Dünya Haberleri

DÜNYA

    ‘Sizinleyim’ dedi, çözdü

    Nur BATUR yazdı
    05.10.2005 - 02:05 | Son Güncelleme:

    ERDOĞAN (Blair’i arıyor) Başkanlık belgesinin AB konseyinde alınan karara dayandığının yer almasını istiyoruz.

    BLAIR Sizin liderliğinizle bu noktaya geldik. Bundan sonra da benim kişisel dostluğum ve desteğim sizinle olacak.

    SON 10 saatte müthiş bir pazarlık yaşandı. Sözcükler üzerinde kıyasıya bir müzakere oldu. Lüksemburg’dan tam 20 değişik metin geldi.

    Telefonlar sürekli işledi.

    Kriz saat saat 11.40’ta Kıbrıs’a kilitlendi ve tırmanmaya başladı.

    Gül Erdoğan’ı arayıp, ‘İngilizlerin getirdiği uzlaşma önerileri tatmin edici değil. Reddediyoruz’ dedikten 10 dakika sonra ilk açıklama Dışişleri sözcüsü Namık Tan’dan geldi.

    ‘İngiltere’nin bütün önerilerini reddettik.’

    Ardından saat 12.18’de Erdoğan kameraların karşısında.

    ‘Blöf yapmıyorum. AB eğer küresel bir güç olmak istiyorsa medeniyetler ittifakı şarttır.’

    BU İŞ BİTER

    Ankara’ya doğru yola çıktığı zaman Erdoğan çok gergin.

    15 dakika sonra telefon geliyor. Arayan ABD Dışişleri Bakanı Rice.

    Aracı yolun kenarına çekip 10 dakika konuşuyor. Rice’a ‘Rumların NATO ’ya dönüşünü kesinlikle kabul etmeyiz’ diyor. Rice da ‘Sizi destekliyoruz’ diye güvence veriyor.

    Başbakan Erdoğan alınacak kararın geniş bir siyasi tabana dayanmasını istediği için krizi partide yönetmeye karar veriyor.

    Saat 14.40. Telefonlar işliyor.

    Erdoğan, Almanya Başbakanı Schröder ve İtalya Başbakanı Berlusconi.

    Saat 15.50. Gül ve Dışişleri kurmayları partide.

    Gül’ün elinde Lüksemburg’dan gelen 18. değişiklik metni var.

    Bir odada Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Dışişleri kurmayları..

    Diğer odada bakanlar ve MYK üyeleri.

    Erdoğan, Gül ve diplomatlar belgeyi inceliyorlar. Kızgın:

    Bunu kabul edemeyiz. Bu iş biter’ diyor.

    Son bir görüşme yapılıp yapılmamasını tartışıyorlar..

    DEVAM EDELİM

    Erdoğan, Gül’
    e ‘Arkadaşlara durumu anlat’ diyor. Gül odadan çıkıp yandaki odaya giriyor. ‘Arkadaşlar yol ayrımındayız. Ya bu işi burada bitireceğiz, ya da devam edeceğiz. Ne dersiniz?’ diye soruyor.

    18.45. Bakanlar ve MYK üyeleri Erdoğan ve Gül’e tam yetki veriyorlar: ‘Devam edelim.’

    Ve Erdoğan Tony Blair’i arıyor. Blair’den istediği açık:

    ‘Başkanlık belgesinin AB konseyinde alınan karara dayandığının yer almasını istiyoruz.’

    Blair
    güçlü destek veriyor:

    ‘Sizin liderliğinizle bu noktaya geldik. Bundan sonra da benim kişisel dostluğum ve desteğim sizinle olacak.’

    Böylece son viraj dönülüyor.

    Yirminci ve son metin beklenirken yeniden telefon çalıyor.

    GÜL’Ü BEKLİYORUZ

    Bu kez de arayan AB Komisyonu Başkanı Borosso:

    ‘Abdullah’ı bekliyoruz. Ne zaman geliyor?’
    diye soruyor. Erdoğan ‘Son metni bekliyoruz’ diye yanıtlıyor.

    Saat 20.30 ve son metin geliyor.

    Gül ve Dışişleri kurmayları inceliyor.

    Gül, Erdoğan’a dönüyor. Yorgun ama memnun ‘Tamam olmuş’ diyor.

    Erdoğan da ‘Abdullah hadi artık git’ diye yanıtlıyor.

    Ve krizi Blair çözüyor.

    Kokteylde yazılmayan diyalog

    KRİZ patlamadan 24 saat önce Ankara’daki havayı yansıtan ama yazmadığımız bir olay yaşandı. 1 Ekim TBMM Tören Salonu.

    Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ‘Çerçeve belgesini görmeden gitmeyeceğim’ diye rest çekmiş. Kokteylde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’le sohbet ediyorlar. Belli ki ikisi de hem Avusturya’nın direnişinden, hem de Rumların son dakika oyunundan kaygılılar.

    Gül
    şöyle konuşuyor:

    ‘Bu noktada koparıp atarsak, bir ay sonra bizi kimse hatırlamaz. Bağlarımızı koparmamamız lazım. Yalnız kalırız ve bu bir süre sonra komşularımızla ilişkilerimize de olumsuz yansır. AB ile ilişkilerimiz, komşularımızla ilişkimizi yakından ilgilendiriyor.’

    Sonra birden bazı gazetecilerin diyaloğu dinlediğini fark edip kızıyor:

    ‘Ayıp. Bu yaptığınız çok ayıp. Burada baş başa konuşuyoruz.’

    Bir gazeteci ‘Herkesin bulunduğu bir resepsiyonda konuşuyorsunuz, özel bir odadaki konuşmanızı dinlemiyoruz’ diye yanıtlıyor. Gül daha da kızıyor:

    ‘Daha da ağır konuşurum ama burada konuşmayayım. Bu konuşmayı yazmamalısınız.’

    Biz de Türkiye’nin pazarlık gücünü zayıflatmamak için yazmıyoruz.

    O gece ilginç bir diyalog daha yaşanıyor. O da Özkök Paşa’yla gazeteciler arasında:

    KARARI VEREN BEDELİ ÖDER

    Özkök
    ’e ‘3 Ekim randevusu için ne diyorsunuz?’ diye soruyorlar. Özkök şöyle yanıtlıyor:

    ‘Benim asker olarak bir şey söylemem uygun olmaz. Bu kararı verecek olanlar bedelini ödeyecek olanlardır. Dolayısıyla bu bedeli ödemeyeceksem bu karara müdahil olmak istemem. Asker olarak görevim kanunlarla belirlenmiştir, devletin kuralları içinde bu görevimi çok iyi yaparım, bunu da basının ve halkın önünde değerlendirmem.’

    Ankara son 24 saate böyle girdi.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı