Sıradaki!..

Hürriyet Haber
24.04.1998 - 00:00 | Son Güncelleme: 24.04.1998 - 00:01

Yavuz GÖKMEN

Eğer birtakım insanlar sabahın kör karanlığında yataklarından kaldırılarak apar topar gözaltına alınıyorlarsa, burada biraz durup düşünmek gerekir.

Eğer bir insan, Ziya Gökalp'ten birkaç mısra okudu diye hüküm giyiyorsa, burada da biraz durup düşünmek gerekir.

Çünkü demokratik hukuk devletlerinde, insanların özgürlükleri asıl, tutuklulukları istisnadır. Kendine güvenen devlet, takibatlarını insanları tutuklayarak değil, serbest dolaştırarak yapar. Kendine güvenen devlet, hürriyetini bir saat kısıtladığı sanık suçsuz bulunduğu takdirde, bu bir saatlik kısıtlamının bedelini tazminat olarak öder.

Oysa anlaşılıyor ki bizim devletimiz kendisine güvenmek şöyle dursun, büyük korkulara esir düşmüştür. Bizim devletimiz adeta bir korku paranoyası içinde çalkalanıp durmaktadır.

Ve kendi eylemleriyle kendi özünü zedelemekte, kendi özünün temeline dinamit koymaktadır.

* * *

Eğer bugün Türkiye'de üst yapıdaki baş çelişkinin, halkın demokratik özlemleriyle, devletin yıllar öncesine dönmek istemesi arasında olduğunu bilmesem resmen endişeleneceğim.

Oysa bunu biliyorum ve bu çelişkinin halkın demokratik özlemleri lehine çözüleceğinden de adım gibi eminim. Artık Türkiye ne İran-Cezayir kaosuna sürüklenir, ne de Baas tipi bir baskıcı devlet olabilir. Çünkü çağ yürüyor ve dışa açılmış bir Türkiye, çağın önüne geçme uğraşını halkının özünde veriyor.

Devlet bu özleme tıkaç tıkayamaz. Demokratikleşmeyi belki geciktirebilir ama bu geciktirme çabaları bile, gerçek demokrasinin nasıl kurulacağı konusunda en sağlam işaretleri verir.

Sözgelimi gerçek demokraside, hukuk bağımsız ve tarafsız olacaktır. Gerçek demokraside, mahkemelere bırakınız talimat vermek, tavsiye ya da telkinde bile bulunulamayacaktır.

Çünkü artık anlaşılmıştır ki, hukuk bağımlı ve taraflı olursa, ‘‘hukukun üstünlüğü’’, ‘‘üstünlüğün hukuku’’ haline gelirse, eğer bugün üstün olanın sözü dinlenirse, yarın üstün olanın da sözü dinlenecektir.

İşte o zaman, toplumda adalet duygusu özünden zedelenecektir.

Bu da devletin devletliğini yitirmesi anlamına gelecektir.

* * *

Şimdi biz aydınlar ve özellikle gazetecilere düşen, hukuku ve insan hak ve özgürlüklerini savunmaktır.

İnsanların hangi anlama gelirse gelsin, düşüncelerini ifade etmeleri nedeniyle takibata uğramalarını şiddetle eleştirmektir.

İnsanların devlet karşısında bir karınca kadar bile kıymet ifade etmemesi anlamına gelen eylemlerin karşısına çıkmaktır.

Bize en aykırı gelen düşüncelerin bile savunulması özgürlüğünü kabul ettirmek için sonuna kadar direnmektir.

Bu salt aydınlar ve gazetecilerin değil, aklı başında herkesin görevidir.

Yoksa bir gün birisi ‘‘Sıradaki!..’’ deyiverecektir.

O günün gelmesine topyekûn karşı çıkmalıyız.

Günlerin rotasını, özgürlük, barış ve demokrasiye çevirmeliyiz.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı