Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyasi kirliliğin bedeli...

Muharrem SARIKAYA

Her seçimde yaşananlar, daha seçimlere üç ay varken bugünden ortaya çıkıyor. Hemen her ilde olduğu gibi, Ankara'nın da birçok semti aynı durumda.

Partilerin ilçe merkezlerinin yan yana olduğu Yenimahalle İvedik Caddesi bayrak, flema ve poster kirliliğinden geçilmiyor.

Havaalanından şehre girişte de durum farklı değil...

Pursaklar İlçesi'nin girişinde partilerin flamaları, bayrakları ve posterleri birbirine karışmış...

Kirliliği yaratanlar ise, geçen seçimde yasaya ‘‘Bu kirliliği yaratmayalım, çevreyi koruyalım, bayrak ve flema asılmasını yasaklayalım’’ diyerek madde koyduran partilerden başkası değil...

Naylon bayrak, flema, poster asmak, afişleme yapmak partilere ne kazandırıyor?..

* * *

Yıllardır değişik siyasi partilerin seçim kampanyalarını yürüten Erol Özkoray'a göre, ‘‘hiçbir şey’’...

Özkoray, sadece kirlilik yarattığını belirterek şöyle diyor:

‘‘O bölgedeki teşkilat biz de burada varız demek için kirlilik yaratıyor. Kirlilik bir yana harcanan paraya yazık...’’

Diğer partilerin seçim kampanyalarını yürüten şirketlerin görüşü de Özkoray'dan farklı değil.

Bir seçim bittikten sonra, yenisi başlayacakmış gibi çalışmayan teşkilat, seçim dönemi yaklaştığında kirliliği de beraberinde taşıyor.

* * *

Peki, bu iş Batı'da nasıl yapılıyor?

Öncelikle adaylar tepeden inme gelmiyor.

Adayların birçoğu ilçe ve il teşkilatında eğitiliyor. Ardından belediyelerde görev alıyor.

Burada yetiştikten sonra aday gösteriliyor.

Veya bir diğer yöntem olarak adaylığı düşünen kişi siyasi iletişimcilerle uzun süre çalışıyor.

Buna en iyi örnek olarak İngiltere Başbakanı Tony Blair gösteriliyor...

Blair seçim kampanyasını başlatmadan önce üç yıl boyunca siyasi iletişimcilerle çalışıyor. Ardından seçime giriyor.

Batı'da propaganda bununla da kalmıyor.

Seçime giden bir parti, neyi, nerede, nasıl, hangi projeyle ve finansmanını nereden sağlayıp gerçekleştireceğini anlatıyor.

Seçim dönemine gelindiğinde ise üç grup birlikte çalışıyor; reklam şirketi, siyasi iletişimci ve sosyal bilimci, kampanya menajeri...

* * *

Türkiye'de ise seçim kampanyaları biraz daha farklı yürüyor.

Özellikle son yıllarda merkez partiler yabancı ajanslarla anlaşmasına karşın, hemen hepsinin propaganda yöntemi sonuçta yine aynı oluyor.

Lider ve partiler birer ürün olarak görülüyor. Propaganda da bunun üzerinden yürütülüyor.

Rengi, tadı, ambalajı ve faydası üzerine kurulu deterjan, ketçap veya yoğurt tanıtımında rastlanan dört unsur, siyasi adaylar için de geçerli oluyor.

Kamu iletişim alanı bir kenara bırakıldığı için kararsız seçmen sayısı da bununla orantılı olarak her seçimde bir kat daha artış gösteriyor.

Buna bir de son iki seçimde, iki merkez sağ partinin yaptığı gibi negatif, saldırgan propaganda eklenince kararsız seçmene, çok parçalı parlamento ekleniyor.

Sonuçta kirliliği ve yarattığı istikrarsızlığı ile bugün Türkiye'de uygulanan seçim propagandası yine dönüp dolaşıp vatandaşı vuruyor.



X