Sizce bu iş biraz tuhaf değil mi?

Hepimiz çocukluğumuzdan itibaren “güzel bir gelecek için iyi bir üniversiteye gitmeli, toplumda güzel bir yer sağlayacak ve değirmenimizi rahatça döndürecek işler yapmalıyız” ile yetiştirildik.

Haberin Devamı

Bunu düşünürken bir yanda “Acaba üniversite için Türkiye dışında şansımızı denesek mi?” sorusu dururdu.
Bunu bir mecburiyet, mutluluğun anahtarı olarak görmezdik. İki seçeneğimiz vardı, birisi kendi memleketimizde eğitim almak, diğeri ise yurtdışına çıkmak.
İlk seçenekte derin bir mutsuzluğun bizi beklediğini düşünmezdik.
Bir de şimdiki manzaraya bakalım: Bugün, geleceğiyle ilgili düşünmeye başlayan gençler, başka ülkelerde, başka şehirlerde yaşamanın hayallerini kuruyor.
Ülkesinde mutluluğu bulamayacağına emin... Ailesini, arkadaşlarını, alıştığı-yetiştiği kültürü bırakıp gitmeye dünden hazır.
Hayatını başka bir dünyada kurmak üzere harekete geçiyor.
“Yabancı”, “göçmen” olmayı ve yaşayacağı olumsuzlukları peşinen kabul ediyor.
Hatta bu hayalleri, halihazırda kariyerleri olan, köklerini buraya salmış birçok insan kuruyor.
Memlekette tüm acayiplikleri normalleştiren muhterem yöneticilerimiz: Sizce bu iş biraz tuhaf değil mi?

Haberin Devamı

- “Ekmekçilik” bir iş koluna döndüğünde, işin içine hesap-kitap girdiğinde, iş sahipleri ticaretin çarkında hissizleştiğinde, herhalde “bir lokma ekmek”in insanlar için ne ifade ettiği unutuluyor.
Gıda sektöründe çöpe giden besinlerin çetelesini tutmak hakikaten zor ama en azından gözümüze gözümüze sokulanlarla ilgili durumu sormak artık şart oldu.
Mesela, fırınlarda satılmayan ekmekler niçin çöpe atılıyor? Her gece oturduğum semtte bulunan meşhur “komşu”nun dev torbalarda ekmekleri çöpe atışlarından ben usandım.
Satılmayan ekmekleri ihtiyaç sahiplerine, barınaklara ulaştırmak şirketleri mali açıdan çöküntüye mi uğratıyor? Büyük krizlere mi yol açıyor?
Yere ekmek düşse kaldırırız, o gün satılmamış çuval çuval ekmeği, bir sonraki gün satmak mümkün olmayacağı için çöpe atmak, biraz tuhaf değil mi?

/images/100/0x0/55eb09adf018fbb8f8a6f589

Acayiplikler diyarı...

- Sokak hayvanları artmış, barınaklardaki sefalet sürerken pet shop utancının hâlâ varlığını sürdürmesi...
Alışveriş merkezlerinde satılmak için sıcak, havasız ufacık bölmelerde bekleyen yüzlerce, binlerce hayvanın insan eliyle yaratılmış bu işkenceye alet edilmesi...  Sokak hayvanlarına nasıl da alıştık, nasıl da hayatımızın bir parçası gibi görünüyorlar değil mi?
Artık sokak hayvanlarını gelişmemişliğimizin bir parçası olarak görmekten vazgeçtik.
Aramızda sokakta yaşayan kedi-köpeği park etmiş arabalardan, apartmanın çöp kovasından, sokak lambalarından farklı görmeyenler yaşıyor. Sadece 3. dünya ülkelerinde görebileceğiniz bu rezaletin normalleşmesi sizce biraz tuhaf değil mi?
- Et rezaletini okudunuz. Hormonlu sebze ve meyvelerden, antibiyotikli tavuklardan sonra eksik olan taraf da böylece tamamlanmış bulundu.
Bir zamanlar topraklarından bereket fışkıran bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye, artık bazı sorumsuzların sayesinde bir “kanser ülkesi”. Taze, hormonsuz, ilaçsız, hastalıksız kaynaklardan gelen besinler için büyük çaba göstermek gerekiyor. Bulduğunuzda ise, iyiliğinin bir garantisi asla olmuyor.
Üzerlerindeki fiyatlar el yakıyor.
Türkiye gibi tarım ülkesinde, iyi besine ulaşmak için çok uğraşıyor olmamız sizce “biraz” tuhaf değil mi?

Yazarın Tüm Yazıları