Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sıra geldi bakanlığa!

Emin ÇÖLAŞAN

Sekiz yıllık temel eğitim tasarısı Meclis'te kabul edildi. Önemli bir atılımdır, önemli bir eğitim reformudur. Ülkemiz için hayırlı olsun.

Ancak bir konunun hayırlı veya yararlı olup olmaması, onu hayata geçirecek siyasal iktidarın ve yetkili kişilerin tutumuna bağlıdır. Siz en güzel yasayı çıkarırsınız ama uygulanmadıktan sonra işe yaramaz.

Türkiye böyle örneklerle doludur. Bazı yasalar belli kadrolar tarafından savsaklanır, uyutulur ve yerin altına gömülür. Yasalar sadece kâğıt üzerinde kalır.

Milli Eğitim Bakanlığı'nda her görüşten insan çalışıyor. İçlerinde çok sayıda Atatürkçü-laik-çağdaş insan olduğu gibi gericiler de var. Hatta bu ikinci kesimin ağırlıkta olduğunu söyleyebiliriz.

* * *

Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ı iyi tanıyan gazetecilerden biriyim. Karşılıklı ev ziyaretlerine varan dostuğumuz vardır. Akıllı, dürüst, okuyan, dünyayı bilen, çizgisi tutarlı bir insandır. Hayatta hiçbir yamukluğu olmamıştır.

Şimdi ona düşen görev, Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarını yeniden elden geçirmektir. Burada karşımıza üç temel birim çıkıyor:

1- Personel Genel Müdürlüğü.

2- Din Öğretimi Genel Müdürlüğü

3- İl Milli Eğitim müdürleri.

Temel unsur bunlar. Bu birimler eski bakan sağlam Mehmet tarafından dolduruldu. Nice pırıl pırıl kamu görevlisi sıra beklerken, buralara Hacı-Bacı ikilisinin ‘‘seçmece'' adamları atandı.

Yılmaz hükümeti ve Hikmet Uluğbay şunu iyi bilsinler: Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarına egemen olamazlarsa, değil sekiz yıllık, 18 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması bile başlatsalar, sadece nasihat alırlar.

Bakanlık içinden ihanete uğrarlar, sabote edilirler ve rezil olurlar.

* * *

Refah Partisi sekiz yıllık kesintisiz eğitim konusunda böylesine büyük yaygarayı babasının hayrına mı kopardı? Kendi yayın organı olan Kanal-7 ve birkaç küçük gazete aracılığı ile kitleleri sokağa dökmek için boşuna mı uğraş verdiler?

Refah Partisi, imam hatip okullarını niçin partinin arka bahçesi olarak görüyordu?

Bunlar devletin okulları değil miydi?

Eğer o okullardan cumhuriyet, rejim ve Atatürk düşmanı çocuklar yetişiyorsa, sorumlusu kimdi? Bu devletin Milli Eğitim Bakanlığı değil miydi?

Evet, o çocukları Milli Eğitim Bakanlığı öyle yetiştirdi. Onlar Türkiye'ye uzaydan gelmediler. Biz öyle yetiştirdik onları.

O bakanlığın atadığı kadrolar -yöneticiler, öğretmenler- yetiştirdi.

Size burada küçük bir örnek vereyim. Yönetmeliklere göre, imam hatip okullarında kız öğrenciler sadece Kuran derslerinde başlarını örtebilir. Oysa yıllardan beri geçerli olan uygulamada imam hatip öğrencisi kız çocukları zorla örtü altına sokuluyorlar.

O kadar ki, bu örtünme adeta bir üniformaya dönüşüyor.

Dahası, bu okullarda tümüyle harem-selamlık uygulaması yapılıyor. Kız ve erkek öğrenciler sürekli ayrı yerlerde.

* * *

Böyle şey olur mu? Devlet okul açıyor ve burada rejime düşman çocuklar yetiştiriliyor. Bu çocuklar henüz 11-12 yaşlarında. Hepsinin beyni bir anda görünmez güçler tarafından yıkanmaya başlıyor... Çünkü devletin okulunda okuyan yavrulara şeriatçı kesim el atıyor.

Bunlara bedava yurt, yemek, giyecek sağlayıp önce velilerini, sonra da çocukları tavlıyorlar.

Oynanan oyun çok ilginç!.. İmam hatiplere genelde fakir fukara çocukları gönderiliyor. Bu ailelerin eğitim düzeyi düşük. Çocuğun yükünden kurtulmak için onu oraya gönderiyorlar, çünkü biliyorlar ki imam hatibe gidince birileri tarafından beslenecek, yatırılacak, giydirilecek!..

Ve sonra da beyin yıkama işlemine tabi tutulacak!

* * *

Evet, Yılmaz hükümetini ve Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ı burada bir kez daha uyarıyorum:

Sekiz yıllık eğitim büyük para gerektirecek. Bunu biliyoruz. Parayı herhalde bir yerlerden bulursunuz.

Ama işin paradan çok daha önemli olan yönü, sekiz yıllık eğitimin kadrolarını oluşturmaktır.

Eğer bu kadroları oluşturamazsanız, Milli Eğitim Bakanlığı'na derhal egemen olamazsanız...

Vay sizin halinize!..

İşte o zaman bu işin altından kalkamazsınız. Rezil olursunuz. Gerek bireysel ve gerekse siyasal açıdan bitip tükenirsiniz.

Sizin bitip tükenmeniz dert değil de, Türkiye'ye büyük darbe vurmuş olursunuz.

* * *

Falih Rıfkı Atay'ın ‘‘Zeytindağı'' isimli kitabını yıllar önce okumuştum, şimdi ikinci kez okuyorum. Atay 1915 yılında yedek subaylığını yapıyor. Şam ve Kudüs'te Cemal Paşa karargâhında görevli. Bunun öncesinde ve sonrasında yaşadığı olayları ve İmparatorluğun çöküşünü anlatırken bir yerde şöyle diyor:

‘‘O sırada Türkiye'ye birkaç yıl sonra Atatürk gibi bir adamın geleceği düşünülemezdi. Böyle bir şeyin fantezi romanlarında bile yeri olamazdı...''

Sadece biz değil, dünya bile ikinci Atatürk'ü çıkaramadı. Öyle bir insanın bütün eserlerine, ardında bıraktığı bütün nimetlere yıllar boyu saygısızlık ettik. Saygısızlık bir yana, içimizdeki bazı hainler ona küfretmekten bile utanmadılar.

Atatürk'ün ne büyük adam olduğunu, şu sekiz yıllık temel eğitimi protesto eden birkaç bin kişiyi, savundukları zihniyeti ve çağdışı kafaları gördükçe bir kez daha anlıyoruz.

1920'li ve 30'lu yıllarda bütün devrimleri şakır şakır yapmıştı. Biz ise 2000 yılına üç kala bir eğitim reformu yapabildik diye seviniyoruz!

Nur içinde yat büyük Atatürk.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI