Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sokak Kapısı

Pakize SUDA

Evime girip çıktığım kapının adı ‘‘Sokak Kapısı’’ olmalı, ‘‘Daire Kapısı’’ değil.

Yani ya bahçeye açılmalı ya sokağa; ‘‘Merdiven sahanlığı’’ denen o karanlık ve havasız yere değil.

Bahçe duvarım taş olmalı, üstünden iki yana yeşillikler sarkmalı.

Evimin duvarları tahta olmalı, pencerelerimde saksılar durmalı.

Bahçemde bir sedir olmalı önünde de kocaman bir masa. Her işimi orada yapmalıyım.

Çaydanlığım yanımda durmalı.

Komşular gelip geçmeli, gidip gelmeli. Herkes birbirinin her şeyini bilmeli.

Kavgalarımız da duyulmalı etraftan, kahkahalarımız da.

Bir manavımız, bir bakkalımız, bir de kasabımız olmalı. Onlarla aynı zamanda komşu da olmalıyız.

* * *

Var böyle bir yer.

Geçen gün tesadüfen gördüm. Televizyonda.

‘‘Şaşıfelek Çıkmazı’’.

O gün bu gündür her akşam 17.15'de geçiyorum televizyonun karşısına, dalıyorum ‘‘Şaşıfelek Çıkmazı’’na.

Dizide olup bitenlerle mi ilgiliyim? Yoo.

Benim derdim ‘‘Mahalle’’yle, ‘‘Mahalleli’’yle. Oradaki dokuyla. En çok da Aysel'le.

Aysel'in aracılığıyla Derya Alabora'ya geç kalmış hayranlığımı ilan ediyorum buradan.

İyi oyuncu olmak nedir? Rolün hakkını vermek mi? Derya Alabora hakkını öyle bir veriyor ki ‘‘Aysel’’in, seyrederken ‘‘Çok iyi 'Aysel' olmuş’’ demenin ötesinde onu gerçekten ‘‘Aysel’’ zannediyorsunuz. Çekimin yapıldığı mahalleden diziye dahil olmuş sanki.

Dizi üç dört senelik. Bu ikinci yayımlanışı. ‘‘Peki Derya Alabora şimdi nerede, ne yapıyor?’’ diye soracak olursanız, evinde kabiliyetsiz tazelerin zorla, ite kaka oyuncu yapılmaya çalışılmasını seyrediyordur herhalde.

* * *

Gelelim yine benim ‘‘Mahalle’’ sevdama.

Niyetliyim, ya Şaşıfelek'e benzeyen bir sokakta ya da Samatya'da ev tutacağım. Ali Haydar'ların mahallesinde.

Seyretmek kesmiyor, komşu olmak istiyorum.

Öyle kaptırdım ki kendimi... Hayır, tabii kaptırılır da benim kaptırmam biraz tuhaf oluyor.

Birçok sinema filminde, dizi filmde oynamışlığım var. Bu işlere bulaşanlar bir filmi seyrederken ister istemez kamerayı da görürler. Sonra İkinci Bahar'ın oyuncularının çoğu tanışım ya da arkadaşım. Hal böyleyken işi Ali Haydar'ın babası ölmesin diye dua etmeye kadar vardırmam normal mi sizce?

Hani ‘‘Kötü adam’’ diye rahmetli Erol Taş'ın yolunu kesip dövmeye kalkan seyirciler olurmuş vaktiyle, benimki de o hesap. Geçen hafta neredeyse Şecaattin'i hastaneye yetiştirmek üzere Samatya'ya doğru yola çıkacaktım.

Bu günlerde oyunculardan biriyle bir yerlerde karşılaşacağız diye ödüm patlıyor. Hayallerimin yıkılmasını istemiyorum.

* * *

Hikayenin sürükleyiciliği, oyuncuların inandırıcılığı, müzik, jenerik...

Hangi birini anlatayım. Öv öv bitmez.

Sizin de dikkatinizi çekti mi, dizide neredeyse herkesin rolü eşit. Başrol yok. Türkan Şoray ‘‘Ben Türkan Şoray'ım, her karede görünürüm; film benle başlar benle biter’’ dememiş. Şener Şen de.

Ne diyeyim? Star adayları Şoray'la Şen'i örnek alsınlar. ‘‘Filmin adı benim üstüme olacak’’ diyenleri bile duyuyoruz.

* * *

Peki, aynı oyuncular, aynı inandırıcılıkla, yine güzel bir hikayeyle ama Samatya gibi bir mahallede değil de benim içinde yaşadığım mekanlara benzer mekanlarda çıksalardı karşıma yine mıhlanıp kalır mıydım ekran karşısında?

Zor.

Peki nedir benim bu yarı sokakta geçen yaşamlara, o insanlara düşkünlüğüm?

‘‘Çocukluğuma özlem’’ desem, değil. Böyle bir ortamda geçmedi ki çocukluğum. Gerçi evimiz bahçeliydi ama hepsi o. ‘‘Hanım’’ gibi bir komşumuz olmadı hiç. ‘‘Şaşıfelek Çıkmazı’’ gibi sokağımız da...

Bu tarz dizilerin tiryakisi olanlara soruyorum, ‘‘İnsanların ve ilişkilerin sahici oluşu bizi çeken’’ diyorlar.

Hayır, olamaz.

Ne benim ne de bunu söyleyenlerin çevresinde İkinci Bahar'dan bir kişiliğe rastlamak mümkün.

Bir yerlerde vardır mutlaka ama bizim çevremizde hayır. Bizim için sahici değil yani onlar, hayal.

İşte biz bu hayali seviyoruz.

Bilim-Kurgu filmler gibi. Seyrederken heyecanlanıyoruz, merak ediyoruz, hoşumuza gidiyor, ‘‘Keşke olsa’’ diyoruz ama...

Ama yok. Hiçbiri.

Herşey sanal.

Biz bir hayali seviyoruz.

Mış Muş...

Sinan Çetin ‘‘Güzel yemek, güzel striptiz, güzel dans, güzel seks. Bu dört şeyi yapan kadının sırtı yere gelmez’’ demiş.

Sevgili okurlar!

Bu günkü Mış-Muş'ların tamamı Sinan'ın bu sözüne verilmiş cevaplardan oluşmaktadır. Bir taneyle tatmin olamadım, kusura bakmayın.

1. ‘‘Sırtı yere gelmez’’ mecazi anlamda; esası bu sayede sırtınızın yatağa yapışacağıdır.

2. Hemcinslerin ‘‘Hep kadınları düşünüyorsun(!) bizi hiç düşündüğün yok(!)’’ diye darılacaklar şimdi Sinan'cım.

3. Kızlar, tamam biraz yıpratıcı ama bundan fazlasını hakeden ‘‘Bulunmaz Hint Kumaşı’’ kocalarınızı getirin aklınıza lütfen.

4. Sinan'cım madem bir hayır yapacaksın iki üç tiyo da erkeklere ver de bari partnerler birbirine denk hale gelsin.

5. Sinan haklı, sırtınız yere gelmez. Zira sürekli hareket halinde olacağınızdan, değil sırtınızı, kıçınızı yere koyacak vaktiniz olmaz.

6. Sinan'cım sor bakalım hemcinslerine, başka ne isterlermiş, çekinmesinler söylesinler Allahaşkına.

FAKS : 0 212 6770435

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI