Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şişmanlık kalıcıdır

Hayatı boyunca şişman olan bir insan için zayıflamanın en güzel yanı, günün birinde tekrar şişmanlamak için gerekli önkoşulları sağladığına inanmaktır. Bu zayıflamada asansör teorisi olarak bilinen şeydir.Aslında hayatımın geri kalan bölümünün nasıl geçeceği daha henüz beş yaşımdayken belli olmuştu.O günlerde Ankara'daydık.Ben bir akşamüstü aniden ağlamaya başladım.Annem babam telaş içinde odaya girdiler.Neden ağladığımı sorduklarında ben de Piknik Lokantası'nda yapılmakta olan sosisli sandviçleri özlediğimi söyledim.Sonra babam beni dövdü falan filan. Hikayenin daha sonra nasıl geliştiği önemli değil.Önemli olan benim yemek konusunda önemli bir genetik deformasyonum olduğu gerçeğinin daha o günlerde net bir şekilde ortaya çıkmış olmasıydı.Daha sonra, altı yaşımdayken Piknik'te o zamanlar verilmekte olan fıçı birayı da gizlice içmiştim.O gün de ilerde alkolik olacağımın ilk işaretlerini almıştım ama tabii ki meselenin bu yönü tamamen farklı ve bambaşka bir yazı konusu olacak kadar zengin.* * *Arkadaşlarım bu genetik deformasyon işini çok sık kafayı taktığımı söylüyorlar.Doğru olabilirler ama size bir şey söyleyeyim mi, şişmanlık konusunda genlerin rol oynadığı kesin.Benim hayatta en gıcık olduğum insan tipi, ne yerse yesin katiyen şişmanlamayan insanlardır.Düşünsenize siz rejimdesiniz ve haşlanmış lahanayı üzerine tuz bile ekmeden yiyorsunuz.Üstelik bunu 80 kilodan 79.999 kiloya inmek için yapıyorsunuz.O sırada karşınızda bir adam pizza üzerine zeytinyağını boca ederek yiyor.Üstelik daha bu başlangıç yemeği. Ana yemekte ise inanılmaz derecede kalın olan bir orta pişmiş et, yanında dağ gibi bir kızarmış patates de tıkınacak.Üstüne de iki porsiyon sufle yiyecek.Daha da kötüsü bu adam sadece 60 kilodur ve kaçınılmaz bir biçimde, karşınızda bu şekilde yemek yerken size dönüp, ‘‘Vallahi yıllardır ne kadar yersem yiyeyim, tek kilo bile alamıyorum. Bazı insanlara su içse bile yarıyor. Onlara nasıl da imreniyorum, tahmin edemezsin’’ diye konuşacaktır.İşte gel de bu adamı o dakika boğup öldürme ya!Tam kader kurbanlık iş olur bu yani..Ben sadece nefes alsam kilo oluyor, adam su içmekten bahsediyor, kalleş herif.* * *Yazının gidişatından da anlayacağınız gibi yine rejimdeyim.Üstelik bu kez rejimi, sabah cimnastiği ile de destekliyorum.Ancak bu hayatta herkesin, her şeyin benim aleyhime örgütlenmiş olmasından dolayı yine başarılı olamayacağımdan eminim.Şimdi diyeceksiniz ki sen paranoyaksan biz ne yapalım be kardeşim.Peki ama ben paranoyaksam şu aşağıda anlatacağım olaya ne diyeceksiniz ki?Düşünsenize sabah cimnastik salonuna gitmişim.O anda tamamen başka bir yerde, örneğin iskender kebapçısında olmak filan isterken, kendimi o inanılmaz derecede sıkıcı olan koşu bandının üstünde bulmuşum.Kaderime küsmüşüm ve hatta o kadar küsmüşüm ki bu iş biraz daha devam ederse arabesk sanatçısı olmaya bile doğal geçiş yapacağım.Neyse yapacak başka bir şey kalmadığından koşmaya başlamışım.Dursam tamamen başka sorunlar çıkacak, o yüzden de koşuyorum, yani alternatifsizim.Ve ne oldu o anda biliyor musunuz?Duvardaki ekranda BBC kanalında yemek programı başladı.Evet yemek programı.Ve sadece bir simit için bile seri cinayet işlemeye hazır olan ben, o koşu bandının üstündeyken içi dolduruldıktan sonra kızartılan iri mantarlar, spagettiler, kızarmış tavuklar seyretmek zorunda kaldım.Dalıp gitmişim o sırada. Koşma hızım istemeden saatte 7 kilometreden 10 kilometreye çıkmış. Hızla koşarsam o yemeklere ulaşacağımı düşündüm herhalde.Bir anda salondaki görevliyi karşımda gördüm. Ne oldu diye soruyordu.Kulaklığı çıkarıp ben de ona ne oldu diye sordum.Meğerse televizyondaki yemek programını izlerken farkında olmadan yüksek sesle ağlamaya başlamışım.* * *Ne yapayım yani, nasıl kontrol altına alayım bu iştahımı bilemiyorum.Mideme balon koydurmayı düşündüm bir ara. Ama balona rağmen iştahım kesilmediği takdirde ne tür bir felaketin olabileceğini henüz hiçbir bilim adamının yazmamış olmasından dolayı bundan korktum ve vazgeçtim.Bilim adamları insan vücudunun CCK-8 kısa adıyla bilinen bir kimyasal madde ürettiğini, bunun insan beyninde doyma hissini yarattığını söylüyorlar.Bunun uzun adı Cholecystokinin octapeptide.Diyorlar ki siz bu kimyasal maddeden vücuda suni olarak takviye yaptığınız takdirde beyniniz doyma sinyalini hızla verir ve böylece az yemeğe başlarsınız.Ancak bunu da yapamam çünkü:1- Adını yazarken bile inanılmaz güçlükler çektiğim bir maddeyi, telaffuz etmem de mümkün olmadığından bunu eczacıdan istemem katiyen söz konusu olamaz.2- Diyelim ki maddeyi bulabildim. Ne yapacağım yani yanımda sürekli bir serum aleti dolaştırıp bu maddeden damara mı vereceğim?Ben kendimi biliyorum. Beni öyle bir iki hap durduramaz, iştahımı bir ilaç kesecekse eğer bunu damardan sürekli almam gerekiyor.İşte böyle. Anlayacağınız gayet umutsuz bir mücadeleye girmiş durumdayım ama olsun kendime işkence etmeyi sürdüreceğim.
X