"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Soruldukça yanıtı karamsarlaşan soru

ÇAĞDAŞ Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden birisi olan Paul Auster’in anılarını bir roman kıvamında anlattığı “Kış Günlüğü” bu haftanın başında Türkiye’de de yayımlandı. Yayınevi kitabın Amerika’dan önce Türkiye’de yayımlandığını belirtiyor, yani ilk kez Amerikalılardan önce okuyabiliyoruz Auster’i. (Çeviren: Seçkin Selvi, Can Yayınları)

Normal olarak bir romanın sonunu söylemek çok terbiyeli bir davranış sayılmaz. Ama unutmayalım ki Titanik’in battığını bildiğimiz halde filmi sonuna kadar izleyebildik. Çünkü önemli olan hikâyenin nasıl bittiği değil, nasıl anlatıldığıdır. Onun için Auster’in anılarındaki son cümleyi buraya alırken, kitabı okumamış olanlara bir saygısızlık yapmadığımı düşünüyorum.
Son cümle şöyle: “Hayatının kışına girdin!”
Auster’in 64 yaşında olduğunu belirteyim. Aramızda dokuz yaş fark var, bu durumda ben de sonbaharına mı girmiş oluyorum, bilemedim.
Bu son cümleden önce Auster şöyle yazmış:
“Yataktan kalkıp pencereye giderken soğuk yer döşemesine çıplak ayaklarınla basıyorsun. Altmış dört yaşındasın. Dışarıda hava gri, neredeyse beyaz, görünürde güneş yok. Kendine soruyorsun: Daha kaç sabah kaldı?”
Bana çok tanıdık gelen bir soru bu.
Arkadaşlarla oturup neşeli yemekler yerken içimizden biri her seferinde bu soruyu soruyor: “Daha kaç yazımız var?”
En iyimser olanımız bile 30’un üzerine kolayca çıkamıyor. Bu bile istihza ile karşılanıyor, “Akordeon gibi olduktan sonra yaz hesaplamanın ne anlamı var” ya da “Alzheimer olursun, kaçıncı yazda olduğunu bile hatırlayamazsın” gibi tatsız şakalar yapılıyor.
Çünkü soru esasen hayatımızın sonuna kadar kaç yaz görebileceğimizle değil, bugünkü sağlık durumumuz ve gücümüzle kaç yaz geçirebileceğimiz ile ilgili.
Sorunun sorulmasının nedenlerinden biri bilinçaltımızda kendimize karşı yaptığımız hataları rasyonalize etme çabası da olmalı. “Hatalar” derken kendimize bakmamak, aşırı yemek, içki, sigara ile yaptığımız hatalardan söz ediyorum.
Bir yandan da içimizden yükselen hayatımızı değiştirme isteğine bir gerekçe yaratma çabası bu.
Hepimizin işi gücü, çocukları ve kendimize tarif ettiğimiz sorumluluklarımız var. Kendi yarattığımız ya da toplumun bize tarif ettiği sorumluluklarımızın çizdiği sınırlarımıza isyana kalkışma çabası bu. Ve kolayca bastırılabilen bir isyan oluyor bu, kimsenin top tüfek kullanması da gerekmiyor.
Kadınlarda da aynı durum oluyor mu bilemiyorum. Tanıdığım kadınların böyle konuşmalar yaptıklarına da hiç tanık olmadım. Yaşlanma korkusunun zannedildiği gibi kadınlarda değil de erkeklerde daha yüksek olmasından mı kaynaklanıyor, bilemiyorum.
Ne ile açıklarsak açıklayalım soru orta yerde durmaya devam ediyor ama: Kaç yaz kaldı, kaç bahar, kaç kış?

Anlamaya çalışmakla vakit kaybetme!

MOTOR nöron hastalığı nedeniyle sadece yanağını oynatarak iletişim kurabilen fizikçi Stephen Hawking, “Karadeliklerin, ışık hızının gizemini çözecek araştırmalar yaptım ama kadınları çözemedim” demiş!
Kuantum fiziğine getirdiği yeni açılımlarla evrenin anlaşılmasına katkıları olan Hawking, New Scientist dergisine birçok erkek gibi günün büyük bir kısmında kadınları düşündüğünü söylüyor.
“En çok ne hakkında düşünüyorsunuz” sorusuna, “Kadınlar... Onlar tam bir gizem” diye yanıt vermiş. Kendisi bir yeniyetme değil, bu hafta 70 yaşına basacak!
Hawking, 1995 yılında Elanie Mason ile evlenip 11 yıl sonra boşanmıştı, boşanma nedeni de bakıcısı ile olan “ilişkisi” idi!
Öyle görünüyor ki Hawking de öteki tüm erkekler gibi “Eros’un esiri” olmuş. Bir sakıncası da yok bunun zaten.
Bir erkeğin yaşamını anlamlı kılan şey başardığı işler filan değildir. Yüksek atlamada dünya rekoru da kırsanız, dünyanın en hımbıl adamı da olsanız durum değişmiyor. Sonunda bir kuantum fizikçisi ile bir palavracıyı buluşturan yer tam da bu nokta zaten!
Bir erkek, ne yaparsa kadınlar için yapmaya çalışıyor. Onların ilgisini çekmek, kendisine âşık etmek, beline sarıldığında heyecanlanmak için yapıyor ne yapıyorsa.
Ben Hawking’den bir hayli küçüğüm, kuantum fiziği ile ilgili bilgim bırakın Hawking’i, İsmet Berkan’dan bile az ama öyle sanıyorum ki gerçek hayat dersini ondan daha iyi almışım:
Kadınları anlamaya çalışmakla vakit kaybetme! Varlıklarının tadını çıkar, hayat böyle güzel!

Genelkurmay’dan açıklama

DÜN Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in, Uludere olayı ile ilgili olarak alınan “gizlilik” kararını önceden bildiğini yazmıştım. Dün Genelkurmay’dan bununla ilgili bir açıklama aldım. Orgeneral Necdet Özel, Fikret Bilâ’ya yazılı demecini 4 Ocak 2012 tarihinde vermiş. Uludere ile ilgili gizlilik kararının verildiği tarih ise 2 Ocak 2012.
Anadolu Ajansı, “Gizlilik kararı alındı” haberini 5 Ocak’ta saat 11.05’te geçmişti. Yanılmamız ondandır...

X