Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyasetin en yoğun gününde siyaset yasaklanmıştı

Orhan Pamuk “İstanbul” kitabında Pamuk Ailesi’nin 5 katını paylaştığı “Pamuk Apartmanı”nın katlarındaki eşyaları anlatır.

Her katta hiç çalınmayan piyanolar, içlerinde Çin porselenlerinin ve abur cubur eşyanın sıralandığı kapakları kilitli vitrinler, üzerlerinde kimsenin yazı yazmadığı sedef kakmalı yazı masaları, raflarında kimsenin okumadığı eski tıp kitapları dizili kitaplıklar vardır.

Dünkü Radikal’de de Nur Çintay A. da, Hello dergisinin dekorasyon bölümünde yer alan fotoğraflardaki ünlülerin “kitapsız kitaplıklar”ına takılmıştı. Yazısının sonunda şunu soruyordu:

- Bir kütüphane kaç kitap alır? Peki kaç nazar boncuğu, kaç biblo, kaç fil taşır?

Bu satırları yazdığım sırada seçim sonuçları belli değildi. “Siyaset yasağı” olduğu için de, siyasetin en somut biçimde sandığa yansıdığı sırada, gazetelerde de, televizyonlarda da siyaset yoktu.

Seçim günü siyaseti yasaklamak, kimin aklına gelmiş acaba?

Yılın her günü, her saat siyaset yap ve konuş. Seçim günü siyaseti (veya propagandayı) yasakla.

 

Büyük çelişki

 

Bir anda sosyo-politik yapı, Orhan Pamuk’un hiç çalınmayan piyanoları veya Nur Çintay A.’nın kitapsız kitaplıkları gibi oluversin.

Acaba senenin 364 günü önüne gelen tarafından aldatıldığına inanılan “zırcahil halk”ı, hiç olmazsa bir gün korumak mı amaçlanmış bu yasakla?

Bu durumda siyaseti yorumlamak gibi bir görevinizvarsa, “Yaşasın demokrasi” deyip, partiler üstü sakız çiğnersiniz köşenizde. Oysa “partili” olmanın en somut biçimde yaşandığı gün okunacaktır bu yazınız.

Şimdi bu satırları sizler okurken, kimin ne kadar oy aldığı, kimin geçip kimin kaldığı belli olmuş durumda.

Bazılarımız acaba sonuçlara bakıp, “Halk geldi, vatandaşın oyunun değeri kalmadı” mı diye düşünüyor olacağız?

Ya da bazılarımız “Keşke şu tatilciler oy vermek için kentlerine dönmeselerdi. Belli ki bunların tümü istenildiği gibi oy kullanmamışlar” mı diyeceğiz?

Belki de bazılarımız, geçen zamanın ertesinde “Bu partiye oy vereceğime elim kırılsaydı” diye insafsız öz eleştiriler yapmaya başlayacağız.

Aşırı partizan fanatiklerin dışında kalan büyük çoğunluk ise, ülkenin iyi yönetilmesini, seçimi kim kazanırsa kazansın partizanlık yapılmamasını, demokrasinin vazgeçilmezleri olan “uzlaşma” ve “diyalog” öğelerinin hep ön planda tutulmasını bekleyecek.

 

Yanlışlamak

 

Ama bir de kampanya süresince gözlerine uyku girmeyen, şehirden şehre, meydandan meydana koşuşan, bağırmaktan sesleri kısılan liderlerin beklentilerini düşünün.

Ya kazanamadılarsa?

Ya harcanılan bütün emekler sandıkta boğulduysa?

Bırakın başbakan olmak hedefini, ya partinin başında kalabilmek bile sallantılı hale geldiyse?

Böyle durumlarda herhalde ya “Keşke bu seçim zamanında, Kasım’da yapılsaydı” denilecektir… Ya da “Keşke kampanyada başka türlü söylemleri seslendirseydim” diye iç geçirilecektir.

Bulgaristanlı Türklerden tanıdığım bir şoför vardı. Türkçesi de kendine özgüydü, yeni kelimeler üretir, özneleri ve sıfatları fiileştirirdi. Örneğin gitmek istediği adresi bulamayıp, başka yollara saptığı zaman “Yine yanlışladık te be” diye kendi kendine tepki koyardı.

Bu seçimde de yanlışlayan liderler tabii ki olacak. Herkes aynı anda birinci olamaz ki.

 ŞAKA

 Ekran aynı ama alıcı farklı…

Sabah’ın ekonomi sayfasında yer alan Sinan Özedincik’in haberine göre, tanesi 75 bin dolar olan 190 ekran altın kaplama plazma televizyonlardan 12 tane satılmış. Bu yaz başında da 20 kişi daha sipariş vermiş.

Merak etmiyor musunuz.? Bu televizyonların ekranlarında da bizim izlediğimiz görüntüler yok mu?

Bunları alanlar, bari çerçeveleri altın kaplı aynalara da baksalar ara sıra.

 Ailenin huzuru siyasetten önemlidir

Siyasetin yoğun biçimde yaşandığı bir aileden geliyorum. Babam Cemil Sait Barlas, CHP adayı olarak girdiği 1950 sonrası tüm seçimlerde kaybetmişti. 1952 ara seçimlerinde Denizli’de bir kaza geçirdi, eve kolu kırık döndü. 1957 seçimleri ertesinde de tutuklandı.

Evde hepimiz seçim kaybedilmesine alışmıştık. Oylama bitip sayımlar başlayınca, annem babama sakinleştirici bir hap verirdi. Böylece yenilgi haberi gülümseyerek karşılanırdı.

En önemlisi de seçim yenilgisi aile yaşamına huzursuzluk ve mutsuzluk biçiminde yansıtılmazdı. “İç kale”nin surları siyasal konjonktürün dalgalanmalarının şiddeti ne olursa olsun, sağlam dururlardı.

Siyasetçisi olan tüm ailelere yenilgiyi de zarif biçimde karşılamalarını öneririm.

X