Sizi Lauren Bush Lauren ile tanıştırmak istiyorum

Baba Bush’un torunu, oğul Bush’un yeğeni, Ralph Lauren’in gelini... İnsanı şaşırtıyor!

Haberin Devamı

/images/100/0x0/55ea9e69f018fbb8f88bd164

Sen bu kadar kalıplı soyadlara sahip ol, sonra da “Dünyadaki aç çocukları elimden geldiği kadar doyuracağım” diye kendini parçala. Şapka çıkarmamak mümkün değil! Üstelik bu kadın, bir dünya güzeli. Eski bir fotomodel. Analar ne çocuklar doğuruyor görün!

Gerçekten görmek istiyorsanız, marş marş 12-13 Aralık’ta Swissotel’deki Marka Konferansı’na. 12 yıldır Ayşegül Yürekli Şengör, artık bu konferansları bir gelenek haline getirdi. Ve her nasılsa, her sene, bizi şaşırtmayı başarıyor ve çağa, yaşadığımız zamanın ruhuna uygun yeni kavramlarla ve insanlar tanıştırıyor...

Nasıl bir çocuktunuz?
- Sakin. Kendi iç dünyam, beni oyalamaya yeterdi. Yaratmayı, bir şeyler inşa etmeyi severdim.
4 yaşınızdan beri vejetaryensiniz. İnsanın henüz her şeyini ailesinin belirlediği bir yaştayken vejetaryen olması nasıl açıklanabilir?
- Tamamen içgüdüsel bir karar değil. İşin içinde bilinç de var. Etin, hayvanlardan elde edildiğini öğrendikten sonra bir daha et yiyemedim. Tamam, küçük bir çocuğun hayata naifçe bakışıyla verilmiş duygusal bir karardı ama şimdi düşünüyorum da iyi ki vermişim bu kararı. Hâlâ arkasında duruyorum.
Sık sık bahsettiğiniz ‘Teksas değerleriyle büyümüş olmak’ ne demek?
- Muhteşem bir eyalettir Teksas! Hele bir çocuk için daha da özeldir. Rüya gibi bir çocukluk yaşadım. Bütün komşuları tanıyorduk, gerçekten dosttuk. Doğal ve sahiciydi her şey. Teksas’ın, insanları cesur ve iyi niyetli yaptığına inanıyorum.
Fotomodellik maceranız ne zaman başladı?
- Lise yıllarında.
Aileniz karşı çıkmadı mı? “Biz köklü bir aileyiz, sana yakışmaz” demediler mi?
- Hayır. Benim için hep part-time bir işti. Sürekli o işi yapmayacağımı biliyordum. Onlar da biliyordu. Modellik için okulumu ihmal etmedim. Üstelik annem, her işimde, benimle birlikteydi.
Moda tasarımı okumak nereden aklınıza geldi?
- Modellik yapınca o dünyaya bir şekilde giriyorsunuz ve isteseniz de istemeseniz de, moda tasarımına ilgi duymaya başlıyorsunuz. Tasarımcılarla etkileşime giriyorsunuz. Ve tabii onların yaratıcığından büyüleniyorsunuz. Sonra gerisi geldi: New York’ta Parsons’ta ve Londra’da Central St. Martins’te eğitim aldım. Moda tasarımı, üstünüze giyebildiğiniz sanat eserleridir. Kendiniz için seçtiğiniz giysiler ve aksesuvarlar, kimliğinizi ve değerlerinizi ifade etmenin en iyi yolu.
Peki moda tasarımı eğitimi aldıktan sonra... Princeton’da antropoloji okumanızın açıklaması ne?
– Yaz tatillerimden vazgeçip, üniversitelerin yaz programlarına yazılıyordum. Moda tasarımı konusunda aldığım eğitimi hep yaz aylarına sıkıştırdım. Herkese de tavsiye ederim. Princeton deneyimiyse farklı. Orada kapsamlı bir temel bilimler eğitimi aldım. Princeton’a girdiğimde ne üzerine yoğunlaşacağımı bilmiyordum. Bilimden felsefeye, sanat tarihine kadar birçok ders aldım ve sonra antropoloji ve fotoğrafçılığa takıldım.
Peki üniversitede fotoğrafçılık sertifikası peşine düşmenizin nedeni:
 a) Eğlence olsun diye b) Moda sektöründe işime yarar diye c)Sosyal sorumluluk projelerinde kullanabilirim diye...
- Bir fotoğraf aşığıyım! Fotoğraf çekmeye bayılıyorum. Üstelik Princeton’da olağanüstü fotoğrafçı Emmet Gowin’dan ders aldım. Bundan büyük şans olur mu? Adam bir ilah!

Haberin Devamı

Sizi Lauren Bush Lauren ile tanıştırmak istiyorum

Haberin Devamı

POLİTİKA BANA GÖRE DEĞİL
Princeton’dan sonra bir siyasete giriş (Dış İlişkiler Konseyi) deneyiminiz oluyor. Ama hemen ardından “Politika bana göre değil” diye bırakıyorsunuz...
- Evet öyle. Değil çünkü...
Ama politik kökleri derin bir aileden geliyorsunuz...
- Siyaset yaparak, toplumlarına ve ülkelerine hizmet eden insanlara büyük saygım var ama ben bu alanda ilerlemeyi hiç istemedim. Dış İlişkiler Konseyi’nde yer aldığım o kısa süre içinde, kritik dünya meseleleri hakkında düşünmek ve konuşmak hoşuma gitti ama asıl istediğim şey o ülkelere gidip insanların dertlerine somut biçimde dokunabilmekti.
Şimdi apolitik biri misiniz yani? Cumhuriyetçi değil?
- Samimi söylüyorum: Partiye değil, adaya oy veriyorum.
O kadar çok dergiye kapak olmuşsunuz ki... İnsanın kendisini dünyanın en büyük dergilerinin kapağında görmesi nasıl bir duygu?
- Gerçeküstü! Ben kendimi ünlü biri gibi görmüyorum, bu yüzden kendimi kapaklarda veya dergilerde görmek bende de tuhaf bir etki yaratıyor. Yanlışlıkla olmuş gibi. Sanki tam hissetmem gerekenleri hissetmiyorum...
En eski başkan Bush’un torunu, eski başkan George Bush’un da yeğenisiniz. Bu durum size avantaj sağlayan bir şey mi yoksa altından kalkmak zorunda olduğunuz bir yük mü?
- Ne avantaj ne yük. Ailemle gurur duyuyorum. Ben neysem oyum, ailem de öyle. Öyle mi böyle mi diye hiç düşünmedim. Bu, benim gerçeğimdi, kabullendim. Ama herkesin siyasi görüşüne saygım var, herkesten benim ailemin siyaset anlayışını benimsemesini beklemiyorum.

Haberin Devamı

/images/100/0x0/55ea9e69f018fbb8f88bd168

Bugüne kadar 60 milyon çocuğa okul yemeği sağladık

Gelelim FEED’e... Lauren Bush’u tanımlayan şey FEED projeleri ve FEED Foundation mı?
– FEED benim bebeğim. Üniversitedeydim, Birleşmiş Milletler Gıda Programı’yla dünya turuna çıktım. O seyahatler bana inanılmaz ilham verdi. Birden aklımda bir ampul yandı. Daha fazlasını yapmak istedim. Tamam dünyadaki açlığı sona erdiremem ama en azından bunun için daha fazla çaba harcamak istedim. Başka insanları da bu mücadeleye katmanın bir yolunu bulmak istedim. Ve FEED çantasını yaratmak geldi aklıma. 2005’ti, sattığımız her çanta için bir çocuğu okulda bir yıl besledik.
Müthiş bir şey!
- Evet. Yardıma muhtaç insanlara, yiyecek vermek amacıyla para toplayabilmek için somut bir yöntem. FEED’le bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz her şeyden gururluyum. FEED’i geliştirip sosyal olarak bilinçli bir marka haline getirmek konusunda da çok azimliyim.
28 yaşındaki biri olarak hayatına bu kadar çok şeyi nasıl sığdırabildiniz?
- O kadar da değil! Bana ilham veren, gelişmeme yardımcı olan insanlar olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ama daha yolun başındayım, gerçekleştirmek istediğim o kadar çok şey var ki...
Hiperaktif misiniz?
- Hiç değil. Aktif ama aynı zamanda dikkatli ve düşünceliyim.
‘FEED the children of the world’ (Dünyanın çocuklarını doyurun) çantası tam olarak ne işe yarıyor?
- FEED çantasını, diğer insanları harekete geçirmenin bir yolu olarak düşündüm. O çantayı satın alan herkes, açlık çeken çocuklara yardım etmiş oluyor. Evet, dünyadaki açlık çok büyük ve altından kalkılması zor bir sorun ama yemeklere böldüğünüzde, üstesinden gelmek daha kolay hale geliyor. İmal ettiğimiz her FEED ürünün üzerinde bir rakam var, bu rakam, yemek miktarını veya her çantanın yemek verilmesine yardım ettiği çocukların sayısını gösteriyor. Yani bir FEED ürünü aldığınızda, yaptığınız alımın etkisini tam olarak görebiliyorsunuz.
Bu yaşta bunca şey yaptıktan sonra kendinizi iyi hissediyor musunuz? Yoksa “Daha fazlasını lazım!” diye mi düşünüyorsunuz?
- Yaklaşık 60 milyon okul yemeği bağışı yapabildiğimiz için gururluyum ama tabii ki daha yapılması gereken çok şey var! Umarım FEED, insanları dünyadaki açlığı bitirmek için harekete geçiren bir vesile olmaya devam eder.

