Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siz bana bakmayın

<B>‘‘SEÇİM’’ </B>gibi teoride insanlara umut aşılaması gereken bir olayın ertesi günü bu yazıyı yazmış olmak istemezdim.

Ancak yalan pompalayıp, olmayacak hayaller yaratmak da istemiyorum, kendi hislerim hakkında yalanlar da söylemek istemiyorum.

Bu yazıyı sonuçların açıklanmasına çok zaman varken yazıyorum.

Ben hayatımda hiçbir seçimin sonucunu bu kadar heyecansız, umutsuz, biraz da aldırmaz beklediğimi hatırlamıyorum.

30 yıldır kırılmış olan umutlarımın, hayallerimin, beklentilerimin sonucunda geldiğim noktada dün yapılan seçimden memleketin sorunlarına çözüm getirebilecek bir yönetimin çıkacağına dair bir beklentim katiyen yok.

Daha da kötüsü, memleketin kaybedecek bir gün bile zamanı olmadığı, kaybedilen her günün geleceğimizden yeni yıllar çalacağı belli olduğu halde bugünden itibaren anlamsız tartışma ve krizlerle yepyeni içinden çıkılmaz sorunların içine gömüleceğimize de eminim.

***

Türkiye'de mutlu bir şekilde var olabilmenin önkoşulunun ülke hakkında fazla düşünmemeye bağlı olduğuna inanmaya başladım son yıllarda.

Çünkü olan biten hakkında düşünmeye başlarsanız, bir süre sonra gerçekte olan biteni de anlamaya başlıyorsunuz.

Gerçekte olan biteni anlamaya başlayınca da, eğer umursamaz bir insan değilseniz mutlu olabilmenize imkán yok.

Benim gibi sinirli, isyanda ve umudu tamamen kırılmış bir insana dönüşmeniz kaçınılmaz o durumda.

O yüzden siz bana bakmayın, arzu ederseniz bu yazımı da ciddiye almayın.

Kendi içinizde umudu yaşatın, mutluluk pompalayın kendinize. Benim açımdan dün bir oyun oynandı. Bu ülkede özellikle son 10 yıldır seçimler iyice bir oyunun parçası haline dönüştü.

Şöyle hayal edin meseleyi. Toplum yaşamının iki birbirinden kopuk süreçten oluştuğunu düşünün. İlk süreçte demokrasi oyunu var, burada dün olduğu gibi arada bir seçim filan da yapılıyor, birtakım sonuçlar alınıyor, sonra bildik gelişmeler yaşanıyor.

Bir de bütün bunlardan farklı ve aslında tek önemli olan, asıl bu ülkeyi belirleyen başka bir süreç daha var. Ülkeyi asıl yönlendiren kararlar bu süreçte alınıyor, çıkar ilişkileri orada kuruluyor, ülkenin temel hassas konuları orada yönlendiriliyor. İlk sürecin ikincisini etkilemesi de hemen hemen imkánsız halde.

Ben böyle düşünüyorum, o yüzden de seçim sonucu hakkında neden bu kadar heyecansız olduğumu umarım anlamışsınızdır.

***

Olası bir yanlış anlamayı önlemek için hemen açıklama getireyim. Ben veri durumun böyle olmasının, ikinci sürecin var olmasının yanlış olduğunu düşünmüyorum artık.

Türkiye gibi önemli, potansiyeli büyük bir ülkenin geleceği ile ilgili hassas kararların eşit oy ilkesi doğrultusunda oluşan anlık ve değişken çoğunlukların eline bırakılmasının doğru olmadığını açıkça söylüyorum.

Şunu da bilin ki aslında bu ülkede demokrasi oyunu oynamakta olan siyasilerin, gazetecilerin ve işadamlarının önemli bir bölümü de aynı fikirdedir ama hiçbiri gerçek hislerini korkmadan ifade etmez, edemez.

Dolayısıyla ikinci süreç olarak tanımladığım, asıl hayati kararların alındığı, ortalıkta pek de gözükmeyen kamu alanı bence çok daha önemli.

Ve işte beni asıl mutsuzluğa iten de bu alanda son yıllarda yaşananlar zaten.

Bence Türkiye'de uluslararası niteliklere sahip, ülke gerçeklerine hakim, kamu alanının bu ikili yapısı arasındaki koordinasyonu pürüzsüz sağlayacak gerçek anlamda ‘‘devlet adamı’’ çok az sayıda. Gerçek anlamdaki devlet adamları azaldıkça, onların kontrolü gün geçtikçe azalınca da kamu alanının ikili yapısı arasında sağlanması gereken harmoni de bir türlü sağlanamıyor, gerginlikler, krizler sürekli hale geliyor, asıl önemli olan ikinci süreçte de ilişkiler çarpıklaşıyor.

Seçimin yapıldığı dün aynı zamanda Susurluk denilen olayın ortaya çıkmasına neden olan kazanın da yıldönümüydü.

Devlet adamlarının var olamaması nedeniyle kaybedilen kontrol kavramından ne kastettiğimi bu yıldönümünü hatırlayarak belki daha net anlarsınız. Türkiye'nin hassas dengeleri altüst olmuş durumda ve çok hızla hareket edilerek müdahale edilmesi gereken sorunlar dev gibi.

Bu ülkenin insanları 1930 ile 1940 yılları arasında, tüm dünyada kriz varken, neredeyse sıfırdan ülke inşa etmeyi başarmıştır.

Aynı şeyi yeniden yapacak gücümüz vardır, yeter ki cesur olalım, radikal düşünmekten korkmayalım, kamu alanının ikinci süreci olarak belirttiğim düzlemi yeniden toparlayarak ülkeye gereken müdahaleyi yapalım.

Demokrasiyi yaşadığınızın ertesi günü bunları söylüyorum çünkü çözümüm gerçekten farklı yerlerde olduğuna inanıyorum.
X