Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

'Şişli’de Bir Apartıman'

Tuğrul ŞAVKAY

LÜKÜS Hayat operetini bilenler başlığı hemen hatırlamışlardır.

Bir zamanlar Şişli’de bir apartman dairesi sahibi -ya da kiracısı- olmak İstanbul’da ciddi bir ayrıcalıkmış. Şimdiki Şişli aynı Şişli değil. Semt, bir rezidans alanı olarak çok daha mütevazi sınırlar içine çekilmiş görünüyor. Burayı daha çok işyerleri bastı. Baskın da basanın oldu!

Yine de Nişantaşı gibi kentin en seçkin mağazalarının yer aldığı yerler de yine Şişli’nin sınırları içinde.

* * *

Bence İstanbul’un neredeyse mistik denecek yanlarından biri de böylesine bir içiçe geçmişlik. Batı’daki kentlerde sadece işyerleri ile oturma bölgeleri ayrılmış değil. Buralarda zenginlerin mahalleleri ile yoksullarınki de kesin denecek sınırlarla belirlenmiştir. En azından Endüstri Devrimi sonrasının görüntüsü böyle. Daha eskiden İstanbul gibi kozmopolit kentlerde bir de dinsel sınırlar varmış. O bambaşka bir hikaye...

İstanbul’da ise bugün gözde ve gözden düşmüş mahalleler olduğu şüphesiz. Ama bu gözde yerlerin sınırı nerede başlayıp nerede bitiyor, onu bilen yok. En lüks apartmanın birkaç yüz metre ötesinde bir gecekondu alanı görmek İstanbullu’yu şaşırtmıyor.

Şişli’de de durum farklı sayılmaz.

* * *

Yakın bir geçmişte bir süre Şişli’de bir ofiste çalıştım. En büyük şikayetim yoğun trafik gürültüsü ve park sorunuydu.

Geçenlerde tekrar birkaç günümü Şişli’de geçirmek durumunda kaldım. Bazı uygulamaları isabetli buldum.

Önce Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün yeni parkomat uygulamasının desteklenmesi gerektiğini söyleyeyim. Yapılan iş özünde çok doğru. Şişli’de yol üstünde kısa süreli park etme imkanı sağlanmalı. Ancak bu makul bir alışveriş süresiyle sınırlı tutulmalı. Ücreti de yüksek olmalı. Olmalı ki, adam getirip bütün gün arabasını caddenin üzerine park etmesin. Gitsin bir otoparka bıraksın. Aradaki yolu da zahmet edip yürüyüversin. Spor olur! Tabii yolların yürünebilir olması şartıyla.

* * *

İşin daha güzel yanı, bu park işini mafyozo bazı tiplerin elinden almak. Bu şehir eşkiyalığına bütün yüreğimle isyan ediyorum. Şakiler dağdan inmiş burada soygun yapıyor. İstanbullu da korkudan eşkiyayla alış verişte. Böyle bir ilişki, insanı kendisinden iğrendirecek kadar alçak.

Bununla kim savaşıyorsa yanında saf tutmak gerek.

İçinden Yol Geçen Sinema

MADEM söz Şişli’den açıldı, bir sinema izlenimimi aktarayım.

Geçenlerde Reassürans Pasajı’nın altındaki Ericsson’un sponsoru olduğu AFM sinemasına gittim. Doğrusu bu küçük salonları çok sempatik bulmuyorum. Ama temiz ve uygar görünümlü olmaları hoşuma gidiyor. Bir de 'ne yapalım artık eskisi kadar seyirci yok' diyerek bu küçülmeyi hoş görmeye çalışıyorum.

* * *

O gün, sinemada bir arkadaşımın çok övdüğü Matriks filmini seyretmeye çalıştım.

Sözü yanlış yazmadım ve siz de yanlış okumadınız: Filmi seyredemedim, seyretmeye çalıştım.

Çünkü kapı kapandıktan sonra da koridordan gelen geçenlerin konuşmaları, çocukların ağlamaları, derin tartışmalar hepsi aynen sinema salonunun içindeydi.

* * *

Aksini iddia edecek birisi var mı bilmiyorum ama, benim için film seyretmek bir yoğunlaşma meselesi. O kadar gürültünün içinde insan kendisini nasıl filme verir, anlamak mümkün olmuyor.

Sinema salonu AFM gibi çok ciddi bir işletmeciye ait. Sponsoru Ericsson en az o kadar ciddi bir başka kuruluş. AFM salonları yaptırırken veya teslim alırken bu en önemli özelliğe dikkat etmedi mi? Ericsson sponsorluk yaparken Matriks gibi bir filmde başrole rakibi Nokia’nın getirilmesine itiraz etmeyebilir. Bu onun bileceği bir iş. Ama salonların bu haline niye itiraz etmedi?

Bu işte bir yanlış var ama, tam çıkartamadım doğrusu.

BİR OKUR ÖNERİSİ

Evliler Günü

ADININ zinhar açıklanmasını istemeyen bir okurum mektup göndermiş. Mektubun konusu dün kutlanan Sevgililer Günü.

'Benim böyle bir günün kutlanmasına bir itirazım yok' diyor. 'Sonuçta hem bazı insanlar mutlu oluyor, hem de ticarete yararı dokunuyor. Sevgililer Günü sayesinde bir sürü hediyelik eşya satılıyor, restoranlar o gün iyi iş yapıyor.'

Okurumun itirazı farklı bir noktada. 'Eşimle görücü usulüyle evlendik. Çok iyi bir insandır. Kendisine hürmetim sonsuz. Ama öyle aramızda aşk meşk falan olmadı' diyor. Tek aşkı ortaokuldaki kız arkadaşı imiş. 'Ondan sonra hayatımda aşk meşk olmadı' diye ekliyor.

Sonra da dürüst bir tavırla, 'şimdi iki yüzlülük edip karımı Sevgililer Günü’nde bir yerlere mi götürseydim. Ya da o gün için bir şeyler mi alsaydım?'

İsteği ilgili makamların -onlar her kim iseler- edebiyle bir 'Karı Kocalar Günü' ilan etmesi.

Benim de bu işe aracılık etmemi istemiş.

Okurumun dileğini böylece yerine getirmiş oldum.

X