Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyasetten beklenilen hizmet ve ortak mutluluktur

Siyasete girenler, güç sahibi olmayı amaçlar. Bazıları için “güçlü olmak” nihai beklentidir. Güçlü olma beklentisinin ötesinde gerçekleştirmeyi hedef aldıkları hayalleri (veya vizyonu) olanlar, siyaset galerisinde büyürler, isimleri kalıcı olur.

Siyasete girenlerden ise toplum “hizmet” bekler. Nihai beklenti ise “mutluluk”tur.

Bu açıdan bakıldığında hizmet de, mutluluk da, kişilere ve sosyal kesimlere göre değişik anlamlar taşıyan göreceli kavramlardır. Örneğin Nazım Hikmet 1938’de Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevi’nde yazdığı “Bugün Pazar” şiirinde mutluluğu (şiirde bahtiyarlık diye geçiyor) şöyle anlatmış.

“Bugün pazar.

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.

Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi

bu kadar geniş olduğuna şaşarak

kımıldanmadan durdum.

Sonra saygıyla toprağa oturdum

dayadım sırtımı duvara.

Bu anda ne düşmek dalgalara,

bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.

Toprak, güneş ve ben.

Bahtiyarım.”

Bir tutuklunun hücresinden cezaevinin bahçesine çıkması da, aç bir insanın bir lokma ekmeğe kavuşması da, bir holding patronunun karlılığını iki katına çıkartması da, mutluluğu getirir. Akşam sofra başında toplanan arkadaşların “En kötü günümüz bugün gibi olsun” diyerek kadeh tokuşturmaları da mutluğun ifadesi değil midir?

 

Mutluluk ümidi

 

Siyasetten ve siyasetçiden beklenen, bu farklı mutlulukların ortak çizgisinin bireylerin yaşamlarına yansımasıdır. En azından, değişik içeriklerle mutlu olmak ümidinin, o ülke insanlarında bulunmasıdır. Siyasi istikrar korunduğuna, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında bulunduğuna, “fırsat eşitliği”nin var olduğuna dönük inanç yaygınlaştığı oranda, mutlu olmayanlar da bir gün mutlu olacakları ümidini taşırlar.

İşte bu tabloyu gerçekleştiren siyasi partiler seçimlerde zafer kazanır.

Bunca zorluğa, işsizliğe ve sorunlara rağmen AK Parti’nin böylesine yüksek oranda oy almasının nedeni de, herhalde toplumda bu “ümit” faktörünün bulunmasıdır.

Seçmenler “rejim kavgası” vaat ederek gergin mesajları verenlere fırsat tanımamıştır. AK Parti iktidarı dönemindeki hizmetler devam ettiği takdirde, mutluluğun daha geniş kitleler için var olabileceği ümidine verilmiştir oylar. Güneydoğu insanı da, bölücü kavgalara değil, birleştirici heyecanlara dönük ümitlerini sandığa yansıtmıştır.

 

Devlet ve siyaset

 

Öncelikle AK parti iktidarı bu tabloyu bozmaktan kaçınmalı ve asla gerginliklerin ve kavgaların kaynağı olmamalıdır. Yeniden iktidar olmak, AK Parti’yi toplumun beklentilerine yabancılaştırmamalıdır. İktidar gücü, hizmete ve toplumsal mutluluğa dönük olarak kullanılmalıdır.

Başta Cumhurbaşkanı Sezer olmak üzere, devlet adına siyasete müdahale edebilen kişi ve kurumlar da, toplumsal beklentiye karşı saygılı davranmalıdır. Halk huzuru, istikrarı ve yarınına güvenmeyi beklerken, kimse “devlet” adına bu beklentiyi görmezden gelmemelidir.

Bu coğrafyada demokrasiyi yaşatabilen ender ülkelerden biri olmanın ayrıcalığını, bütün kurumlar artık hissetmelidir. Ülkenin bütünlüğünün güvencesinin , “sivil ve çoğulcu” demokrasi olduğunu herkes bilmelidir.

Kendilerini halkın üstünde ve dışında gören “sözde seçkinler” ise, ağızlarını açıp konuşmadan önce iki kez yutkunmalıdırlar. Neticede hepimiz bu uçağın yolcularıyız.

ŞAKA

Kömür yerine benzin dağıtamazlar mıydı?

Piyasa uzmanları, önümüzdeki dönemde kömür fiyatlarının düşerek dibe vuracağı öngörüsünü seslendiriyor.

AK Parti’nin seçmene kömür dağıtarak seçimi kazandığı varsayımına dayandırılan bu öngörünün sahipleri, “Havalar böyle sıcak giderse, kömürleri alıp AK Parti’ye oy veren16 milyon seçmen, bunları satışa çıkartarak fiyatları düşürecektir” diyorlar.

Bir bölüm piyasa uzmanı da “Keşke AK Parti seçmene kömür dağıtacağına benzin ve mazot dağıtsaydı, hiç olmazsa taşıma maliyetlerine bu yansır ve enflasyon rakamı inerdi” demekte.

 Aynada gördüklerine kızmalılar

Dış basında yer “Türk seçmeni laiklere ders” verdi içerikli yorumlara karşı tepki gösterenlerin, bu yorumların kaynağının kendileri olduğunu bilmeleri gerekir. Demokratik rekabeti bir rejim kavgası ve bir genel seçimi ölüm-kalım meselesi gibi sunan yerli aymazlar, doğal olarak dış basını da etkilediler.

Amerikan Neo-con’ları ile aynı telden çalan “cumhuriyet muhafızları”, dış basını önce Cumhuriyet Mitinglerinin Türk seçmenini temsil ettiğine inandırmamışlar mıydı? Bunların yayınları ile Türkiye’de her an bir askeri darbe olması ihtimali de, dış basında sık sık yer almamış mıydı?

Dileriz bundan sonra bu aymazlar sayı ile kendilerine gelirler ve dış basına tepki gösterecek yerde, ayna karşısına geçip gördüklerine tepki gösterirler.

X