Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siz ayakkabınızı nasıl bağlıyorsunuz?

BU matematikçiler tuhaf insanlar olabiliyorlar.

Çok olmadık konulara kafayı takıp olmadık sonuçlara ulaşabiliyorlar. Ben de bilmiyordum, meğer ayakkabınızın bağcıklarını o minicik deliklerden 400 milyon farklı biçimde geçirebilirmişsiniz. Oturup bu hesabın doğruluğunu deneyecek değilim. Makalesi koskoca Nature dergisinde yayınlanmış bir matematikçi bu hesabı yıllar önce yapmış, ben de inandım. Bir hesap daha var: Sağda ve solda beş deliği olan bir ayakkabıda bağcıkları tam 51 bin 840 değişik şekilde geçirebilirmişsiniz.

/images/100/0x0/55ead7dcf018fbb8f89a4646

* * *

Fakat bütün bu seçenek bolluğuna rağmen, bizler yaygın biçimde resmini de verdiğim üç bağlama çeşidinden birini tercih ediyoruz. Kendi adıma konuşayım, spor ayakkabılarımda eskiden ‘Ayakkabıcı usulü’ adının verildiğini yeni öğrendiğim usulü kullanırdım. (Resimde en sağdaki usul.)  Zannediyorum bunun asıl sebebi, ayakkabıların ayakkabıcıdan zaten bağcıkları takılı olarak gelmesiydi. Sonra kendim takmaya başlayınca bağcıkları bir baktım resimde en solda gözüken ‘zig zag’ usulünü uyguluyorum.
Bu bağcıkları deliklerden nasıl geçireceğiz meselesi askerliğimi yaparken az kalsın başıma bela açacaktı. Bir gün komutanım postallarıma bakıp bana kızdı, ‘Böyle bağlanmaz postal’ dedi ve kendi postalını gösterdi. Gösterdi ama ben o iplerin nasıl olup da hiç birbiriyle kesişmeden o deliklerden dolaştığını bir bakışta çözemedim. Neyse ki sonra arkadaşlar bana yardım ettiler, bağcıkları o şekilde geçirmeyi becerdim. Şimdi öğreniyorum, bağcıkları o şekilde geçirmeye verilen isim de ‘Avrupai düz usul’müş.

* * *

Nereden çıktı bu bağcık muhabbeti ve bunun matematikle ilgisi ne diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Matematikte klasikleşmiş problemlerden biri şudur: “Bir satıcı düşünün, evinden çıkacak, şehirde on-onbeş farklı noktaya uğrayacak ve sonunda yine evine dönecektir. Acaba bu satıcının gün boyunca izleyeceği en kısa rota hangisidir?”
Bilgisayar bilimci John H. Halton, bağcık sorununa bu şekilde yaklaşmış ve ‘Acaba 400 milyon bağlama çeşidinden hangi bağlama çeşidini seçersem en kısa bağcığa ihtiyaç duyarım’ diye sormuş. Eğer sağda ve solda dört delik varsa bağcığın geçmesi gereken, en kısa bağcık için Amerikan tarzı zig zag birinci geliyor, onu Avrupai bağlama izliyor ve en uzun bağcık ayakkabıcı usulünde.  Ama delik sayısı üçe düşerse, yine zigzag en kısa, fakat Avrupai düz ve ayakkabıcı usulleri eşit uzunlukta bağcık gerektiriyor. ‘Tamam da bu hayatta bizim ne işimize yarayacak’ diyenler çıkmıştır. Ayakkabı bağcığı problemi, her yıl milyonlarca dolar para getiren ve sürekli de başkaları tarafından da artık yazılmakta
olan ‘optimizasyon’ programlarının yazılmasına yardımcı oldu. Ayakkabı bağcığı deyip geçmeyin.

