Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Soğuk Savaş'ın son lideri de gitti

Zeynep ATİKKAN

Soğuk Savaş'ın son lideri Helmut Kohl da siyaset sahnesinden çekiliyor. Almanya'da pazar günü yapılan seçimleri kaybettikten sonra parti genel başkanlığından ayrılacağını açıklayarak.

Oysa Kohl, iki Almanya'yı birleştirerek, Alman toplumunu Avrupa fikrine iyice yakınlaştırarak, Mark fanatiği Almanlar'ı Euro'ya ısındırarak Soğuk Savaş sonrası zamanları yönetmekte epey başarılı olmuştu.

Ama toplum ‘değişim’ istedi.

Bu isteğe saygı duyan her lider gibi Kohl de yerini ‘yeniler’e bırakacak ‘siyasi ahlâka’ sahip olduğunu gösterdi.

Sandık sonuçları ancak bu şekilde yorumlanırsa seçimlerin bir anlamı olur... Seçim kaybettikçe partideki liderliğini sağlamlaştıran genel başkan modellerine de ancak bizdeki çarpık demokrasilerde rastlanıyor.

Avrupa'da Soğuk Savaş'ın liderleri yok artık...

‘Yaşlı başlı, refleksleri ağır, sakalı ak, kadınları doğurmayan, İnternet kullanımında yaya kalmış’ filan diye eleştirdiğimiz Avrupa, gözle kaş arasında Soğuk Savaş sonrası siyasi temizliği yapıverdi.

Yunanistan'da Simitis, İngiltere'de Blair, Fransa'da Jospin, İtalya'da Prodi, Almanya'da Schröder, 90'ların mühsulleri değiller mi?

Her ülkenin kendi siyasi denklemleri, özellikleri ve de talepleri var. Ama demokrasi, bütün bu farklılıkları gözeterek değişim süreçlerinin çarklarını döndürebiliyor.

Yaşlı Avrupa, Soğuk Savaş sonrasının temizliğini demokrasiyi işleterek yaptı. Yeni temaları işleyen, 21. yüzyılın dizaynını düşünen kadroları seçerek.

Her gün genç nüfusuyla övünen Türkiye'nin hali ise ortada.

Sadece Soğuk Savaş mirası değil tarih öncesinden kalma liderliklerle çeteler meydan ve medya muharebelerinde bir oraya bir buraya savruluyor. Değil tasfiye etmek Soğuk Savaş'ın bütün tetikçilerini, yalancılarını, dolandırıcılarını ve de başarısızlarını her türlü kazadan belâdan özellikle de yargıdan korumak için.

Değişimi talep eden Almanya'ya dönersek.

Sanırım burada yapılacak en büyük yanlış, ‘Türkiye’yi istemeyen Kohl gitti, CHP'nin dostu Schröder geldi' biçimindeki alaturka kolaycılıktır.

Evet, Kohl'ün Türkiye'ye yönelik Avrupa politikası çok hatalıydı. Takıntılı ve problemliydi.

Ortaya attığı ‘Hıristiyan Kulübü’ ilkelliği dolaylı olarak bu seçimlerde kendi aleyhine işledi. Çünkü Avrupa toplumu, büyük bedeller ödeyerek aştığı bir hastalığın en küçük bir belirtisini yani dine dayalı bir siyasi modelin tartışılmasını bile istemediğini gösteriyor her fırsatta. Kohl, Türkiye Avrupa ilişkilerinde işte bu tarihi yanlışı yaptı. (Kohl'ün bu tarihi hatası Türkiye'deki siyasi islamı da düşündürmeli.)

Artık Kohl yok.

Schröder liderliğinde, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri çok mu farklı olacak?

Türkiye'de görev yapan ve de Alman Dışişleri'ndeki Türkiye masası sorumlularına göre ‘hayır’.

Peki bu katı ‘hayır’ aşılabilir mi? Sanıyorum ki bütün zorluklara rağmen ‘evet’.

Bu görüşüm Schröder'in Türk dostu ve CHP'nin arkadaşı olduğu şeklindeki açıklamalardan kaynaklanmıyor.

Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu bütün olumsuzluklara rağmen ‘değişim’ yolunda atacağı her adım, Avrupa ilişkilerinin yeniden canlanması sonucunu getirecektir.

Seçimleri Schröder'in kazanması bu boyutuyla Türkiye açısından önemli. ‘Biz değişim istiyoruz, kurallı Türkiye istiyoruz’ diyenlerin muhatabı olabilir Schröder. Yani Lüksemburg'un tamiri için önemli bir fırsat doğuyor.

Ama görüldüğü gibi top hem Avrupa'da hem de bizde.

Gerçekten değişimi istiyor muyuz?













X