"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Siz şeytan değilsiniz biz de melek değiliz

Yeni Şafak yazarı sosyolog Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Müslüman kesimde erkeklerin Sibel Can’dan etkilendiğini yazdı.

Bunun üzerine Sibel Can olayı doğruladı, daha doğrusu üzerine atladı, "Evet, onların rol modeliyim" dedi. O andan itibaren ortalıkta farklı bir kıpırdanma gözlendi. İtiraz edenler, destekleyenler, farklı tespitler ileri sürenler. Haliyle İslami kesimin kadın beğenisi konusunda sosyolojik tespitler kondu ortaya. Ben de gittim, fırsattan istifade her zaman ilgimi çeken bu konuyu Kanal 7’nin önde gelen yönetmenlerinden gazeteci Ayşe Böhürler’le (43) konuştum. Doğrusunu söylemek gerekirse, komplekssizliği, sorulara verdiği cevaplardaki rahatlığı, diken üstünde olmaması, çok hoşuma gitti. Her şeyi tartışabileceğimizi, konuşabileceğimizi gördüm. Ve bir kere daha anladım ki, genelleme yapmak doğru bir şey değil. Örtünenlerin hepsine türbanlı demek mümkün değil, hepsinin örtünme sebebi farklı: Kimisi babası yüzünden, kimisi kendi isteğiyle, kimisi çevre baskısı, kimisi geleneksel yaşam tarzı öyle gerektirdiği için. Tek ve toptan açıklamalara karşı Ayşe Böhürler. Müslüman erkeklerin tercihleri konusunda da öyle düşünüyor. /images/100/0x0/55eb4667f018fbb8f8b6a634Sınıflandırmayı "Bazı erkekler" diye yapmayı tercih ediyor. Akıllı kadın. Ben de ona hak veriyorum...

Öykünüz nerede ne zaman başladı?

- Ailem Nevşehir Ürgüplü, ben Kayseri doğumluyum. İlkokuldan sonra İstanbul’a geldim. Erenköy Kız Lisesi’ni bitirdim. İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okudum. Evlendim, çocuklarım oldu. 11 yıldır Kanal 7’de yönetmenlik yapıyorum. AKP Merkez Karar Yürütme Kurulu üyesiyim.

Ne zaman örtündünüz?

- 21 yaşında. Üniversiteyi yeni bitirmiştim.

Bir gün, öyle ansızın mı?..

- Sayılmaz. Başörtüsü konusunda, daha önce de gelgitlerim olmuştu. Lise 1’de de örtünmeyi denedim. Beceremedim. O zamanlar örtü, çok marjinal bir şeydi. Kimse örtmüyordu başını. Herkes yazlığa gidiyor, ben sap gibi kalıyordum. Zaten reaksiyoner bir karardı. Vazgeçtim. Ama üniversiteyi bitince, tekrar bir hamle yaptım.

Anneniz?

- Annem, örtülü bir Anadolu kadını. Ama örtüyü teşvik eden birisi asla değildi. Zaten ailem, itiraz etti. Abilerim çalışma hayatım ve geleceğim açısından, bu kararın beni çok zorlayacağını söyledi.

İnsan neden örtünmeyi ister ya da siz neden istediniz?

- Bu sizin eğiliminiz, arayışlarınız. Biz 12 Eylül öncesi çocuklarıyız, hepimizde var bu: Bir yere tutunmak, sorularımıza cevap bulmak...

Eşiniz?

- Eşimin bu işle alakası yok. O zaten dini kökenli birisi değildi. Kendisi Marksist kökenlidir. Ama 12 Eylül sonrası, onun da bir dindarlaşma süreci oldu. "Biz bunu kendimize bir hayat tarzı olarak seçelim" dedik, "Daha İslami, daha dindar bir hayat tarzı." Marksist de olabilirdim, dindar olmayı seçtim. Eşim içki içerdi, o içkiyi bıraktı; ben de örtündüm...

21 yıl başı açık dolaşmak, sonra kapanmak... Bu nasıl bir şeydir?

- Zor bir şeydir. Bir kere, insanın alışkanlıklarından vazgeçmesi zor. Başörtüsü taktığınız anda kıyafetleriniz bile, ister istemez başkalaşıyor. Mesela örtündüktün sonra, fark ettim ki gardırobum pantolon dolu, oysa etek giymem gerekiyor. Yeni bir tarz oluşturmak hiç kolay değil. İnsan bocalıyor. Fakat an geliyor şöyle diyorsunuz, "Bu benim seçimim, ben daha dindar bir hayat seçiyorum..."

"Dindar bir hayat tarzı"yla tam olarak neyi kastediyorsunuz?

- Günlük hayatınızı namazlarınıza göre planlıyorsunuz. İnsanlarla ilişkilerinizde daha itinalı oluyorsunuz. Ahlaki anlamda her şeye biraz daha dikkat ediyorsunuz...

Bütün bunlar örtünmeden yapılamıyor mu?

- Yapılır. Nitekim, yapılıyor da. Ama örtü, sizi bir anlamda tamamlayan şey gibi...