Depo optimizasyonu data optimizasyonu

ESKİDEN sadece kitap, CD ve DVD satardı, artık her şeyi satıyor. Amazon’dan söz ediyorum, www.amazon.com’dan. Bir an için Amazon’un sadece kitap depolarını gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Milyonlarca kitap. Hangi kitap nerede duruyor ve kaç tane? Siz internetten sipariş verdiğiniz anda, arka planda hummalı bir çalışma başlıyor, kitap raftabn iniyor, siparişiniz olan diğer kitaplarla birlikte paketleniyor ve postaya veriliyor. O deponun verimli olması, aranan şeyin hep yerinde olması ve stok sayılarının an be an yenilenmesi çok önemli. Bütün bunları göz kararıyla yapamazsınız. Size bir ‘depo optimizasyonu’ programı lazım. Onu da size matematikçiler yazıyor.
Yurt dışında cep telefonunuzu çok kullandınız ve acayip bir fatura geldi. Faturanın yükseliğinden sadece siz şikayetçi değilsiniz, telefon şirketiniz de şikayetçi. Çünkü şirketiniz, sizden maksimum kazancı elde etmek istiyor ama bunu yapabilmek için kendisi de yurt dışında sizin telefon konuşmanızı ‘taşıyan’ diğer şirketlere en az parayı ödemeli. Oysa o şirketler de sizin konuşmanız nedeniyle sizin şirketinize en yüksek faturayı kesmek istiyorlar. Diyelim ki yurtdışı diye gittiğiniz yer Amerika’ydı. Orada bir operatörü kullandınız. Sonra konuşmanızın Türkiye’ye ulaşması için acaba uyduya mı çıkıldı, Atlantik altından geçen fiber optik kabloya mı girildi?
Aslında bir basit telefon konuşması, Amerika’dan Türkiye’ye gelene kadar beş-altı değişik operatörün işlettiği alt yapılardan geçmiş olabilir, geçiyor da nitekim. Bu durumda size faturayı yollayan operatörün, kendisi açısından en kısa ve en ucuz taşıma yolunu bulması lazım. İşte bunu, bilgisayar programları yapıyor. Ayakkabı bağcığı sorunu diye geçmeyin, çok önemli kapıları açmış bir problemden söz ediyoruz burada.

Öğrenmede en önemli faktör, öğretmen!

AMERİKA, bir süre önce özellikle bilim ve matematik eğitiminde kendi çocuklarının özellikle Çin’in gerisinde kaldığını fark edince bir seferberlik başlattı. Bizden farklı olarak onlar, Amerika’yı dünya lideri yapan farkın ordularından veya isimlerinden kaynaklanmadığını, Amerika’yı dünya lideri yapan şeyin bilimde ve teknolojideki önder pozisyonu olduğunu biliyorlar. O yüzden de, bütün dindar fanatiklerine, o dindar fanatiklerin gündelik siyasete olan baskıcı etkisine rağmen bilim ve matematik eğitimlerini güçlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Bütün bunlara rağmen, Amerika’da sekinci sınıf öğrencilerinin sadece yüzde 35’i matematikte, yüzde 32’si ise bilimde ‘yeterli’ notu alabiliyor. Oysa aynı rakamlar mesela Çin’de çok yüksek. Bizde benzer bir skoru veren şey üniversite sınavı olabilir, orada 40 soruluk matematik sınavında doğru cevap ortalaması 7.27, fen sınavında ise 4.43 olmuş. Yani, ‘Etvah notlarımız düşüyor’ diyerek seferberlik yapan Amerika’dan çok daha kötü durumdayız ve bunu umursamıyoruz bile. Neyse, konuyu dağıtmayayayım... Amerika seferberlik ilan edince, eğitimin her aşaması ve her parçası da masaya yatırılıp kontrol edilmeye başlandı. Son olarak Stanford Üniversitesinden Eric Hanushek’in araştırmasıyla yep yeni bir durum ortaya çıktı.
Bu araştırmaya göre, öğremcilerin aldığı eğitimin kalitesini ve onların sınav başlarısını etkileyen onlarca faktör arasında bir tanesi çok ama çok öne çıkıyordu: Öğretmenin kalitesi. İyi bir öğretmen, aynı sınıfta okuyan ama farklı sosyo ekonomik çevrelerden gelen, ailesi okumuş olan veya olmayan, ırkı dini farklı olan veya olmayan arasındaki farkları birden önemsizleştiriyor, bütün çocukların başarısını sağlıyordu. Bu bilgiyi hepimiz içgüdüsel olarak biliriz veya tahmin ederiz ama Amerikalı o içgüdüyle yetinmez, konuyu araştırır, sonra da çözüm yolları önerir. İşte şimdi Amerika’da ‘200 bin mükemmel matematik ve bilim öğretmeni yetiştirmek’ diye programlar başladı. Hedef, 2020 yılında bu vaadi gerçekleştirmek. Biz ne yapıyoruz peki bu arada?

X