"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Sordum: Bedeninde ne dövmesi var

YANIMDA oturan güzel kadının, sol ayağının dışındaki dövmeyi görünce aklıma takılan soruyu soruyorum:

“Bedeninde başka dövme var mı...”
“Var” diyor.
Bel kısmında yukarı doğru çıkan büyük bir dövme varmış.
Bir “lotus çiçeği...”

Sordum: Bedeninde ne dövmesi var

* * *

Neden lotus?
Onun gözünde şu anlamı taşıyormuş:
“Farklı olmak için cesur olmak...
Cesur olmak için de farklı olmak gerekir...”
Cesur kadınları ve dövmeli kadınları çok severim.
Bir de acıkan kadınları...

* * *

Yanımda oturan kadın Aşkın Nur Yengi...
Boşandıktan sonra ilk defa karşılaşıyoruz.
Güneri Cıvaoğlu’nun “Şeffaf Oda” programı 10’uncu yılını doldurmuş.
Demek ki o program başladığında hepimiz 10 yaş daha gençmişiz.
Bugün TV8’de yayınlanacak program için bir araya gelmişiz.
Yanımda oturan kadına bakıyorum.
Hep güzel bir kadındı.
Şimdi, 10 yıl sonra daha da güzel bir kadın olmuş...
“Kırk7” kitabını yazmakta ne kadar haklı olduğumu bana bir kere daha ispat ediyor.
Biraz sonra “Yalancı Bahar”ı söyleyecek.
İçimde tuhaf bir duygu, ne hissedeceğimi bilemiyorum.
Nedense bu sonbahar hayatımın en yalancı baharı oldu.
Kendimi bir İkinci Yeni şiiri gibi hissediyorum.
Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya hayatımda hiç olmadığı kadar yakama yapışmış, üzerime çullanmış durumda.
Durmadan Ece Ayhan okuyorum.
Tuhaf şiirler.
Bazı sabahlar, Hızır gibi imdadıma yetişiyor, tutkularımı, aşka bağlandığım şeyleri daha da bağlıyor bana.
Sonra gece yarıları geliyor, hani o ne karanlık, ne aydınlık “twilight anları...”
İkinci Yeni’nin bütün şairleri kapımın önünde bekleyen zebanilere dönüşüyor...
Aynı mısralar celladım haline geliyor, Dar’a çekiliyorum.

* * *

Aşkın Nur Yengi birazdan “Yalancı Bahar”ı söyleyecek.
Diyecek ki:
“Kaç mevsim benden aldın
Kaç sevda geri verdin
Ruhum sana kanmam diyor...”
Arkasından da daha beteri gelecek:
“Söyle kaç bahar oldu
Penceremde gül soldu
Belki de zaman doldu
Sevdiğim dönmüyor...”

* * *

Bu şarkının üzerinden de tam 11 yıl geçmiş...
Kim bilir kaç baharda hangi duygularla dinlemişim.
Bir en üstte, bir en dipte...
Sonra Güneri Cıvaoğlu’na bakıyorum.
Her zamanki gibi büyük erkek...
Cool, hayatın bütün vasatlıklarına, gazeteciliğin bütün hurafelerine meydan okumuş bir adam.
Bize hep hayatı öğretmiş, en güzeli de yaşama keyfini bulaştırmış en güzel virüsümüz...
Program başlıyor ve ben dalıp gidiyorum.
İyi ki hayatımızda böyle büyük ve güzel kadınlar, böyle büyük ve harika erkekler var.
Aşkın bütün kadınlığı ile şarkısına başlarken, aklımda kalan tek nakarat şu oluyor:
“Farklı olmak için cesur
olmak, cesur olmak için farklı olmak gerekir.”
Bir de yaşadığının bedelini ödemeye hazır olmayı gerektirir...
Biliyor musunuz, bedeli ne kadar ağır olursa olsun..
Değer...

Görünmeyen dövme kadının tektaşıdır

Sordum: Bedeninde ne dövmesi var

DÖVME, bir kadının en güzel takısıdır...
En kıymetli mücevheridir...
Görünen dövmeler güzeldir.
Görünmeyenler, sadece çok özel insanlara gösterilenler ise tektaş...
Görüneni baktırır...
Gösterilmeyeni hayal kurdurur...

* * *

Geçenlerde yazmıştım.
Hayatta bazı şeyleri yeni yeni keşfediyorum.
Mesela bir kadınla seks telaşı olmadan konuşmanın güzelliğini...
Öyle konuştukça da daha rahat, daha kendim oluyorum. İçimden geleni soruyorum..
Telaşsızca... Öylesine...
Bir çocuğun sorması gibi...

Acıkan kadın ve kirleteni üzerinden atan lotus kadını

DÖVMESİNİ göremediğim ama merak ettiğim kadınların çoğu “lotus çiçeğini” seviyor.
Lotus, bizdeki benzeri ile nilüfer, olağanüstü bir çiçektir.
- Teknik tabiri ile “Nelumba cinsinden, üzerindeki nano sivrilikleri ile üzerine yapışan her yabancı partikülü anında söküp atan” bitkidir.
- Kirli ve durgun sularda yaşar.
Ama üzerindeki kiri hemen atar...
- Hiçbir şey onu ve ilişkisini kirletemez, kirletmesine izin vermez...
Kirlettiğini düşündüğünü hemen uzaklaştırır.
- Üzerindeki kiri titreşerek atar. Veya yağmuru bekler.
Her yağmur onun için Purple rain’dir...
Dışını temizler, içini tertemiz yapar.
- “Gerçek nazik çiçekler” ailesindendir.
- Kökleri, toprağın içinde değildir. Rahatça yüzer, gezinir, ama çok da uzaklaşmaz.
- Bağlılığı ve bağımlılığı bile, kendi özgürlüğünün, kendi seçiminin parçasıdır.
- Köksüz ama gönüllü bir bağımlılıktır onunki, o yüzden gönülsüz olduğu an gider...
- Yüzmez, salınır, maddiyata takılmaz.
- Bazı bölgelerde kırmızı lotus, vajinanın sembolüdür.
- Lotus, Budizm’in çiçeğidir.
Cennetin kralı, 1000 lotus çiçeğinin üzerinde oturur.
- Hıristiyanlığın Baba, oğul ve kutsal ruhtan oluşan Teslis’i, Budizm’in ruhunda geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan daha derin bir Teslis’tir.
İşte bu yüzden cesur kadınlar, meydan okuyan kadınlar, özgür kadınlar bedenlerinin en mutena ve en mahrem yerine lotus çiçeğini dövdürürler...
Ve ben o kadınları çok iyi anlarım...
Acıkan kadınlar, acıtan kadınlar kadar iyi anlarım...

Kendi Kâbeme küçük bir umre için izin istiyorum

ÖYLE çok iddialı bir hac farizası değil. Deyin ki, kendi kutsal kitabımda, kendi elimle inşa ettiğim bir Kâbe’ye umre... Kendi diktiğim bir Hacerü’l-Esved taşına yüz sürme... Üç-beş günlük bir uzaklaşma. En çok da kendimden uzaklaşma. Son günler üzerime fazlasıyla bastı. Yok öyle siyaset şu bu vasatlıkları, kan davası falan değil. Onlar zerre kadar umurumda değil. Mesele, arıza, sorun kendim... Yani biraz o kendimden kaçmam lazım. Üç-beş gün sonra görüşmek üzere.

X