İsterseniz vazgeçebilir misiniz?

- Elbette. Ama ben bunun dinin bir emri olduğunu düşündüğüm için vazgeçmek istemiyorum.

GÖNÜLLÜ BAŞTAN ÇIKIŞ

21 yıl sonra hayatınızda ne tür değişiklikler oldu?

- Nereden başlayayım ki anlatmaya? İçkili restoranlara gitmemeye başladım. Bikinili, mayolu denize giremez oldum.

Şimdi nasıl giriyorsunuz?

- Çok nadiren giriyorum. Hatta hiç girmiyorum.

Bu, size tuhaf gelmiyor mu?

- Geliyor. Ama yapacak bir şey yok. Ben bir tercih kullandım. Gerekirse denizden mahrum kalırım.

Elbiseyle girmek...

- Yok, o bana göre değil. Özel havuzumuz da olmadığına göre, yüzme kavramı hayatımdan tamamen çıktı. Önceleri /images/100/0x0/55eb4667f018fbb8f8b6a636rüyamda yüzdüğümü filan görüyordum. Şimdi o da kalmadı.

Başka?

- Önceden gece kulübü olmasa bile, müzikli yerlere giderdim, şimdi gidemiyorum. Örtülü biriyseniz, o tür ortamlar size hitap etmiyor.

Desenize, insanı birdenbire yaşlandıran bir şey!

- Alakası yok. Kendinize başka tür mutluluk kaynakları buluyorsunuz...

Peki, erkeklerin bakışı değişiyor mu?

- Evet, erkeklerin size bakacağı bir formdan kendinizi çıkarmış oluyorsunuz.

Bu, üzücü olsa gerek...

- Tam tersine. Onlarla birlikte çalışıyorsunuz, tartışıyorsunuz, konuşuyorsunuz ama aranıza daha bir mesafe girmiş oluyor.

Artık arzu nesnesi olmaktan çıkıyorsunuz.

- Elbette.

Bir kadın bunu nasıl ister, hiç anlamıyorum! Hepimiz karşı cins tarafından beğenilmek isteriz...

- Bir dine inanıyorsanız, o dinin kurallarına ve ilkelerine de inanıyorsunuz. Allah öyle emretmiş. Ben olaya böyle bakıyorum. Benimki gönüllü bir baştan çıkış...

Bir kadın örtülü olabilir, buna rağmen kocası dışında başka erkekler onu arzulayabilir, o zaman ne olacak?

- Bu tür şeyler tarih boyunca olmuştur, olacaktır da. Ama tekrar ediyorum ben Allah’a ve onun getirdiği dinin ilkelerine inanıyorum ve onu uyguluyorum. Ve şunu karşıyım: Hem örtünüp hem de kendini çok beğendirecek hale getirmek. Çünkü örtünmenin mantığıyla zıt. Ama bu sizin görünümünüzü önemsememeniz, çirkin olmanız anlamına gelmiyor. Benim de estetik kaygılarım var. Yine de "Herkes bana baksın" gibisinden pembe bir başörtüsü takmam...

YATARKEN DE BAŞINIZI ÖRTÜYOR MUSUNUZ?

Batılı gazeteciler, size en çok ne soruyor?

- "Yatarken de başınızı örtüyor musunuz?"

Siz ne diyorsunuz?

- Ne diyeyim, gülüyorum ve "Hayır!" diyorum. Bu soru sekmez, hep sorarlar. Geçenlerde RTL röportaja gelmişti, canlı yayın yapıyoruz, reji masasının oradayız. Muhabir, birden en ciddi haliyle şu soruyu sormasın mı: "Başörtüyle nasıl reji yapıyorsunuz?" O zaman da kahkaha attım. Örtü, başımıza yapışmış bir şey değil ki. Dahası reji ve montaj yapmakla başörtüsü ne alaka...

TELEVOLE’YE KARŞI GIYBET FOREVER

Dindar kesimde bir "Sibel Can merakı" tespiti oldu. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türkiye’de bin bir çeşit erkek var. Hepsinin farklı tercihleri var, elbette Sibel Can tipinde etine dolgun kadınları beğenenler de olacaktır. Ben bunda bir tuhaflık görmüyorum. Tuhaflık, "Dindar insanlar, mükemmel olmak zorundadır" beklentisi. Böyle bir şey yok...

Yani dindar-mindar, erkek, erkektir öyle mi?

- Tabii ki öyle. Biz sadece dindar erkeklerin, zaaflarıyla, hatalarıyla uğraştıklarını ve daha ahlaklı olduklarını düşünüyoruz...

Hoppala!

- Peki umuyoruz diyelim! Gerçekten öyleler mi bilmiyoruz.

Dindar kesim, televole kültürünü neden reddetmiyor?

- Çünkü eğlenceli. Gıybet Forever. Gıybet diye bir tanım var biliyorsunuz...

Hayır bilmiyorum, nedir o?