Haberin Devamı

/images/100/0x0/55ea9e69f018fbb8f88bd16a

KRİZ BİZİ DE ETKİLEDİ
Peki ekonomik kriz, siz nasibinizi almadınız mı?
- Almaz mıyız? Elbette ki etkiledi. Ama yapacak bir şey yok, durmak yok. Biz Disney, GAP, HSN, Pottery Barn ve diğer birçok şirketle ortaklık yapıp, markamızla, işlerimizle birlikte büyütmeye devam ediyoruz.
Fotomodellik peki? Bıraktınız mı?
28, fotomodellik için geç mi?
- Değil ama zaten 22 yaşımdayken bırakmaya karar vermiştim. Kendi projelerimi gerçekleştirmek istiyordum. FEED’e 23 yaşımdayken başladım, o günden beri bu iş üzerinde çalışıyorum.
Hem moda hem de sosyal sorumluluk markası olmak, sektörde nasıl bir farklılık yarattı?
- Mükemmel bir kombinasyon oldu. Moda sektörü gerçekten FEED’i hemen benimsedi. Müşterilerimiz, hem modaya uygun hem de insanlara yardım eden bu ürün kombinasyonu çok beğeniyor.
Babanız Bush, kayınpederiniz Ralph Lauren... Bütün bunlarla uğraşmadan çok daha kolay bir hayat yaşayabilirdiniz. Ama inanılmaz idealistsiniz...
- Ailem de eşimin ailesi de çok çalışkan. Ben de öyleyim. Bana sunulan her şeyin kıymetini bilmeye çalışıyorum. FEED’le dünya yararına güzel şeyler yapmaya uğraşıyorum.
MARKA 2012 konferansında ne anlatacaksınız?
- Tüm bunları! FEED’i başlatmak ve büyütmek için yaptığım yolculuğun hikâyesini. Ama tabii çok daha detaylı. İstanbul’a gelmek için sabırsızlanıyorum. Pazarlama sadece ürün satmak değildir, bu yolla aynı zamanda dünya üzerinde zor durumda olan insanlara da yardım edebilirsiniz.
Konferansta Yürekli firmasının, katılımcılara sizin çantalardan dağıtmasına ne diyorsunuz?
- Heyecan verici ve faydalı buluyorum. Bin katılımcıya ‘FEED 5’ çantası verilecek. Her ve o çantalarla dünyadaki beş çocuğa okul yemeği verilecek. Böylece konferans, sosyal sorumluluk açısından da çok etkili olacak.

Haberin Devamı

Bir milyar kişi aç

Üniversite öğrencisiyken başladığınız sonra da FEED projesi olarak devam ettirdiğiniz ‘Açlıkla Mücadele’ eylemleri için yıllarca Çad, Guatemala, Kamboçya, Lesotho, Sri Lanka, Tanzanya, Ruanda, Kenya, Uganda ve Honduras’ı durmadan dolaştınız. Oralarda ne gördünüz? Ne kadar büyük bir açlık...
- Çok büyük! Dünyada bir milyara yakın kişiyi etkileyen bir sorun açlık. Ben en çok çocuklara üzülüyorum. Doğdukları coğrafya itibariyle, kronik açlığa ve beslenme yetersizliğine mahkum edilmelerini adil bulmuyorum. O yüzden de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Açlık çeken bu çocuklar, zihinsel ve fiziksel gelişme sorunu yaşıyor. Biz de onlara ücretsiz, besleyici okul yemekleri dağıtarak yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ve içinde bulundukları yoksulluk döngüsünü kırmaya uğraşıyoruz. Ücretsiz okul yemeği sayesinde bu çocuklar hiç değilse, günde bir kez yemek yiyorlar. Haliyle okula gitmeye ve eğitim almaya istekli oluyorlar.

Yazarın Tüm Yazıları