Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Soğuk füzyon rüyasının üzerinden 23 yıl geçmiş

DEMEK ki, 1989 yılının Mart ayının sonlarıymış. Ben o zamanlar Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordum.

Her sabah olduğu gibi o sabah da, gelen yabancı gazetelere saldırmış olmalıyım.
The Wall Street Journal’ın birinci sayfasındaki haberi dün gibi hatırlıyorum. ABD’deki Utah Üniversitesi’nde iki kimyacı, bir kavanoz suyla soğuk füzyonu gerçekleştirmiş, dünyanın da temiz enerji ihtiyacını karşılamışlar. Gazete bütün dünyaya bunu müjdeliyor.
Tabii ki çok heyecanlandım. Günümün yarısı, başta Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal olmak üzere herkese bu haberin önemini anlatmaya çalışmakla geçti. İkna edici oldum herhalde ki, haberi gazetenin birinci sayfasına, çift sütuna manşete koyduğumuzu hatırlıyorum. Hatta, hafızam beni yanıltmıyorsa, Hasan Cemal’e kendi köşeyazısında kullanması için geniş bir bilgi notu da yazmıştım.

* * *

Teoride de pratikte de durum şu:
Einstein’ın meşhur E=MC2 denkliği gereği, nükleer çekirdeği böldüğünüzde (fizyon) de, iki çekirdeği birleştirmeyi başardığınızda da (füzyon) açığa çok büyük enerji çıkıyor.
Kısaca ‘atom bombası’ denilen bombalar, çekirdeğin bölünmesi prensibiyle çalışıyor. Mevcut nükleer reaktörlerimiz de öyle. Çekirdek bölünmesi sonrası ortaya çıkan müthiş enerji suyu kaynatıyor, o buharla da babadan kalma türbinler dönüp elektrik üretiliyor. Bu nükleer santralların iki kötü tarafı var: Ortaya çıkan nükleer atıkları kimseye zarar vermeyecek biçimde saklamak veya ortadan kaldırmak gerekiyor birincisi. İkincisi ise santralda kaza olması halinde doğacak risk çok büyük.
Bir de, ‘Hidrojen bombası’ var. Burada prensip çekirdek bölünmesi değil birleşmesi. En basit atom olan hidrojenin bir başka hidrojenle birleşmesi (füzyon) sonucu ortaya çıkan muazzam enerji feci derecede öldürücü de bir silaha dönüştürüldü.
Güneşin içinde de aslında aynı şey oluyor, sayısız hidrojen atomu siz bu satırı okumayı daha bitirmeden birleşmiş olacak, ortaya muazzam bir enerji çıkacak, o enerji dünyamıza sadece ısı ve aydınlık değil aynı zamanda hayat verecek.
Peki güneşin içindeki bu çekirdek birleşmesi nasıl oluyor? Ortaya füzyondan doğacak muazzam enerjiyi çıkarabilmek için yine çok muazzam enerjilere sahip olmak gerekiyor.
Peki acaba güneşteki bu sonsuza yakın enerji kaynağını biz türlü çeşitli mühendislik yöntemleriyle terbiye edebilir ve bundan dünyamızda da elektrik üretebilir miyiz?
Bu denli yüksek bir sıcaklık (milyonlarca derece) ortamında çalışılamayacağına göre, becerilecek ‘füzyon’ soğuk olmalı.
İşte bu rüya uzun zamandır peşinde koşulan bir rüya. Halen Fransa ve ABD soğuk füzyon araştırmalarına inanılmaz büyük paralar yatırıyor, Fransa deneme amaçlı bir santral inşa etmeye uğraşıyor.
Ama hemen bugüne gelmeyelim. 23 Mart 1989’a geri dönelim...
O gün, Martin Fleischmann ve çalışma arkadaşı B. Stanley Pons, bir basın toplantısıyla soğuk füzyonu labaratuvar ortamında başardıklarını açıkladılar. İşte

/images/100/0x0/55ea9aeaf018fbb8f88ae616

Fleischmann ve Pons... En heyheyli günlerinde. Ellerinde tuttukları kavanoz da deneyi yaptıkları ve soğuk füzyonu gerçekleştirdiklerini düşündükleri
meşhur kavanoz.

ısrarımla Cumhuriyet’te yayınlanan haber de buydu.
Bugün bu yazıyı yazma sebebim de, Martin Fleischmann’ın öldüğü haberini okumuş olmam.
Kısa süre içinde bilim dünyası Fleischmann ve Pons’u yalanladı, hatta onları ‘sahtekar’ ilan etti. Ama aradaki birkaç haftalık sürede bütün dünya temiz, zahmetsiz ve üstelik sonsuz enerjinin hayaliyle yaşadı. Şimdi aradan geçti 23 yıl. Hala aynı hayalle yaşıyoruz.

Bir kavanozun içine sığan güneş

FLEICHMANN ve Pons’un labaratuvardaki cihazları çok basitti.
İçi su dolu bir kavanoz. Nadir bir metal olan paladyumdan yapılma bir katot çubuğu ve elektrik akımı.
Fleischmann ve Pons, kavanoza normal bir prizden aldıkları elektriği verdiklerinde şunun olmasını umuyorlardı: Suyun içindeki hidrojen ayrışacak ve paladyuma yapışacak, orada sıkışacak ve sonunda da çekirdek birleşmesi gerçekleşecekti.
İkili, kavanozdaki suya verdikleri elektrik miktarıyla karşılaştırılamayacak kadar yüksek bir ısı artışıyla karşılaşınca soğuk füzyonu gerçekleştirdiklerini düşündüler ve bunu da ilan ettiler.
Dünyanın önde gelen bütün gazete ve haber dergileri bu müthiş buluştan söz ediyordu.
Fleischmann ve Pons’a göre soğuk füzyonun pratik uygulamasını gerçekleştirecek ve elektrik üretecek bir santral için o zamanın parasıyla 300 trilyon dolar gerekiyordu.
Bu yalancı baharı şüpheci bilimciler kısa zamanda dağıttı.
İlk nokta şuydu: Üzerlerine hiçbir koruma giysisi giymemiş olan (hoş giyseler de fark etmezdi ya, neyse) iki bilimci, soğuk füzyonun gerçekleşmesinin ardından hala hayattaydı. Bu imkansızdı, deney başarılı olmuş ve hidrojen atomları birleşip helyuma dönüşmüş olsa bırakın iki bilimciyi yakın çevrede kimsenin yaşamıyor olması gerekirdi.
Peki ama ortaya, ortama giren elektrik miktarıyla açıklanmayacak bir sıcaklık çıkmıştı, o neydi? Bunun izahı da gecikmedi: Isının sebebi, elektromanyetik zayıf güçtü.
İki bilimci, tarih boyunca başka pek çok meslektaşının başıan gelen kaderi paylaşmış, bir şey başardık sanırken rezil olmuşlardı.
Martin Fleischmann’ı öldükten sonra tamamen unutulmaktan da aslında o talihsiz gün, yeterince sınanmadan yapılan o talihsiz açıklama kurtardı bir bakıma.

X