimlerin yazılı olduğu bavullar... Ve küçük çocuk giysilerinin, taşbebeklerin olduğu ayrı bir camekan.
1940-45 yılları arasında trenlerle bu kampa getirilen 1 milyon 300 bin insandan 1 milyon 100 bini buradaki krematoryumlarda yakıldı. Bunlar arasında yüzde 90’ı Yahudi’ydi. Diğer kurbanlar Rus ve Polonyalı direnişçiler, savaş tutsakları ve Çingenelerdi.
İkinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden 6 milyon Yahudinin en kalabalık grubu burada, Auschwitz’de katledildi.
ÖLÜME GİDEN YOLDA YÜRÜMEK
Önceki günü, amaçlarından biri de Holokost gerçeğini İslam dünyasına anlatmak olan ‘Alaaddin Projesi’nin düzenlediği anma törenine davetli olarak Auschwitz’de geçirdim.
Tren yolunun varış noktası olan ana kapıdan geçtim ve rayların üzerinden yürüyerek yolcuların sağa ve sola ayrıldığı seçim noktasına geldim. Tam karşıda Yahudileri taşımak için kullanılmış bir yük vagonu duruyordu. Kim bilir, Avrupa’nın hangi kentinden yola çıkmıştı.
Daha sonra sol tarafa ayrılan kadınların, çocukların, yaşlıların krematoryumlara doğru yürüdükleri barakaların arasından geçen yolu kat ettim. Fırınlar ve gaz odalarının yıkıntıları karşıda duruyordu.
Auschwitz, üzerinde yaşadığımız bu gezegendeki en kötü yaratığın insan olduğu gerçeğini, eksi 12 dereceye düşmüş olan soğukla birlikte yüzüme çarpıyordu.
X