Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sonbahar notları

Polisle üniversite gençliğini bir kez daha karşı karşıya getirecek uygulama, 12 Eylül yönetiminin, cezaevlerinde ‘karıştır-barıştır’ biçiminde kodlanan aklıevvelliği anımsatıyor.

Yaz güneşi hâlâ ısırsa da, artık boza pişirmiyor ensemizde. Dalda yaprakta sonbahar emareleri. Şehirler homurdanmaya, sıkışmaya başladı yeniden. Havada iş, okul, bürokrasi kokusu var. Hafif bir şeyler giyip hafif bir şeyler yiyip postu bir gölgeye sermenin sonuna Sonbahar notlarıgeldik bu yıl da. Şimdi; tutma, koparma, oyunda ve ayakta kalma zamanı. İş başına!

ZİL ÇALDI!

Okullar açılıyor. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ‘merkezi’, yani bir avazda ‘herkesi’ sınav eden sistemden vazgeçildiğini duyurdu. Telafisiz sınav sistemi sona erdi. Artık öğrenciler, yıl boyunca kendi sınıf ve sıralarında, temel derslerin rutin sınavlarında, merkezden yollanmış bir örnek sorularla sınav edilecek. Her temel dersten her sömestr, birer sınav olmak üzere, yılda iki kez değerlendirilmiş olacaklar. Bu yöntemle bir tür telafi hakkı da kazanmış oluyorlar. Bakan Avcı; yeni sistemde öğrencilerin, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlerde gösterdikleri başarının da değerlendirmeye dahil edileceğini belirterek, orta vadede test yanıtlayan ezberci öğrenci profilinden, ucu açık, yazılı sınavları yanıtlayabilen, yorumcu öğrenci profiline geçmek niyetinde olduklarını açıkladı. Yöntemin amacı, öğrenciyi -klişe tabirle- yarış atı olmaktan kurtarmak. Çocuklar ailelerine, arkadaşlarına ve hayata daha fazla zaman ayırabilecek. Bakan Nabi Avcı, basın toplantısında sistemin tezini savunurken, “Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?” diyerek, Ece Ayhan’ın ‘Açık Atlas’ şiirine göndermede bulundu. Yeni sistemin evlatların sırtındaki kamyon yükünü hafifletmesini dilerim.

ESKİ EZBER

Ortaöğrenim çocukları için dile getirdiğim temenniyi, bir üst kuşak için paylaşmak zor. Akademik yılın açılışına günler kala, polisin yıllar sonra üniversitelere döneceği ilan edildi. Üniversitede asayişten polis sorumlu olacak. Karar iç karartıcı. Bu konuda yaşanmış onca acı deneyimi göz ardı ederek, polisle üniversite gençliğini bir kez daha karşı karşıya getirecek uygulamanın, 12 Eylül yönetiminin, cezaevlerinde ‘karıştır-barıştır’ biçiminde kodlanan aklıevvelliğini anımsattığını düşünüyorum. Gezi protestolarında yaşanan gerilimin, futbol sezonunun başlaması, üniversitelerin açılmasıyla birlikte alevleneceği kaygısını dile getiren hükümetin, denenmiş vazgeçilmiş bir uygulamayı yineleyerek, yeni ve olumlu sonuç beklemesi akılcı mı bilemedim. Türkiye’nin bitmeyen muammasıdır. Aynı hükümet ortaöğrenimde ezber bozmayı hedeflerken, yükseköğrenimde eski ve kötü bir ezbere başvuruyor.

‘AĞIR AĞIR ÇIKACAKSIN BU MERDİVENLERDEN’

İstanbul’un Cihangir’i merdivenleriyle de meşhurdur. Sahiden ‘ağır ağır çıkarsın o merdivenlerden’. Acelecinin nefesini düğümler. Soluklanırken yüzünü Boğaz’a verirsen, dünyanın en şiirli su yolu, nakış gibi kazınır belleğine. Bir emekli mühendis abi, tırmanana meşgale olsun diye üşenmemiş, evinin baktığı merdiveni, tepeden tırnağa gökkuşağı renklerine boyamış. Tırmananlar çirkin zamane taşlarını ezber etmek yerine, renk ahenk bir parkura bakar olmuşlar işte. Ama yok; bir ‘makbul vatandaş’ yememiş içmemiş, belediyeye ihbarda bulunmuş, belediye de boyasını kapıp, bir gecede merdivenleri griye boyamış. Bu sevimsiz gayretkeşliğe canı sıkılan mahalleli, Beyoğlu Belediyesi -âdeti olduğu üzere- “Ben yapmadım Miki yaptı” dese de dinlemeyip, başka bazı merdivenleri de boyayarak göstermiş tepkisini. Bu sivil tepki biçimi bir çırpıda başka semtlere, şehirlere de yayıldı. Yerel seçime çeyrek kala, iş başındaki belediyeler, muhaliflerinin işini kolaylaştırmak istercesine tuhaflık yarışına girdi. Türkiye sahiden matrak bir ülke. Yerel bir siyasetçinin gri kafası, tüm benzerlerinin başını ağrıtmaya yetiyor bazen.

Sonbahar notları

MÜJDEMİ İSTERİM

Leyla ile Mecnun ekibi, Ekim ayında, aynı mizah anlayışı ve yeni bir hikâyeyle, Star TV’de ekrana dönüyor. Müjdemiz olsun. Bir de, müjde faslından duymayana duyuralım; Türkiye’nin Yabancı Film Oscar’ı için bu yılki adayı; Yılmaz Erdoğan’ın ‘Kelebeğin Rüyası’ filmi. İçinden geçtiğim için fazladan heyecanlı ve umutluyum. Güzel haberlerini bekleyeceğiz.

İÇİM SURİYE, DIŞIM MISIR

Savaş önce masumu ve masumiyeti öldürür. Yine öyle oluyor. Yerinden, yurdundan, canından olanları seyrediyoruz, uzak ve sıcak sofralarımızdan. Film seyreder gibi. Bize hiç dokunmayacağı vehmine kapılarak. Dilerim; kaygımızı aşıp sarmadan bacamızı, durdurulur bu uğursuz yangın. Bir kez olsun savaş baronlarının eli böğründe kalır umarım.
Eylül adımını attı eşiğimizden… “Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar” der Cahit Zarifoğlu. Biz enseyi karartmayalım yine de…
Güzünüz gül olsun…

X