- Dedikodunun biraz daha dini tanımı. Dini olarak birisini çekiştirmek haram. Ahlaki olarak da yasaklanmış bir şey. Ama herkes sever. Biz de Televole’lere rakip olarak "Gıybet Forever" isimli bir program yapalım diye espri yapıyorduk. İronik bir şey tabii. "Yeşil sosyete" diye bir tanımlama vardır ya, bizim kesimin sosyetesi, işte onların bilinmeyen özel hayatlarını ekrana getirmek. Evde yemek yapıyorlar mı filan. Hatta demosunu bile hazırladım. Ama tehlikeli bulundu...

Yani dindar insanlar da dedikodu sever...

- Ee onlar da insan, sevmezler mi? Bütün hatalar, zaaflar onların da başında var. Sizde olan her şey, bizde de var. Siz şeytan değilsiniz biz de melek değiliz! "Her dindar ahlaklıdır" diye bir iddiada bulunamayız. Şöyle problemler var: Anne baba bilinçli bir seçimle, dini bir hayat seçmiş diyelim. Bu, çocukları da seçecek anlamına gelmiyor. Çocuklar örtünmek istemiyor. Aile ise onları zorluyor. Bu da çeşitli sorunlara yol açıyor...

Demek dindar kesimdeki "sapma" lens takıp Sibel Can’a benzemekten ibaret değil...

- Değil tabii.

Sosyete merakı, marka merakı, kürtaj...

- Bu tür şeyler de yok değil. İnsanın başörtülü olması, zaaflarına engel değil ki. Başının örtülü olması, ahlaklı olmasının tek göstergesi de değil. Biz olsun istiyoruz o ayrı...

Evli bir adamla imam nikahı kıyarak sevişmek, Allah’ı kandırmak değil mi?

- Elbette. Kendinizle çelişirsiniz. En büyük zararı kendinize verirsiniz.

Ee peki neden herkes sizin gibi çıkıp söylemiyor, "Bunlar da bizim ikiyüzlülüklerimiz" demiyor?

- İslami kesim, özellikle kadın meselesinde özeleştiri yapmaya kendini kapatmış. Bunun kendisine zarar vereceğini düşünüyor. Ben öyle düşünmüyorum.

Şöyle kızlar görüyorum, itiraz ettiğim için değil, tespit olarak söylüyorum: Başlarında örtüler var ama kolları açık, bacaklar açık, çorap yok. Eve giderken muhtemelen üzerlerine bir hırka alıp kollarını örtüyorlar....

- Başörtüsü içsel bir şey, inanmadan örtünemezsiniz. Bu bir bilinç hali. Bu sözünü ettiğiniz gençler, göçle birlikte Anadolu’dan gelen ailelerin kızları. Aileler, kızların namusunu korumak için başörtüsü takmalarını talep ediyor. Bunun tabii dinle alakası olmadığı gibi namusla da yok...

Yani örtünmek, namus korumak için yeterli değil.

- Değil tabii. Ama bu, örtülüler namussuz demek değil.

Elbette. Ama örtüsüzler de namussuz demek değil!

- O da değil. Biz sadece örtülülerin daha namuslu olmalarını bekleriz...

Biz de herkesin namuslu olmasını bekleriz! "Örtülülerin daha namuslu olmasını bekleriz" derken, üstünlük taslıyormuşsunuz gibi duruyor...

- Yok hayır. Benim iman olarak, inanç olarak, kapalı insanlara yeğleyeceğim bir sürü başı açık arkadaşım var....

KOCAMLA FLÖRT EDEREK EVLENDİM

Kocanızla flört ettiniz mi?


- Elbette ettim. Ondan sonra evlendim.

Çocuklarınızın nasıl evlenmesini istersiniz?

- Kendi hayat kurallarını kendileri koysunlar, diyeceğim bu. Ben onlara değerleri öğretiyorum. Ahlaklı insanlar olmalarını istiyorum. Yalan söylemeyen, insanları aldatmayan, hile yapmayan. Gerisi onlara kalmış. Örtünmeleri de gerekmiyor.

Bunda samimi misiniz?

- Samimiyim. Çünkü mutlu olmalarını istiyorum. İnsan, hayatta kendi tercih ettiği şeyleri yapmazsa mutlu olmaz. Bense onların, bağımsız ve mutlu karakterler olmalarını istiyorum.

YARIM YAMALAK DİNDAR

Sizde liberaller, tutucular, modernler, anti- modernler, ateistler var. Biz de dağınığız. Bir tarafta yarım yamalak dindarlar var, bir tarafta tasavvufi ekolleri benimseyenler var, bir tarafta benim gibi serseri serbest mayınlar var, bir tarafta birtakım cemaatlere mensup olanlar var, bir tarafta bütün bunlarla alakası olmayan sosyo ekonomik durum gereği dindar görünenler var. Bütün bu farklılar içinde, ortak bir şey bulmak çok mümkün değil. "Neysen o ol ve ortaya koy" gibi bir tanımı bu ülke için oluşturmak hiç kolay değil.

Fotoğraflar: Kutup DALGAKIRAN
X