Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sosyoloji yoksunu projeciler ya da proje üretemeyen sosyologlar!

Cüneyt ÜLSEVER

Türkiye, zihinsel dokusunda sadece siyasileri ile değil, aydınları ve de hatta vatandaşları ile bir ikilemi yaşıyor.

Ülkenin geleceği ile ilgili tasavvur üretenler katiyen sosyolojik bir bakış açısına sahip değiller, toplumu geçmişi ile kucaklamak isteyenler ise gelecek ile ilgili proje üretmeyi bilmiyorlar.

‘‘Muasır medeniyet’’ peşinde koşanlar çoğu kez Batı'dan devşirme usulü ile aldıkları projelerini toplumun kendi dinamiklerini irdelemeden, onu var eden, hatta şekillendiren ve tarihin çetin sınavından geçtiği için direnen kültür değerlerini kaale almadan önermeye kalkıyorlar.

Max Weber'i dahi tanımadıkları için Batı'da kapitalizmin Hıristiyanlığı dışlamadığını, bilhassa içlediğini bu kesim hiç dikkate almıyor. Hatta kapitalizmin değer sistematiğini Hıristiyanlığa dayandırarak meşruiyet kazandığından bihaberler.

Hal böyle olunca geçmişi olmayan bir ülkede yaşıyormuş gibi yapıyorlar ve tam anlamı ile Müslüman köyünde salyangoz satıyorlar.

Millet de ‘‘malı’’ almayınca önce kabahat şablona uymayan millette bulunuyor, sonra da melali anlamayan millete dayatma yolu ile don biçiliyor.

Çağdaşlar (!) 1950'den beri ülkede gericilerin(!) etkinliğinin artmasından şikâyet ederler, ancak bir gün oturup da milletin önemli bir bölümü bizim projelere niye sahip çıkmıyor, diye sormazlar.

* * *

Peki diğer kesim ne yapıyor?

Onlar, çağdaşların kendilerine teslim ettikleri geçmiş ile yakından ilgililer. Geçmişi tanımaya ve yorumlamaya oldukça açıklar. Durum böyle olunca da sosyal dokuyu tanımlamak, analiz etmek ve ona sahip çıkmak şansına sahipler.

Ancak, bu kesim de egemen karşıt görüşe karşı kendi meşruiyetini korumak için verdiği mücadelede elinde sadece geçmişin analizine dayanan sosyolojik kantarı tutmaya çalışıyor.

1960'lardan beri de geçmiş ile geleceği mecz etme gayretinde ise, onlar da bu sefer Ortadoğu'nun ‘‘fikriyatını’’ devşirme derdine düştüler. Baas kökenli bu tür siyasi önermelerin, esasında koyu bir devletçiliği içerdiğini ise yakın zamana kadar anlamadılar. Millete vaat ettiklerini zannettiklerinin, esasında milletin bizar olduğu dayatmacı bir devletçilik olduğunu farkına varamadılar.

* * *

Bugün yaşadıklarımız açısından bu kesimin hâlâ millet indinde çağdaşlara karşı bir avantajı var. Onlar ‘‘sosyolojik itilmiş’’ ile ‘‘ekonomik kakılmışın’’ üst üste oturduğunun bilinciyle millete daha yakın duruyorlar.

‘‘Ekonomik kakılmışa’’ sahip çıkma iddiası ile yola çıkan sol-çağdaşlar, bu insanların aynı zamanda ‘‘sosyolojik itilmiş’’ olduğunu inkârdan gelince meydan gericilere(!) kalıyor.

Ülkemizde aydın görünümü ile evrensel değerleri önerme iddiasında olanlar, milletin, kendilerini ütmeye çalışanlar ile aynı kefeye koyduğunun bilincinde değiller.

Türkiye'de esas oyunun devletin şu veya bu şekilde yönlendirdiği ve ekonominin % 60'ını oluşturan pastadan pay almak olduğunu, milletin de bu oyunun ‘‘Batıcılık’’ adı altında oynandığını düşündüğünü bir türlü fark etmiyorlar.

Bunun içindir ki en samimi projelerinin bile niye şüphe ile karşılandığını bir türlü anlamıyorlar.

Hal böyle olunca, iki taraf da zihinsel dokumuzu ‘‘körler ile sağırlar, birbirini ağırlar’’ kıvamından öteye taşıyamıyor.



X