Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Sivil vesayet’in ağababasını liberaller neden konuşmaz?

TÜRKİYE’de demokrasi ve sivil siyasetin üzerinde bir asker vesayeti olduğunu artık tartışmıyoruz bile. Bu vesayetin olmasını sağlayan hukuki temeller de var, psikolojik temeller de.

Şimdilik psikolojik temelleri ortadan kaldırmaya çalışıyor Türkiye. Umarım bir gün sıra hukuki temellere de gelecek ama peşinen söyleyeyim kısa dönem için hiç de ümitli değilim.
Ne olursa olsun, asker vesayetinin varlığının konuşulması bile demokratik bir ilerleme kabul edilebilir belki.
Böyle diyen de çok, ‘Bak bir kapı açıldı, sabırlı olalım diğer şeylerin de zamanı gelecek’ diye düşünen, bunu yazan çok var.
Geçmişe göre, daha iyi bir demokrasiyi kabul eden, göreli iyileşmeden sevinenler var.
* * *
Yanlış anlaşılmasın ben de seviniyorum demokrasi ilerledikçe ama azıyla yetinmek, ‘Henüz vakti gelmedi’ diye önümdeki tabağın fazlasıyla boş olmasına tahammül etmek de istemiyorum.
Demokrasi, öyle keşfedilmesi acayip zor bir şeyin adı değil. Kuralları alt yapısı, getirileri, götürüleri belli bir yaşam biçimi.
Türkiye’de askeri vesayetin konuşulması, dediğim gibi evet güzel ama yetmez. Çünkü demokrasi üzerinde, halkın seçilmiş yöneticilerinin iradesi üzerindeki yegane vesayet askerden kaynaklanmıyor.
Bir de sivil vesayet var, Ankara’daki hükümetlerin ülkenin bütün yerel demokrasisi üzerindeki vesayeti bu.
Evet, valilerden ve valiler eliyle yürütülen korkunç baskıcı rejimden söz ediyorum.
Siz şehrinize belediye başkanı seçiyorsunuz, belediye meclisi seçiyorsunuz ama Ankara bütün bunların tepesine Ankara’dan birini tayin yoluyla gönderiyor. O tayinle gelen kişinin izni olmadan sizin seçilmiş belediye başkanınız şehir dışına bile çıkamıyor, sizin belediye meclisiniz şehrinizle ilgili kararlar alıyor ama esas kritik bütün kararlar valinin başkanlığındaki il genel meclisinin onayına sunuluyor.
* * *
Ankara o belediyeyi ve işlerini sevmiyorsa, mesela başkan farklı bir partidense, o şehrin başına tuhaf işler gelmeye başlıyor, Ankara para musluğunu elinde tuttuğu için belediyeyi maaş ödeyemez hale düşürebiliyor, bir sürü başka engel çıkarabiliyor.
Demokratik yolla seçilmiş yöneticilerin üzerindeki bu vesayet, Türkiye’de demokrasi üzerindeki en büyük, en güçlü, en köklü vesayet aslında. Ama bunu konuşmuyoruz bile.

Valiye ne gerek var?

BİR düşünün: Bir şehirde Ankara’dan atanmış valiye emanet edilebilen ama o şehrin insanlarınca seçilmiş belediye başkanına emanet edilemeyen ne gibi bir iş olabilir?
Valinin yapabildiği ama belediye başkanının yapamayacağı ne olabilir?
Şehirlerin emniyet müdürleri, savcıları, hakimleri neden Ankara’dan atanır?
Mahallemdeki okulun öğretmeninin ataması neden Ankara’da yapılır?
Ön yargılarınızdan bir an için sıyrılıp bu sorulara cevap bulmaya çalışın.

Yerel demokrasi yoksa genel demokrasi de olmaz zaten

AMERİKALILARIN politika hakkında çok sevdiğim bir sözü var, ‘Bütün siyaset yereldir’ derler. Sahiden de öyledir.
Yerel siyaset, yerel demokrasiyi, yerel demokrasi de genel siyaseti ve demokrasiyi besler. Bunların hepsi birbirine bağlıdır, bir zincirdir.
Ama bizde yerel demokrasi üzerindeki Ankara vesayeti o kadar büyüktür ki, demokrasiye karşı esas korkumuzun yerel demokrasiden kaynaklandığını söylemek hiç de yanlış olmaz.
Türkiye’deki pek çok akıl dışılığın ardında da yerel demokrasiye duyulan korku yatar zaten. Korkularımızı dönüştürmekte, zamana uydurmakta da üstümüze yoktur. Kürt sorununun çözümsüz kalmasının sebeplerinden biri yerel demokrasi korkumuz değil midir?
Ama bir şeyi unutuyoruz: Yarım hamilelik olmayacağı gibi yarım demokrasi de olmaz, olamaz.
Yerel demokrasinin olmadığı bir ülkede, genel demokrasi de beklenmez. Yerel siyasi liderler çıkarması engellenen bir sistem, ister istemez tek adamlara bağımlı kalır.
Madem anayasamızı toptan değiştireceğiz ve demokrasi istiyoruz, işin bu boyutunu da tartışmalıyız.

X