Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyaset, ama nasıl?

Türkiye, hain terörün pusularıyla şehit düşen önce 17, ardından da 5 evladının arkasından gözyaşı döküyor. Yürekler yanıyor, ocaklar sönüyor. Ve “Mekânları cennet olsun!” diyerek ıslak gözlerimizi silmenin ötesinde bir şey yapamıyoruz.

Türkiye gerekli tepkiyi vaktinde, gerekli eylemi de yeterince koyamayan bir ülke oldu.

 

Devletin adı, tarihi, gelenekleri büyük ama subaşlarında, bu ülkeyi taşıyacak devlet adamları olmadığı için isim ve tarih derde deva olmuyor.

 

Türkiye, siyasete girmeyen bilim ve fikir adamlarının yazıp çizdikleriyle düzlüğe çıkamaz.

 

Türkiye, sadece sağduyulu bir kitleye sahip olmakla da kurtulamaz. Sağduyulu kitle, siyaset yoluyla ülkenin kaderine yön verme yeterliliğinde olanların siyasete girmeleri halinde bir anlam ifade eder. Bunun içindir ki, sağduyulu halk yanında, bilinç üreten bilim ve fikir insanlarının, aydınların siyasete katılmaları gerekiyor.

 

Türkiye'de sessiz ve derinden, ama çok bilinçli ve kararlı bir 'Cumhuriyeti ve bağımsızlığı tahrip hareketi' yürütülmektedir. Siyaset dinciliği bu hareketin temel aracı ve öncü kuvveti halinde, Çanakkale'de ve Kurtuluş Savaşı'nda yenik düşen İslam düşmanları tarafından kullanılmaktadır.

 

Dine kayıtsız kalmayı ve meydanı dinci talana bırakmayı laiklik sanan solcu ve sözde laik aymazlık ise bu karşı devrime hayal bile edemeyeceği bir güç kazandırmaktadır.

 

Türkiye, hıyanetle gafletin esrarlı beraberliğiyle eritilmekte, çürütülmekte, bitirilmektedir.

 

Bu namert süreci, tarihin ve Tanrı'nın önünde etkisiz kılmak için, bir büyük siyasal seferberliğe muhtacız. Bu, basit bir particilik olmayacaktır. Bir büyük iman ve dava hamlesi olacaktır. Bir büyük halk seferberliği olacaktır.

 

Her şeyi birilerinden, özellikle 'rap rap' seslerinden beklemeye alışmış kitlelerin artık acıyı ta iliklerinde duymaları ve can havliyle işe el koymaları gerekiyor.

 

Türkiye bir namus kavgasının içine itildiğinin artık farkına varmalıdır. Kavga, üç zeytin bir yumurta kavgası değildir; kavga ar-namus, şeref-haysiyet kavgasıdır.

 

Bu kavgayı tanımlamada en etkili ifadeleri yine halkımızdan dinlemekteyim. Bir Anadolu çocuğu durumu şöyle dile getiriyor:

 

"Türkiye artık ana-avrat kavgası verilecek bir bâdirenin içine itilmiş bulunmaktadır."

 

Bu ülkeyi sevenlerin, bu ülkenin yarınları ile evlatlarının yarınlarını birlikte düşünenlerin, gelinen noktayı, acının derinliğini artık kavramaları gerekir.

 

Bugünkü Türkiye'de siyaset işte, bu bilinç ve bu ıstırapla yapılmalıdır. Siyaset, eğer böyle yapılırsa Türkiye'yi düzlüğe çıkarır. Particilik oyunlarıyla düzlüğe çıkamayız.

 

Seferberlik siyasetine muhtacız. Caka satma, yiyip içip sızma, kamu nimet ambarının altında yeni bir delik açma siyasetleriyle onur ve geleceğimizi kurtaramayız.

 

Kısacası, bu ülkenin kaderini canının, ırzının, namusunun kaderi bilen millet evlatlarının sadede gelmeleri vaktidir. Bağımsızlığımız tartışılıyor, topraklarımızın en seçkin kısımları (su kıyıları, stratejik alanlar) yabancılara satılıyor. Didim gibi bir küçük kasabada sadece İngilizlerin satın aldığı mülk sayısı 17 bin. Daha şimdiden mahallelerine İngiliz asıllı muhtar

İstiyorlar.

 

Yarın neler isteyeceklerini tahmin etmek zor değil.

 

Deniz Feneri dinci soygununu uzaktan seyreden iktidar, yabancıları memnun eden her şeyden memnun. Onu rahatsız eden tek şey, Atatürk mirası. Şaşırtıcı bir yanı yok bunun. İktidarın başındaki zat, “Türkiye’nin son yetmiş yılı boşa harcanmıştır”, yani Cumhuriyet dönemi boşa harcanmış yıllardır diyerek ‘kariyer’ yapan kişidir.

 

Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak siyaset üreteceklerin bu gerçeği bilerek iş koyulmaları gerekir.

 

 

 

 

 

X