Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Siyasal İslam borsada çakıldı. Peki ne yapmalı?

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    13.07.2013 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Fikirlerin serbest piyasasında siyasal İslam hisseleri bu hafta fena çakıldı. Adeviye'ye Kazlıçeşme, Tahrir'e Taksim muamelesi yaptıkça Ankara kaybeder.

    "Katar ve Türkiye'nin destekleyip teşvik ettiği ideolojinin bir darbe yediği çok açık. Eğer siyasal İslam bir şirket hissesi olsaydı, son bir haftada dramatik bir değer kaybı yaşamış olurdu."

    Bu sözler New York Times'a ismini vermemek kaydıyla konuşan bir Arap yetkiliye ait.

    Mısır'daki darbeyle birlikte Ortadoğu'da Arap Baharı saatinin yeniden ayarlandığı, büyük oyunda kartların yeniden dağıtıldığı söyleniyor.

    Darbenin zamanlaması çok kritikti. Nitekim birkaç gün arayla:

    1) Katar'da (kimilerine göre gizli bir saray darbesiyle) Emir değişti. Yeni emir, eskisi kadar "aktivist" bir dış politikayı desteklemiyor.

    2) Suriye muhalefeti yeni liderini seçti. Seçimde Suudi Arabistan'ın dediği oldu. ABD'nin itirazlarına rağmen Suriyeli radikal muhaliflere ağır silah gönderen Katar kenara itildi. "Katar'ın adamı" denilen Hasan Hitto muhaliflerin geçici başbakanlığından istifa etti.

    3) Irak'ta merkezi hükümet ile Kürt özerk yönetimi uzlaştı. Nuri el Maliki ile Mesud Barzani iki yıl sonra el sıkıştı.

    Türkiye'de de sokak protestolarıyla siyasi ve ekonomik istikrarın darbe yediği bir dönemde tüm bu gelişmelerin üst üste gelmesi gerçekten ilginç.

    Tesadüf müdür, yoksa perde arkasında sağlanan bir eşzamanlılık mı söz konusu, bunun cevabını tarih verecek.

    Fakat Arap Baharı sonrası Mısır'da iktidara gelen Müslüman Kardeşler'e en büyük yatırımı yapan Katar ve Türkiye'nin bu süreçte ciddi bir kayba uğradığı şüphe götürmüyor.

    * * *

    Türkiye, Arap Baharı süresince çifte standartlı bir dış siyaset izledi.

    Mısır ve Libya'daki isyanın ilk günlerinde Ankara'nın muhalifleri desteklemek için ABD'yi bekleyerek sergilediği ikircikli tutum, bu ülkelerdeki demokratların tepkisini çekmişti.

    Ardından, bu kez geç kalmış olmanın yarattığı duygusallıkla bir başka dengesiz politikaya sürüklenildi ve bu ülkelerdeki "ılımlı İslamcılar'a" açık çek verildi. 

    Mısır'daki son darbede ise Ankara demokrasiye hiç zaman kaybetmeden verdiği destekle alkışı hak etti.

    Buna karşın Katar gibi, Ankara'nın dış politikasında da aşırılıklar gözlenmeye devam ediyor.

    Darbenin kınanması ve demokrasiye dönüş çağrısı yerinde olsa da, Ankara'nın yeni yönetimle köprüleri tamamen yakacak ifadelerden kaçınması gerekirdi.

    Bunun yerine, darbeyi kınama açıklamalarında Mısır halkı yerine, "Mursicilik" ön plana çıkarıldı.

    Ankara, "Adeviye Meydanı'nı kimse görmüyor" diye isyan ederken aslında Tahrir'i görmezden geldiğinin farkında bile değildi.

    Türkiye ile Mısır arasında en ufak bir benzerlik bulunmamasına karşın, Adeviye'ye Kazlıçeşme muamelesi yapanlar, Tahrir'i Taksim gibi görüp kaale almadı.

    Mübarek sonrası dönemde de benzer bir yanlış yapılmıştı.

    Ankara'nın, kendi çıkarlarına (Suriye, Gazze vb.) hizmet ettiği müddetçe Mursi'nin hatalarını hep hoş gördüğünü belirten Mısırlı yazar Nirvana Mahmud, "Türkler onu tersten bir Kavalalı Mehmed Ali Paşa gibi gördü" diyor.

    Nitekim Mısır Dışişleri Bakanlığı bu süreçte sadece üç ülkeyi kınadı: Türkiye, Tunus ve İran.

    Tüm dünya reel politik çıkarların gereği olarak "darbe" sözünü kullanmazken, farklı nedenlerle bu üç ülke "darbeyi" ısrarla ve sert bir dille kınamıştı.

    Oysa aynı Mısır'ın generalleri, Müslüman Kardeşler'in hâmisi Katar ile aşırı dinci Selefilerin patronu Suudi Arabistan'ı kınama gereği duymadılar.

    Neden duysunlar ki?

    Katar ve Suudi Arabistan, darbecileri kutlayan ilk ülkelerdendi!

    * * *

    Sonuçta, Mısır'da Mursi'nin icraatları, Ankara'da mevcut hükümetin tercihleri ve Katar'da El Tâni yönetiminin attığı adımlar, "siyasal İslam'ın dünya borsasında nasıl çakıldığını" bölgede tartışmaya açtı.

    Mursi'nin seçim meşruiyetini çoğunluk diktasına çeviren katı tutumu, siyasal İslam'ın demokratik potansiyelini şaibeli hale getirdi.

    Katar ve Suudi Arabistan'ın dış politikada yeni konjonktüre uyum sağlamayı, büsbütün omurgasız bir tutuma dönüştürmesi, siyasal İslamcıların tutarlılıklarını ve ahde vefasını sorgulattı.

    Ankara'nın son tavırları ise adeta Mursi ve Katar/Suudi Arabistan tarafından yapılan hataların bir potpurisi gibiydi:

    Bu tavırlar ve alınan pozisyonlar, siyasal İslam'ın kaç yıl iktidarda kalmış olursa olsun devlet geleneğinden nasıl kopuk, nasıl dağınık çeşitlemeler sunabileceğini ve bir "tek adam iktidarına" dönüşmeye ne kadar yatkın olduğunu gösterdi.

    Sonuçta, komşularla sıfır sorundan, sorunsuz sıfır komşuya evrilen dış politikamız, Mısır'da Mursi ile teselli bulmuş, bu tek bölgesel müttefiğine sarılmıştı.

    Şimdi bu rüya da bittiğine göre, belki hataları kabul edip reel politiğin soğuk gerçekliğine dönme, daha serinkanlı değerlendirmeler yapma ve Türk dış politikasının yüzlerce yıllık gelenekle oluşmuş aslına rücû etme vaktidir.

    İzolasyonist değil; ama tarafsız, dengeli ve barışçı bir dış politikaya geçilirse, bu mümkün...


    - Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Şefi Emre KIZILKAYA’nın iletişim bilgileri ve bloguna www.emrekizilkaya.com adresinden ulaşılabilir. Ayrıca: http://www.twitter.com/ekizilkaya

    Etiketler: son dakika
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı