Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sorun Alman Lisesi'nde değil, sistemde

<B>ÜSKÜDAR </B>Amerikan Lisesi öğrencisi <B>Lara Falay'</B>ın intiharının ardından oluşan hava ne yazık ki bazı eğitim kurumlarını ciddi sıkıntılara soktu.

Üsküdar Amerikanlı Lara'nın ölümünden sonra gündeme bu okul değil de, daha önce benzer intiharlara sahne olan Alman Lisesi gündeme geldi.

Gazetelerde de, benim Teke Tek programında da Alman Lisesi'nin adı daha fazla öne çıktı.

Ve Alman Liseliler ‘‘haklı olarak’’ bundan rahatsızlık duydular.

Türkiye'nin tartışmasız ‘‘en iyi eğitim veren’’ okullarından biri olan Alman Lisesi, birdenbire ‘‘intiharlarla’’ ve ‘‘satanistlerle’’ gündeme geldi.

Ve Alman Liseliler, özellikle bana karşı tavır aldılar. Herkes onlardan söz ederken, sadece bana kızmalarını anlayışla karşılıyorum.

Nasıl ki, intiharlara sahne olan onca okul içinde Alman Lisesi'nin adı öne çıktıysa, onca gazete ve gazeteci arasında da benim adım öne çıktı.

Bu verilen değerden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

Alman Liseli anne ve babaların hassasiyetini çok çok iyi anlıyorum.

Yıllar boyu büyük uğraşlar verip, Türkiye'nin en iyi okullarından birine eğitime yolladıkları çocuklarının, birdenbire tatsız bir şekilde anılıyor olmaları onları tedirgin ediyor.

Onlar da haklı, bu okulda yıllardır dirsek çürüten ve ‘‘saygın bir diploma’’ için bu en ağır eğitime göğüs geren çocuklar da.

Hepimiz biliyoruz ki, sorunlar sadece Alman Lisesi'nin sorunları değil.

Her okulda benzer sorunlar oluyor.

Alman Lisesi'nin ön plana çıkmasının nedeni, okulun ‘‘Alman Lisesi'nde bile’’ denilecek kadar önemli olmasından ve bu okulun önemsenmesinden.

Türkiye'de eğitim çağındaki gençlerin sorunları gündeme gelirken, Alman Liseliler çözüm arayışında en önde oldukları için gurur duymalılar.

Gençliği saran bir virüs onlara da sirayet etti diye ‘‘utanç’’ değil.

İstanbul'da çukur sayımı yapıldı!

İSTANBUL'un araçlara hasar verecek derecede bozulan ve çukurlardan geçilmez hale gelen yollarıyla ilgili yazılarımdan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir çalışma başlatmıştı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden Basın Danışmanı Mehmet Ali Bulut önceki akşam aradı ve bilgi verdi.

Buna göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi kentte bir ‘‘sayım’’ yaptırmış ve yollarda 52 bin çukur tespit edilmiş.

Bunlardan 15 bininin trafiğin akışını engelleyecek konum ve büyüklükte olduğu ortaya çıkmış.

Belediyeye bağlı Yol Bakım ve Onarım Müdürlüğü ekipleri karların eridiği günlerden bu yana bu 15 bin çukurdan 9 binini kapatmışlar.

Geri kalan 6 bin çukurun kapatılması çalışmaları da sürüyormuş.

Yağmurlu günlerde ‘‘kilit taşı ve beton’’la yapılan onarımlarda, havaların güzel gitmesiyle birlikte şimdi asfalt yama kullanılmaya başlanmış. Kalan 6 bin çukurun doldurulması işlemi de, önümüzdeki 1 hafta içinde tamamlanacakmış.

Bütün bu işleri ilçe belediyeleri ile koordineli bir şekilde yapıyorlarmış. Bunun dışında ana arterler ve kavşaklar su ve sabunla yıkanarak, kar sonrası ortaya çıkan ‘‘kirli görüntü’’ de temizleniyormuş.

İmzalılar ve imzasızlar

DİCLE Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Canoruç hakkındaki tartışma ilginç bir şekilde arka planda sürüyor..

Geçen hafta cumartesi günü yazdığım yazıdan sonra Canoruç'u destekleyen öğretim üyelerinden ‘‘yağmur’’ gibi faks geldi.

Tabii Canoruç aleyhine fakslar da az buz değil.

İşin ilginci Canoruç'u destekleyen faksların altında öğretim üyelerinin imzaları var.

Karalayanlarda ise tek bir imza yok.

Hatta faksın çekildiği yeri bildiren ibare bile görünmüyor.

Çok ilginç bir durum.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Sprinterden, maraton kazanmasını beklemediğimiz zaman
X