Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siz de ölmüş yakınlarını telefon rehberinden silemeyenlerden misiniz?

BEN öyleyim. Bu yazıyı yazmazdan önce saydım, tam yedi kişi var cep telefonumun rehberinde kayıtlı, artık yaşamayan.

Onlardan biri de annem.
Yedi yıl oldu annem öleli. Hiç acı çekmeden, hatta öldüğünün bile farkına varamadan göçüp gitti annem. Bulduğumuzda koltuğunda bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Kül tablasında sigarası kendi kendine bitmişti. Henüz dokunamadığı çayı bardağında hâlâ ılıktı.

Geçen hafta salı günü Facebook sayfama girdiğimde, ekranın sağ tarafında benim arkadaş listemde olup da o gün doğum gününü kutlayan bir isim yazılıydı.
Halbuki o 3 hafta kadar önce ölmüştü. Tabii Facebook ne bilsin öldüğünü, o hâlâ doğumgünü kutlamaya devam ediyor, sayfa aktif olduğu sürece de kutlayacak.
Merak ettim, arkadaşımın sayfasına girdim. Onlarca kişi, onun öldüğünü bilmeyen onlarca kişi, arkadaşımın doğum gününü kutluyordu. Facebook’daki bir düğmeye tıklamak ve iki kelime yazmak yeterli bunun için, bilen biliyor.
Bu kutlamaları görünce fena oldum doğrusu. Artık birbirimize o kadar soğuk ve mesafeliyiz ki, bayramlarda bile bir telefon açmak yerine cep telefonundan kişiliksiz bir mesaj yazıyoruz, hatta çoğu zaman daha önce yazılmış bir mesajı kopyalayıp yapıştırıyoruz, oluyor bitiyor.
Teknoloji, evet bize çok uzun zamandır görmediğimiz dostlarımızı yeniden buluyor belki ama kendimize de sormalıyız: O kadar uzun zamandır görmüyorsak, belki de o kadar yakın dostumuz değildir o insanlar.
Elbette tanımadığınız birine bile ‘Günaydın’ demenin, ‘Mutlu yıllar’ dilemenin kötü hiçbir tarafı yokken tanıdığımız ama görüşemediğimiz insanlarla bir biçimde bağlantılı olmanın hiç kötü tarafı yok. Ama Facebook benzeri paylaşım sitelerinin sahte bir arkadaşlık-dostluk hissi yarattığı da kuşkusuz.
Belki de Cem Yılmaz’ın tanımı doğru: ‘700 bin arkadaşım varmış. Şurada kavga edecek olsam kaçı benimle birlikte kavgaya girer?’

Geçen hafta içinde ölen Steve Jobs’un meşhur konuşmasındaki sözleri duymayan kalmadı. Her sabah aynaya bakıp ‘Bugün benim hayatımın son günü olsa yine de bugün yapacaklarımı yapar mıydım’ diye sorarmış Jobs.
Bütün hayatı boyunca bunu yapmış mı bilemem ama büyük ihtimalle son yedi yıldır yapıyordu. Çünkü 2004’te kanserle yüzleşmiş, ona 3-6 ay ömür biçilmişti ama sonra şanslı olduğu ortaya çıktı, ameliyat oldu ve 7 yıl daha yaşadı.
İşte bu son yedi yılında muhtemelen her sabah bu soruyu sordu Jobs. Ama son ayına kadar her sabah işe gitti, hırsını sürdürdü. Neden sonra ailesine, çocuklarına ve yakın dostlarına döndü, herkesle vedalaştı.
Ölüm, gerçekten de hayatın başlıca değiştiricisi.
Hepimiz sonunda öleceğiz. Bunu biliyoruz. Ama yine de, ezici çoğunluğumuz sanki böyle bir şey yokmuş gibi yaşıyoruz gündelik hayatımızı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da çok sevdiği ama daha da önemlisi onu çok ama çok seven annesini dün toprağa verdi.
Elbette yüzlerce, binlerce, onbinlerce kişi onun acısını paylaşıyor, onu teselliye gayret ediyor, eminim Başbakan da başsağlığı dileyenlere ‘Dostlar sağolsun’ diyor ama aslında hiçbir teselli cümlesi, hiçbir dost dayanışması onun içinde olup biteni dindirmeye, onun acısını azaltmaya yeterli değil.
Başbakan da, ölümün bu hayatın tek değişmez gerçeği olduğunu bilip bunu sık sık telaffuz edenlerden.
Ama bunu biliyor olmak, kendini teslim etmiş olmak yine de bir şey değiştirmiyor. Annenizi kaybettiğinizde yıkılıyorsunuz. Ölüm ağır ağır gelip sizi kendisine alıştırsa da bu böyle, ansızın gelip sevdiğinizi alıp götürse de...

Bu yazıyı yazmazdan önce kendi yakın çevremde küçük bir yoklama yaptım.
Hemen hemen herkesin cep telefonu rehberinde en az bir ölü hâlâ kayıtlı. Artık öyle bir insan da, öyle bir numara da yok ama benim elim bir türlü o numaraları silmeye varmıyor.
Teknolojinin bir başka kötülüğü de bu işte. Annemin artık olmayan ev telefonunu buradan silersem sanki o artık gerçekten ölecekmiş gibi geliyor.
Silemiyorum. Silmiyorum.


X