Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyasi risk almadan mesele çözülmez (3)

AKP “Kürt açılımı”nı yönetemiyor!

Neden? 1) “Bebek” mayıs ayında kucağına düşene dek hiçbir ciddi hazırlığı yoktu. Mayıs ayında “tarihi fırsat” yakalayan Türkiye’de, AKP bu tarihten sadece 1 ay önce, 29 Mart seçimlerini Güneydoğu’da DTP’ye karşı “Ya sev, ya git!” stratejisi üzerine oturtmuştu. Aklı evvel İslamcılar Güneydoğu’da “ümmetçilik” yaparak AKP’ye oy kazandıracaklarına Erdoğan’ı inandırmışlardı.

2) Meselenin çözümü için topluma yön verecek herhangi bir programı olmayan AKP’nin herhangi bir stratejisi de yoktu. Örneğin, bu kadar hassas bir konuda ne Cumhurbaşkanı, ne de Başbakan muhalefet indinde “mesele” kamuya yansımadan önce bir altyapı oluşturmak için gayret gösterdiler. Başbakan DTP ile de ancak mecbur kalınca görüştü.

3) Hükümet süreci sadece taktik geliştirerek çözme gayreti için girdi. “Nasılsa kervan yolda düzülür” psikolojisi ile AKP Apo 15 Ağustos’ta “yol haritası” açıklamadan yola çıkmak istedi.

İçişleri Bakanı çeşitli gruplar ile görüşerek sözüm ona “öneriler” topladı.

4) Apo yol almadanyola çıkmanın dışında bir diğer amaç ise mümkün olduğunca “taraftar kazanarak” siyasal riski asgariye indirmekti.

* * *

Ancak, “top çevirme” taktiği giderek ters tepmeye başladı.

1) Açılım elde bir yol haritası olmadan genel müzakereye açılınca; hali ile herkes bir şey söylemeye başladı. Genel görünüm “ağzı olan konuşuyor” havasına büründü.

AKP “açılıma” liderlik etmeyi bir kenara bırakın, “savunma yapma” durumuna düştü.

2) Üstüne üstlük, iki vahim hata ile kendi kalesine kendi eli ile iki gol birden attı.

a) MGK toplantısında “İçişleri Bakanı’nın görüşmelere devam etmesini tavsiye etme” kararı alınınca bu karar AKP’liler tarafından “açılım devlet politikası” oldu sözleri ile kamuoyuna yansıtıldı. TSK büyük zora girdi. CHP ve MHP TSK’yı topa tuttu.

Sonunda TSK “25 Ağustos açılımını” yapmak zorunda kaldı.

b) Akıl denen melekeden zerre kadar nasibini almamış “Bekir Bozdağ açılımı” da DTP’yi AKP’nin tekrar karşısına itti. Herhalde, “Dimyat’a pirince giderken (MHP’yi vurmaya çalışırken) evdeki bulgurdan olmak (TBMM’deki tek ve en önemli müttefik DTP ile arayı tekrar açmak)” bu olsa gerek.

Şimdi AKP her zamankinden yalnız. Bırakın CHP ve MHP ile yakınlaşmayı, “Kürt meselesi”nde en sessiz dönemini yaşayan TSK’yı sonunda “konuşturdu”. Yetmedi, PKK ve Apo ile müzakereleri üzerinden yürüteceği DTP ile de “güvensizlik” ortamına yeniden döndü.

* * *

Peki iş işten geçti mi? Hayır!

Eğer, AKP liderliğinde mangal gibi yürek varsa iş işten geçmedi.

Artık ortada “iki ana açılım” tarafı var:

Bir taraf ekonomik, sosyal ve kültürel açılıma “evet” ama siyasi açılıma “hayır” diyor. (Kabaca CHP, MHP ve sonunda maalesef açık görüş beyan eden TSK.)

Diğer taraf da illa ki siyasi açılım da şart diyor. (DTP, PKK, Apo) AKP ise iki arada bir derede!

Artık açıkça “Adım Hıdır elimden gelen budur” deme mecburiyeti çok ağır basıyor.

AKP ortaya öyle bir öneriler manzumesi koymalı ki her iki taraf da ne tamamen tatmin olmalı, ne de önerileri kökten reddedebilmeli. İki taraf da öneriler manzumesini tartışmaktan ve üzerinde pazarlık etmekten kaçamamalı. Lider zor günde belli olur.

İşte deve, işte hendek!

X