Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyaset terminatör gibi

DAHA TBMM açılmadan siyasiler birbirlerini kıyasıya eleştirmeye başladı.

Sorunlar derinleştikçe çözüm yerine saldırıların tonu keskinleşiyor.

İktidarın herhangi bir sorunla ilgili söyleminin “Ben bu sorunu şu noktada aldım, şu kadar iyileştirme oldu, şu noktaya geldi” yerine, sorumluğu medyaya, muhalefet partilerine, bir meslek grubuna veya toplumun bir kesimine yükleyen sert ifadelere dönüşmesi de bunun önemli göstergesi.

İktidarın bu tavrı, aslında çözümde ilerleme olmadığının kabullenişidir.

Buradaki temel yanlış, iktidarın o sorunun bir partinin tek başına üstesinden geleceği aşamadan çıktığını kabullenememesidir.

Oysa, terör ve dış politikadaki çıkmazlar, bir iç uzlaşmayı ve TBMM’yi çatışma alanı olmaktan çıkarıp çözüm zeminine dönüştürmeyi yaşamsal kıldı.

Oysa siyaset, bunun yerine çözüm önerilerine terminatör kıyımı uyguluyor.

Sınır tanımazlığı perçinleme

Girilen bütün bu çıkmazlara karşın iktidar, “Güç, söz, irade bende. Siz aklınızı kendinize saklayın” anlayışını kural haline getiriyor.

İktidar içindeki “Bunu neden yapıyoruz” sesleri de, “Bizde ulema çok” karşılığının içinde bastırılıyor, eritiliyor, duyulmaz kılınıyor.

Belki de o ‘ulema’nın çok bilmişliği sonucu, Başbakan Erdoğan, CHP’nin Suriye ile ilgili iyi niyetli önerilerini aynı iyi niyetle yanıtlamak yerine, ‘ahlakınız eksikten’ girip, ‘Baasçısınız’dan çıkmayı yeğliyor.

Kim ki kendilerinden farklı bir öneri getiriyor, hemen saldırıya geçen iktidarın sözcülerinin suçlama terminolojisi, Ergenekonculuktan asker yanlılığına, postal yalayıcılığından darbeciliğe kadar uzanabiliyor.

Bu anlayış öyle bir ilerleme gösterdi ki kendilerinden biri, TBMM Başkanı Cemil Çiçek de iyi niyetli girişimi karşısında benzer tarzda tepkiyi alıyor.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Çiçek’in açıkladığı Teröre Karşı Ulusal Mutabakat Metni’ni ‘muhtıra’ diye adlandırması, kendi ifadesiyle ‘dili çok iyi kullanan biri’ için kesinlikle sıradan görülecek bir yaklaşım kabul edilemez.

O nedenle sonradan, “Bunu sivil manada kullandım” deyip, “Darbe denince esas duruşa geçenler, bunu anlayamaz” temelinde karşı saldırıya geçmesi belki kendisine ikna edici gelmiş olabilir, ama gerçeği değiştiremez.

Arınç’ın ‘muhtıra’ nitelemesinin Çiçek’e bir mesaj olup olmadığını veya nasıl bir mesaj içerdiğini belki önümüzdeki süreçte göreceğiz, ama bu açıklama, iktidarın sorunlar derinleştikçe birilerini suçlama yoluna başvurmasında sınır tanımadığını perçinlemekten öteye gitmedi.

CHP ‘Varım’ diyebilir

Durum sadece iktidar açısından böyle değil ki, muhalefet de aynı yolda.

Devlet Bahçeli’nin, Kılıçdaroğlu’nun görüşme talep etmesine dahi fırsat kalmadan, “Bana gelme” demesini de ayrı kefeye koyma olanağı yok.

Kürt sorununa çözüm için öne çıkan, elini taşın altına koymaya hazır olduğunu söyleyen CHP’nin, görüşlerine katılıp katılmamak bir yana Çiçek’in girişimine daha baştan ‘kestir at’ tavrı koyması nasıl açıklanır ki?

Erdoğan’ın, Kürt sorunu temelinde, “Diğer partiler yoksa gelin iki parti olarak çalışalım” önerisine henüz yanıt verilmemiş olması da açıklanamaz.

Süreç daha fazla sıkıntıya girmeden, siyaset kurumu TBMM’nin yeni dönemini kavga yerine çözüm odaklı bir çalışma ile tamamlamak zorunda.

Bu çerçevede, umalım iktidar söylemini yumuşatsın, CHP de MHP ile ilgili girişimini bir an önce tamamlayıp, Erdoğan’a bir yanıt versin.

Doğrusu ben CHP’nin, iki partili çalışmaya da ‘Evet’ diyeceğini düşünüyorum. İktidar da samimi davranıp terörle ilgili tüm bilgileri CHP’yle paylaşırsa güçlü umutlar yeşerebilir, çünkü AKP-CHP uzlaşması çözüme en büyük kanıt olur.

X