"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Siz annenizden utanır mısınız?

Anneler Günü’ne günler kala böyle bir başlık da nereden çıktı demeyin, sonuna kadar okuyun lütfen.

Kızları, oğulları tarafından aşağılanan, beğenilmeyen, horlanan anne babaları görünce içim sızlar benim.
Besle kargayı oysun gözünü!
Belki istedikleri gibi değildir anneleri, babaları, boynuz kulağı geçmiştir belki, arkadaşlarıyla tanıştırmaya bile utanıyorlardır belki.
Ama anadır, babadır sonunda, onları o hale getiren, büyütendir.
Yarın vizyona girecek olan “Düğün Hediyesi” (Copacabana) adlı filmde evlenmeye karar veren kızının düğününe çağırmaya utandığı uçarı, deli dolu bir kadının hikayesi var.
“Seninle tanışmalarını istemiyorum” diyor annesinin dağınık, dikiş tutturamayan hayat tarzını beğenmeyen kızı.
Kaybeden durumundaki kadıncağız da o yaştan sonra kendini değiştirmeye, toparlanmaya, kızının yeni hayatına layık olmaya karar veriyor. Evladı için zorlansa da çabalıyor.
“Düğün Hediyesi” iyi işlenmiş bir hikaye.
Başroldeki Isabelle Huppert tek kelimeyle harika.
Hem gülüyorsunuz filmi izlerken hem de hüzünleniyorsunuz, düşüncelere dalıyorsunuz.
Çıktığı yumurtayı beğenmeyen civcivlerle dolu olan hayat çok acımasız geliyor.
“Düğün Hediyesi” filmi sonrası ve bu pazar kutlayacağımız Anneler Günü öncesinde diyorum ki, sevin, öpün, kucaklayın anne babanızı, yanınızdan ayırmayın, emin olun karşılıksız sevgiyi başka hiçbir yerde bulamazsınız.

En duygusal kutlama

Hürriyet’in 63. yıl kutlamasının yapıldığı gece, hayatım bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden.
Hayatımda sabit kalan üç beş şeyden birisi Hürriyet.
Hürriyet binasında çalışırken 7 kez ev taşımışım. Hürriyet yerli yerinde durmuş ama.
Otellerde, orada burada adres sorduklarında ‘Hürriyet Medya Towers’ diye yazmam boşuna değilmiş demek ki.
Üniversitede okurken girdiğim, bana ev, yuva olan Hürriyet’te 20 yılımı doldurmama sadece 1 yıl kaldı.
Seneye bu günlerde yapılacak olan 64. yıl kutlamasında plaketimi Doğan ailesinin elinden alabilmek en büyük dileğim.

Bize ödül var mı?

2. Antalya Televizyon Ödülleri ve organizasyonu çok eleştirildi. Eleştirilerin çoğu da haklıydı. Ama ödül töreni pek az kişinin değindiği bir noktada çok da başarılıydı.
Ödül törenlerinde istisnası bile olmayan bir kaide vardır; tören öncesinde tüm adaylar organizasyon ya da jürideki tüm tanıdıklarını aynı soruyu sorarak resmen taciz eder:
“Bize ödül var mı?”
Hatta “ödül alınmazsa gelinmeyeceği” bile belirtilir bazen.
Antalya’da Kanal D’deki programımız “Cinemania”, En İyi Kültür Sanat Programı dalındaki 5 adaydan biriydi.
Ve “ödül aldık mı?” sorusunu, yanılmıyorsam ben en az 7-8 kere, editörümüz Fırat da 10 kere tanıdık jüriye sordu.
Nuh dediler peygamber demediler ve biz ödül töreni başlayana kadar sonucu öğrenemedik. Ödüllerin kimse tarafından bilinmemesi katılım demek, heyecan demek, adayların hepsinin orada olması demek.
Bunlar da bir ödül töreninin başarısında önemli kriterler bence.

Daktilolar kıymetlendi

Eskiden, bilgisayar yokken, insanlar yazılarını daktiloda ve çoğunlukla hatasız (itiraf; iyi ki o dönemde yaşamamışım dedim bunu yazarken.) yazarlarmış.
Öyle geri git, sil, kes, kopyala, başka yere yapıştır yokmuş yani.
Daktilo devri kapanalı çok olmuştu ama şimdi son nokta da koyuldu; dünyada daktilo üreten son fabrika da kapandı.
Hindistan’ın Mumbai şehrinde daktilo yapan Godrej and Boyce, üretimi durdurduklarını ve stoklarında sadece 200 daktilo kaldığını açıkladı (bu durumda evlerdeki daktilolar iyice değerlenecek ve antika yerine geçecek, haberiniz olsun.)
1950 yılında daktilo üretimine başlayan fabrikanın sahipleri artık daktiloya talep olmadığını ve kapatmak zorunda olduklarını söylerken ilginç bir istatistik de vermişler: “Bir zamanlar yılda 50 bin daktilo satıyorduk, geçen yıl bu sayı 800’e kadar düştü.”
Teknolojinin gözü kör olsun!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI